Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

Neden Allah'a ulaşmayı dilemek BÖLÜM 7
Ferhat BAŞTUĞ - Allah'a ulaşmayı dilemek

lale6TAKVA

 

Takva; vav, kaf,ye harflaerinden oluşan vikaye kökünden  gelmedir.

    Takva; Lügat anlamı olarak,Sakınmak,cekinmek,korunmak demektir.

   Diyanet işleri başkanlığı İslami ilimler ansiklopedisi. Terim olarak ta “Allah korkusundan dolayı günah işlemekten ve şüpheli şeylerden şiddetle kacınmaktır.Allah’ın emirlerini tutup haramlarından kacınmaktır.

   Türkiye gazetesi dini terimler sözlüğü;Allah tan korkmak,haramlardan sakınmak.

  Allah’uteala bu konuda ne buyuruyor?

1-Allah’ın ikramina mazhar olmaktır.

49 / HUCURAT - 13 : Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun).
Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.

 a) Dünya hayatındaki ikramlar;

Takva sahibi olduğumuzda hak ile batılı ayıracak anlayış verir (Furkanlar)  o güne kadar işlediğimiz günahları örter.Daha sonrada (mürşidimize tabi olduğumuzda)  sevaba cevirecektir.

8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

 65 / TALÂK - 5 : Zâlike emrullâhi enzelehû ileykum, ve men yettekıllâhe yukeffir anhu seyyiâtihî ve yu’zım lehû ecrâ(ecren).
İşte bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Ve kim Allah'a karşı takva sahibi olursa, onun günahlarını örter. Ve onun ecrini azamî artırır.

b) Ahretteki ikramlar;

19 / MERYEM - 85 : Yevme nahşurul muttekîne iler rahmâni vefdâ(vefden).
O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân'ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).

2-Allah’ın koruması altına girmektir.

16 / NAHL - 81 : Vallâhu ceale lekum mimmâ halaka zılâlen ve ceale lekum minel cibâli eknânen ve ceale lekum serâbîle tekîkumul harra ve serâbîle tekîkum be’sekum, kezâlike yutimmu ni’metehu aleykum leallekum tuslimûn(tuslimûne).
Ve Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler kıldı. Ve sizin için dağlardan (yağmurdan, rüzgârdan) barınılacak yerler ve sıcaktan koruyan giysiler (gömlekler) ve sizi şiddetli (darbelerden) koruyan gömlekler (zırhlar) kıldı. Sizin üzerinizdeki ni'metini işte böyle tamamlıyor. Umulur ki; böylece teslim olursunuz.

 3 / AL-İ İMRAN - 120 : İn temseskum hasenetun tesû’hum, ve in tusibkum seyyietun yefrahû bihâ ve in tasbirû ve tettekû lâ yadurrukum keyduhum şey’a(şey’en), innallâhe bi mâ ya’melûne muhît(muhîtun).
Şayet size bir hasenat (güzellik) dokunursa onları hüzünlendirir. Ve şayet size bir seyyiat (kötülük) isabet ederse, onunla ferahlanırlar (ona sevinirler). Ve eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, onların hileleri size hiçbir şeyle zarar veremez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını (ilmi ile) kuşatandır (bilendir).

13 / RAD - 34 : Lehum azâbun fîl hayâtid dunyâ ve le azâbul âhıreti eşakk(eşakku), ve mâ lehum minallâhi min vâk(vâkın).
Onlar için dünya hayatında bir azap vardır ve ahiretin azabı daha da meşakkatlidir. Ve onların Allah'tan (Allah'ın azabından) koruyan bir koruyucusu yoktur.

19 / MERYEM - 72 : Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.

50 / KAF – 31-32 : Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin. Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).

Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.

27 / NEML - 53 : Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) ve (bu sebeple) takva sahibi olanları kurtardık.

 

3-Rahmet vesilesidir.

6 / EN'AM - 155 : Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).

7 / A'RAF - 63 : E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn(turhamûne).
Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz.

57 / HADİD - 28 : Yâ eyyuhellezîne âmenût tekûllâhe ve âminû bi resûlihî yû’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûren temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler), Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve O'nun Resûl'üne îmân edin ki, size rahmetinden iki kat versin. Ve sizin için, onunla beraber yürüyeceğiniz nur kılsın (versin). Ve sizi mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin). Ve Allah; Gafûr'dur, Rahîm'dir.

49 / HUCURAT - 10 : İnnemel mû’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn(turhamûne).
Mü'minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.

4-Dünya nimetlerine güzelliklerine mazhar olmaktır.

7 / A'RAF - 96 : Ve lev enne ehlel kurâ âmenû vettekav le fetahnâ aleyhim berekâtin mines semâi vel ardı ve lâkin kezzebû fe ehaznâhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
O ülkenin halkı eğer âmenû olsalardı ve takva sahibi olsalardı elbette onlara semadan ve yerden bereketler (bolluk) açardık. Fakat onlar yalanladılar. Böylece kazandıklarından dolayı onları aldık (cezalandırdık).

39 / ZUMER - 10 : Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin).
De ki: "Ey âmenû olan kullar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Bu dünyada ahsen olanlar için bir güzellik vardır. Ve Allah'ın arzı geniştir. Ama sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir."

5-İşlerin kolaylaşma vesilesidir.

65 / TALÂK - 4 : Vellâî yeisne minel mahîdı min nisâikum inirtebtum fe iddetuhunne selâsetu eşhurin vellâî lem yahıdn(yahıdne), ve ulâtul ahmâli eceluhunne en yada’ne hamlehunn(hamlehunne), ve men yettekıllâhe yec’al lehu min emrihî yusrâ(yusren).
Ve eğer hayzdan (adetten) kesilmiş olan kadınlarınızdan şüphe ederseniz, o taktirde onların iddeti (müddeti) 3 aydır ve henüz hayz (adet) olmamış kadınların da (iddeti 3 ay). Yüklü olan (hamile) kadınların müddetleri ise yüklerini bırakıncaya (doğum yapana) kadardır. Ve kim Allah'a karşı takva sahibi olursa, (Allah) işinde ona kolaylık sağlar.

92 / LEYL – 5-6-7 : Fe emmâ men a’tâ vettekâ. Ve saddeka bil husnâ. Fe senuyessiruhu lil yusrâ
Fakat kim verdi (infâk etti) ve takva sahibi oldu ise. Ve Hüsna'yı (Allah'ın Zat'ını görmeyi) tasdik etti ise. O zaman Biz ona, (Allah'ın Zat'ını kolayca görmesi) için kolaylık sağlayacağı

6-Allah’ın velisi olmaktır.

45 / CASİYE - 19 : İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).
Muhakkak ki onlar, Allah'tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur. 10 / YUNUS – 62-63 :
E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
 Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.

2 / BAKARA - 194 : Eş şehrul harâmu biş şehril harâmi vel hurumâtu kısâs(kısâsun), fe meni’tedâ aleykum fa’tedû aleyhi bi misli ma’tedâ aleykum, vettekûllâhe va’lemû ennellâhe meal muttekîn(muttekîne).
Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (yasaklar) karşılıklıdır. O halde kim size saldırırsa o zaman onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah'a karşı takva sahibi olun ve Allah'ın takva sahipleriyle beraber olduğunu bilin

16 / NAHL - 128 : İnnallâhe meallezînettekav vellezîne hum muhsinûn(muhsinûne).
Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, Muhsinlerdir.

7-Hak mü’min liğin temel sebebidir.

8 / ENFAL – 1-2-3-4 : Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne). İnnemel mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne). Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).  Ulâike humul mu’minûne hakkâ(hakkan), lehum derecâtun inde rabbihim ve magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Sana ganimetlerden sorarlar: “Ganimetler, Allah'ın ve Resûl'ündür.” de. Artık Allah'a karşı takva sahibi olun ve aranızdaki durumu (sahip olduğunuz hali) ıslâh edin (düzeltin)! Eğer mü'minlerseniz, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat edin. Gerçek mü'minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah'ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab'lerine tevekkül ederler. Onlar namazlarını ikame ederler (kılarlar) ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler. İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onların Rab'lerinin yanında dereceleri vardır. Ve onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) vardır ve kerim bir rızık vardır.

12 / YUSUF - 57 : Ve le ecrul âhıreti hayrun lillezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve mutlaka âmenû olan (yaşarken Allah'a ulaşmayı dileyen) kimseler için ahiretin (ruhu hayatta iken Allah'a ulaştırmanın) ecri (mükâfatı) daha hayırlıdır
. Ve onlar takva sahibi olmuşlardır.

41 / FUSSİLET - 18 : Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) kurtardık.
Ve (böylece) onlar, takva sahibi olmuşlardı.

27 / NEML - 53 : Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) ve (bu sebeple) takva sahibi olanları kurtardık.

   Allah’ın ayetleri ile de tarifler böyle ama ülkemizdeki kur’an meallerinin tamamına yakını nerde “takva” kelimesi gecmişse “ALLAHTAN KORKMAK” olarak anlam verilmiş.Eger bu anlam doğru olsa o zaman ŞEYTAN da takva sahibi olur cennetlik olurdu.çünkü şeytan,”ben Allahtan korkarım” diyor.

8 / ENFAL - 48 : Ve iz zeyyene lehumuş şeytânu a'mâlehum ve kâle lâ gâlibe lekumul yevme minen nâsi ve innî cârun lekum, fe lemmâ terâetil fietâni nekesa alâ akıbeyhi ve kâle innî berîun minkum innî erâ mâ lâ terevne innî ehâfullâh(ehâfullâhe), vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ve şeytan, onlara amellerini süslemişti. Ve şöyle dedi: “Bugün insanlardan size gâlip olacak yoktur. Ve muhakkak ki ben, size müttefikim (yardımcıyım).” Fakat iki toplum, (birbirini) görünce iki topuğu üzerinde arkasına dönüp kaçtı ve “Ben, sizden uzağım. Gerçekten ben, sizin görmediğiniz şeyleri görüyorum. Muhakkak ki ben, Allah'tan korkarım.” dedi. Ve Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır.

59 / HAŞR - 16 : Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
(Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım.” dedi.

   Demekki takva,Allahtan korkmak değilmiş.

   Diyanet işleri başkanlıgının yayınladığı İslami ilimler ansiklopedisinin bir başka yerinde daha uygun bir tarif var.

TAKVA;”Gercek anlamda takva sahibi olabilmek her şeyden önce peygamber(sav)efendimizin”benim sahabem gökteki yıldızlar gibidir.”dediği sahabesini örnek almak ve saglam bir inancla islamın icablarını yerine getirmektir.

   Bu tarif gercekten  bu gün uygulamaya konmamasına rağmen enazından bu  bilgiye sahiptirler hamdolsun o zaman sahabe ne yapmış o na bakalım inşallah.

   Takva sahibi olmak,rum suresinin 31.ayetikerimesine göre münib olmak (Allah’a ulaşmayı dilemek) gerektiğine göre sahabe bunu yapmışmı?

-Evet.zümer/17 de acıklanmış

39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

   Kur’an agöre MÜNİB,ENAB olan nereye ulaşır?

Zümer/17 ye göre Allah’a kul olur şeytan devreden çıkar

Rad/27,şura/13 e göre Allah onu hidayete erdirir.

Rum/31 e göre takva sahibi olur.

   Kişinin sadece “ben Allah’a ulaşmayı diledim münib oldum ben takva sahibi oldum”diyebilirmi?

-hayır çünkü kişi, kendi kendine takva sahibi olamaz veya dil ile bunu gercekleştirse bile gecerli olmaz hatta yukarıda bahsedildiği gibi insanlar kendi kendilerine ne kadar haramdan kacsalar ne kadar Allah’ın emirlerini getirdiklerini zannetseler bile TAKVA SAHİBİ OLAMAZLAR neden? Çünkü,”Allah’ın emirlerini yerine getirmeye calışmak, yasaklarından kacmaya calışmak (Allah’a ulaşmayı dilemek hariç) o kişiyi TAKVA SAHİBİ kılmaz ancak TAKVA SAHİBİ olurlarsa emir ve yasaklara riayet edebilirler. Onlar Allah’ın emirlerini dinleseler KUR’ANI  HAYATLARINA GECİRİRLERDİ onlar Allah’ın dini yerine ŞEYTANIN DİNİNİ YAŞAYABİLİRLER. Yukarıda Allah’ın tarifi acık takvanın yedi özelliğinden bahsediyor.İnsanlar ne diyor “takva Allah tan korkmaktır”Allah takvanın tarifini yapmış özellikleri belli yetmez, kişinin takva sahibi olmasına da Allah karar veriyor insanın kendi değil.Muhammed suresinin 16.ve 17.ayetlerine baktığımızda peygamber (sav)efendimizin sohbetine iştirak edenlerden bir grubun hevalarına tabi olduğunu digerlerinin ilim sahibi olduklarını Allah’a ulaşmayı diledikleri için Allah’ın onları hidayete erdireceğini daha sonra da arttıracağını ve onlara TAKVALARINI vereceğini buyuruyor.O zaman hidayete adım atmadan Allah takva sahibi kılmıyor kimseyi.Hidayetin de takvanın da temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI  DİLEMEK VAR (münib olmak enab olmak)

47 / MUHAMMED – 16-17 : Ve minhum men yestemiu ileyke, hattâ izâ harecû min indike kâlû lillezîne ûtûl ilme mâzâ kâle ânifâ(ânifen), ulâikellezîne tabaallâhu alâ kulûbihim vettebeû ehvâehum. Vellezînehtedev zâdehum huden ve âtâhum takvâhum.
Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah'ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır. Ve onlar ki hidayete ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvalarını verdi.

   İşte yukarıda sahabenin hayatındaki tatbikatı takvadır denmişti.Evet sahabe zümer/17 de Allah’a ulaşmayı diledi 1.takvaya ulaştı,biz de Allah’a ulaşmayı dileyeceğiz bizde 1.takvanın sahibi olacağız

Kainatın enbüyük MÜRŞİDİNE (Peygamber sav.e) tabi oldular ( A’raf/157) 2.takvanın sahibi odular.

7 / A'RAF - 157 : Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.

5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

   Onlar peyg.efendimizin verdiği receteleri hayetlarına tabik ettiler nefs lerini tezkiye edince ruh ları Allah’a ulaştı hepsi hidayete erdiler.Ve 3.takvanın sahibi oldular.

7 / A'RAF - 158 : Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

   Sonra hepsi fizik vücutlarını da Allah’a teslim ettiler Muhsinlerden olup 4.takvanın sahibi oldular.

3 / AL-İ İMRAN - 20 : Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

3 / AL-İ İMRAN – 133-134 : Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne). Ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved darrâi vel kâzımînel gayza vel âfîne anin nâs(nâsi), vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Ve, Rabbinizden olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun! Onlar (muttekiler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infak ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever.

   Hepsi daimi zikre ulaştı ve ULULELBAB oldular ve nefs lerini de Allah’a teslim ettiler.5.takvanın sahibi oldular.

3 / AL-İ İMRAN – 190-191 : İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
 Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette ayetler (deliller) vardır. Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

2 / BAKARA - 136 : Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”

    Hepsi muhlislerden oldular irşada ulaştılar ve 6.takvanın sahibi oldular.

 2 / BAKARA - 179 : Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey ulûl'elbab! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur böylece ki siz, takva sahibi olursunuz.

49 / HUCURAT - 7 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

   Hepsi iradelerini Allah’a teslim ettiler ve 7.takvanın sahibi oldular.

3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!

   İşte takvanın gerceği bu bize örnek olan sahabenin de hayatı bu şekilde olduğuna göre ayetlerde bunu gösteriyorsa bundan başka tarifler sadece ZAN dan ibaret olmuyormu ? her konu da olduğu gibi Allah’ın dini Allah’ın kitabında dır EMANİYYEDE değil/elyazması kitaplar) Bazıları”peki ya bu kadar alim gelmiş gecmiş bunların hepsi bunu söylüyor bunlar bilmiyorlar da siz mi biliyorsunuz? Evet dogru söylüyorlar ama gercek Allah’ın kitabı bunun aksini isbat eden bir babayiğit çıksın da bakalım doğru ise o na tabi olalım.

   Peki takva sahibi olmazsak ne olur.?

1.Allah’a kul olamaz şeytan’a kul olarak kalır.

Zümer/17( yukarıda meali var)

2 / BAKARA - 21 : Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

 23 / MU'MİNUN - 32 : Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Böylece Biz, onlara, onların içinde, onlardan resûl gönderdik, Allah'a kul olsunlar, diye. Sizin, O'ndan başka İlâhınız yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah'a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?

2.Cennet ehli olamaz cehennemlik olarak kalır.

2 / BAKARA - 206 : Ve izâ kîle lehuttekıllâhe ehazethul izzetu bil ismi fe hasbuhu cehennem(cehennemu), ve le bi’sel mihâd(mihâdu).
Ve ona: “Allah'a karşı takva sahibi ol.” denildiği zaman izzet (nefsin gururu) onu günahla tutar (mani olup onu günaha sokar). Artık ona cehennem yeter ve elbette (o) kötü bir döşektir.

Kaf/31 yukarıda meali var.

Meryem/72 yukarıda meali var.

  3. Hak mü’min olamaz (kurtuluşa eren mü’min olamaz)

Enfal/1,2,3,4, yukarıda meali var.

Yusuf/57,Fussilat/18. yukarıda meali var

27 / NEML - 53 : Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) ve (bu sebeple) takva sahibi olanları kurtardık.

4.Allah’ın velisi olamaz,Şeytanın velisi olur.

8 / ENFAL - 34 : Ve mâ lehum ellâ yuazzibehumullâhu ve hum yasuddûne anil mescidil harâmi ve mâ kânû evliyâehu, in evliyâuhû illel muttekûne ve lâkinne ekserehum lâ ya'lemûn(ya'lemûne).
Ve onlar, Mecsid-i Haram'dan men ediyorlarken (engel oluyorlarken) ve onlar, O'nun (Allah'ın) dostları değilken; Allah, niçin onlara azap etmesin? O'nun dostları ancak takva sahibi olanlardır. Ve fakat, onların çoğu bilmezler.

5.Şirktedir.

30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

6.Dalalettedir.

 39 / ZUMER - 57 : Ev tekûle lev ennallâhe hedânî le kuntu minel muttekîn(muttekîne).
Veya: "Muhakkak ki eğer Allah beni hidayete erdirseydi, ben mutlaka takva sahiplerinden olurdum." diyenlerden (olmayın).

7.Küfürdedir.

 2 / BAKARA - 212 : Zuyyine lillezîne keferûl hayâtud dunyâ ve yesharûne minellezîne âmenû, vellezînettekav fevkahum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayrihisâb(hisâbin).
İnkâr edenlere, dünya hayatı müzeyyen kılındı (süslü gösterildi) ve onlar, âmenû olanların bir kısmı ile alay ediyorlar (fakir olanları küçümsüyorlar). (Oysa) takva sahibi olanlar, kıyâmet günü onların üstündedir. Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.

13 / RAD - 35 : Meselul cennetilletî vuidel muttekûn(muttekûne), tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), ukuluhâ dâimun ve zilluhâ, tilke ukbellezînettekav ve ukbel kâfirînen nâr(nâru).
Muttakilere vaadolunan cennet, altından nehirler akan ve onun meyvesi ve gölgesi daimî olan (bahçe) gibidir. İşte bu, takva sahiplerinin sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.

   Demekki Allah’ın davetcilerinin onları uyarmak için yaptıkları sohbetlerde,radyo,tv ve konferanslardaki konuşmalarında “ALLAH’A DAVETLERİ (Allah’a ulaşma davetleri) neticesinde” kim sabah akşam Allah’ın zatını isteyerek dua ederse Allah onların kalblerinden geceni işitir ve bilir onu kendine hidayet etmeyi dileyerek onu takva sahibi kılar.

29 / ANKEBUT - 5 : Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

6 / EN'AM – 51-52 : Ve enzir bihillezîne yehâfûne en yuhşerû ilâ rabbihimleyse lehum min dûnihî veliyyun ve lâ şefîun leallehum yettekûn(yettekûne). Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh(vechehu), mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne).
Ve Rab'lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O'ndan (Allah'tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar. Ve sabah akşam, Rab'lerinin Zat'ını dileyerek dua edenleri kovma.Onların hesabından senin üzerine, senin hesabından onların üzerine bir şey yoktur. Artık onları kovarsan, o zaman sen zalimlerden olursun.

7 / A'RAF - 63 : E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn(turhamûne).
Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz.

23 / MU'MİNUN - 32 : Fe erselnâ fîhim resûlen minhum eni’budûllâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(gayruhu), e fe lâ tettekûn(tettekûne).
Böylece Biz, onlara, onların içinde, onlardan resûl gönderdik, Allah'a kul olsunlar, diye. Sizin, O'ndan başka İlâhınız yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah'a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?

   Kişi takva sahibi olduktan sonra nefs tezkiyesine(nefs in ıslahına-terbiyesine)başlayabilir.(ahzap/70,71)ondan önce nefs inin afetleri hükümferma olduğu müddetce Allah’ın emirlerini yerine getirmede yasaklarından kacınmada bir gücü olmaz kendini zorlasada bunun birini yapsa öbüründe  yenilecektir.Onun için önce takva sahibi olacak nefs ine karşı iradesi (takva sahibi olduğu için)Allah tarafından güclendirilecekki gereğini yapabilsin.Bu gerceklerden haberi olmayanlar hep işin tersinden yapılacağını zanneder hem kendilerini hem de başkalarını oyalayarak cehenneme doğru yol alırlar dünya hayatında da mutlu olamazlar.(hac/11)

33 / AHZAB – 70-71 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden). Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen).
 Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin! (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederse, o taktirde fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.

22 / HAC - 11 : Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, Allah'a az (gönülsüz) ibadet eder. Ona bir hayır isabet etse onunla tatmin olur. Ve bir fitne isabet etse yüz geri döner. (Onlar), dünyada ve ahirette hüsrandadır. İşte o, apaçık hüsrandır.

   Nefs’in TEZKİYESİ (ıslah olması) takva sahibi olmakla mümkünse,Takva nıntarifini yapanlar da “Allah’ın emirlerini yerine getirmek,yasaklarından kaçmak” olarak yapmışsa ki öyledir.Acaba bunları yaparakmı takva sahibi olacağız yoksa önce TAKVA SAHİBİ olup ondan sonra ALLAH’IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRMEYİ YASAKLARINDAN KACMAYI mı başarabileceğiz ?

   Tabiî ki önce Allah’a ulaşmayı dileyerek TAKVA SAHİBİ olup nefsimizin ıslahı ile.Çünkü başlangıcta “nefs kötülüğü şiddetle emreder (Yusuf/53) dolayısıyla da emirleri yerine getirmede yasaklarından kacınmada başarılı olmamız mümkün değildir.

12 / YUSUF - 53 : Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

AMİLUSSALİHAT

 

   Amilussalihat,Islah edici amel,terbiye edici amel,tezkiye edici amel,sulh a erdirici amel yani mutluluğa ulaştıracak olan amel demektir.

   Diğer görüşler nelerdir ?

Türkiye gazetesi dini terimler sözlüğü;Amel-i Salih,Allah’utealanın razı olduğu,beğendiği iş.Salih ameller,islamın beş rüknü,direğidir.

   Diyanet işleri başkanlığı İslami ilimler ansiklopedisi;

Amael-i Salih,sözlükte amel”iş”Salih de”iyi,faydalı,hayırlı,akıl ve dinin doğru gördüğü şey”demektir.Amel-i Salih,”yararlı iş”anlamına gelir.

    Allah’a göre nedir?

Kur’an da Allah’uteala ankebut suresinin 9.ayeti kerimesinde “iman edip Salih amel işleyenleri SALİHLER ZÜMRESİNE katacağız buyuruyor.

29 / ANKEBUT - 9 : Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).
Ve âmenû olanları (salâh makamına ulaşanları) ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapanları, mutlaka salihlerin arasına dahil edeceğiz.

   Acaba SALİHLERİN kim olduğunu biliyormu bu “beş şarttır diyenler,faydalı hayırlı işler diyenler,bir de kur’an meallerini yazanlar hep iyi iş işleyenler diye meal vermişler”bunlar.

   Hayır bunların hicbirisi, bu gerceklerden haberleri yok.Neden?çünkü SALİHLER Allah ve resulüne (hayatta olan resule) itaat etmiş,nefslerindeki bütün afetleri tasviye etmiş kalbleri MÜZEYYEN OLMUŞ kişilerdir,İRŞADA ULAŞMIŞ kişilerdir,(hucurat/7) peygamberlerle,şehidlerle,sıddıklarla beraber arkadaş olanlardır.(nisa/69)

4 / NİSA - 69 : Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.

49 / HUCURAT – 7-8 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmu

Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. (Bu) Allah'tan bir fazl ve ni'mettir. Ve Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.

   Bu güne kadar beş şart uygulamasıyla kim bu Salihlerden olabilmiş.Kaldıki kişi Salih amel’ i kendi başına yapamaz.Ancak o kişinin yerine getirmesi gereken şartlar olmadıkca, kişinin işlediği amel hangi istikamette olursa olsun Allah onun amelini ıslah edici amel olarak kabu l etmez.Nedir bu şartlar ?

   1.Takva sahibi olmak

   2. Sedit söz (içinde yalan olmayan söz) söylemek

Bunlar Allah’ın huzurunda mürşidin önünde yapılan bir tövbe merasiminde gercekleşecektir.Daha önce nasıl takva sahibi olunabileceğini geniş olarak  acıklamıştık.(takva bahsinde) İşte rum/31 de Allah’a ulaşmayı dilediğimizde gercekleşiyor.Ama beş şartın içinde “Allah’a ulaşmak diye bir şey yok” sedit söz ise kişinin kalbinden gecen ile agzından çıkanın aynı olma halidir.Allah’ın huzurunda mürşidin önünde yapılan tövbe merasiminde “eger Allah’a ulaşmayı kalben dilememişse”o kişinin tövbe ederken söyledikleri SEDİD söz olamaz.Onun için bir çok tarikatlarda olanların nefs tezkiyesi acısından bir değişikliğin olmaması bu yüzdendir.

33 / AHZAB – 70-71 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden). Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin! (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederse, o taktirde fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.

   Salih amel işlemeyen kişinin ruh’u da Allah’a ulaşamaz yani HİDAYETE eremez Ancak Allah o kişinin takva sahibi olduğunu sedid sözü söylediğini bildiği için TEZKİYE işlemi başlar o na parelel de ruh,gökkatlarında seyrisüluk ederek rabbine ulaşır.

20 / TAHA - 82 : Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ.
Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü'min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar'ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştırılır).

10 / YUNUS - 9 : İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti yehdîhim rabbuhum bi îmânihim, tecrî min tahtihimul enhâru fî cennâtin naîm(naîmi).
Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab'leri, onları hidayete erdirir. Onlar, altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler.

   Hidayet neydi ?-Allah’a ulaşmak (daha önce hidayet bahsinde acıklanmıştı) Beş şartla Allah’a ulaşılırmı ? –Hayır…

   Ayrıca “amilussalihatın”nefs tezkiyesi olduğu taha/74,75,76 da beyan buyrulmuş.

20 / TAHA – 74-75-76 : İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem(cehenneme), lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ. Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.
Muhakkak ki kim Rabbine suçlu olarak gelirse, o taktirde mutlaka cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar. Ve kim salih ameller (nefs tezkiyesi) yapmışsa ve O'na (Allah'a) mü'min olarak gelirse o zaman işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır. İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapanların) mükâfatıdır.

   Eger “Amilussalihat”,ıslah edici amel ise,neyi ıslah edecek ?- tabiî ki ıslah olacak olan sadece NEFS’İMİZDİR  neden ? -onun cevabını da kur’an ayetleri veriyor.

   İnsan,üç ayrı cesetten yaratılmıştır.Her ne kadar din adamları “bir fizik vücut bir de ruh tan”oluştuğunu,Psikiyatris ler “sadece fizik vücudumuzun olduğunu ve onun iki hissiyatının olduğunu birincisinin adı;ego dur kötülüğü arzu eder,ikincisinin adı;super ego dur devamlı iyiliği arzu eder” söylerler.Bizi yaratan acaba ne diyor ?

   Adem as mın yaratılışına baktığımızda indiilahide organik bir camurdan fizik vücunun halkedildiğini görüyoruz.

 15 / HİCR - 26 : Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” ( standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

   Adem as dan sonra onun zürryetini ise bir nutfeden(bir damla sudan) sonra da onun bir kan pıhtsı daha sonra bir ciğnemlik ve sonunda insan şeklini aldığını.

32 / SECDE – 7-8 : Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin). Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır. Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).

23 / MU'MİNUN – 12-13-14 : Ve lekad halaknal insâne min sulâletin min tîn(tînin). Summe cealnâhu nutfeten fî karârin mekîn(mekînin). Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızâmen fe kesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhar(âhara), fe tebârekallâhu ahsenul hâlikîn(hâlikîne).
Ve andolsun ki Biz, insanı balçığın (nemli organik ve inorganik toprağın) özünden yarattık. Sonra onu, mekin (sağlam) bir yerde karar kılmış (yerleşmiş) bir nutfe kıldık. Sonra da nutfeden (bir noktadan rahim duvarına bağlı) bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et (görünümünde) bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik (üzerini et ile kapladık). Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik (şekillendirdik). İşte böyle Allah, Mübarek'tir, En Güzel Yaratıcı'dır.

   İşte fizik vücudumuzun yaratılışı böyle.Ve bu dünya hayatını yaşayacak şekilde yaratılmıştır.Nefs i ve ruh u içinde barındıran cesedimizdir.

   İkinci cesdimiz NEFS tir.Fizik vücudun içine dizayn edilmiştir(onun şeklini almıştır).Ve ölümden sonra kıyamete kadar yaşayacağı BERZAH aleminin standartlarına göre yaratılmıştır.O alemin malıdır.Üzerinde 19 kötü afet bulunan ve mutlaka afetlerinden temizlenmesinin farz olduğu kesindir.İşte ISLAH OLMASI GEREKEN bu cesedimizdir.

38 / SAD – 71-72 : İz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min tîn(tînin). Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fe kaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Rabbin meleklere: "Muhakkak ki Ben, tînden (nemli topraktan, balçıktan) bir insan yaratacağım." demişti. Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!

32 / SECDE – 7-8-9 : Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin). Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin). Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır. Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı). Sonra (Allah), onu (nefs ile) dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

91 / ŞEMS – 7-8-9-10 : Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. ). Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun). Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.

87 / A'LÂ - 14 : Kad efleha men tezekkâ.
Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.

   Demekki nefs in tezkiyesi ıslahı farz hatta ŞART olduğu ortada ve kötülüğün tek nedeninin onun üzerindeki afetlerdir.

12 / YUSUF - 53 : Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

   Ruh ise üçüncü cesedimizdir.Allah’ın kendinden olan ve doğumumuz anında fizik vücudumuzun içine üflediği üzerinde 19 hasletle dizayn edilmiş ve hiçbir kötülüğü emretmeyen hiç bir kötülüğe karışmayan hatta kötülük işleneceği an fizikvücudu terk eden sonra da halk arasında “vicdan azabı”denilen azabı nefs’imize taddıran cesedimizdir.Bize üflendiği yukarıdaki ayetlerde beyan buyurulmuştur.

   Tekrar nefs e dönelim.Onun tezkiyeye muhtac olduğu açık ve bazı şartlara bağlı ise acaba bunu kişi kendi başına gercekleştirebilirmi ?

   -Hayır.Neden ? Çünkü Allah’utela bu konuda “biz nefs imizi tezkiye ederiz”diyenlere karşı şöyle  buyuruyor.

53 / NECM - 32 : Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe lemem(lememe), inne rabbeke vâsiul magfireh(magfireti), huve a'lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ.
Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefs’lerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin TAKVA sahibi olduğunu daha iyi bilendir.

   Bu ayetikerimede Allah’utela “nefs tezkiyesinin yine TAKVA sahibi olamaya bağlı” olduğunu vurgulamış.Yukarıdaki izahtan anlışılacağı gibi.

24 / NUR - 21 : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).

   Burada TEZKİYE İŞLEMİNİN yani nefs’in tedavisinin recetesi “FAZIL ve RAHMET”olduğu kesin.Nefs’teki hastalık üzerindeki afetlerden kaynaklanıyor ve bizi sıkıntıya sokan kötülükler işletiyor bunu da hep göğsümüzde hissederiz.yunus/57 de kur’anın bize şifa olduğu yunus/58 de de onun recetesinin FAZIL VE RAHMET olduğu açıklanıyor.O zaman bütün bunları kafanızda birleştirdiğinizde ortaya şu sonuç çıkacaktır.HASTA OLAN NEFS,RECETESİ;KUR’AN  AYETLERİYLE BELİRTİLEN “FAZIL VE RAHMET”

10 / YUNUS – 57-58 : Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne). Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).

Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.”

   Nasıl gelecek fazıl ve rahmet ?-Allah’a sarılırsak (Allah’a ulaşmayı dilersek )

4 / NİSA - 175 : Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

5 / MAİDE - 39 : Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslah olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir

6 / EN'AM - 54 : Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).
Âyetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman, onlara şöyle de: “Selâm üzerinize olsun. Rabbiniz, kendi üzerine “rahmeti” yazdı. Öyle ki;sizden, kim cahillikle bir kötülük yapar, sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder (mürşidin önünde) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi yaparsa), o taktirde muhakkak ki O (Allah), Gafur'dur (mağfiret edendir), Rahîm(rahmet nurunu gönderen)'dir.”

 16 / NAHL - 119 : Summe inne rabbeke lillezîne amilûs sûe bi cehâletin summe tâbû min ba’di zâlike ve aslahû inne rabbeke min ba’dihâ le gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra muhakkak ki senin Rabbin, cahillikle kötülük yapıp, sonra bunun arkasından tövbe edip ıslâh olanlar (nefslerini tezkiye edenler) için, ondan sonra mutlaka Gafûr'dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)'dir.

   Amilussalihat yapanlar kurtuluşa eriyorlar,yapmayanlar küfürde kalıyorlar.

45 / CASİYE – 30-31 : Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu). Ve emmellezîne keferû, e fe lem tekun âyâtî tutlâ aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîn(mucrimîne).
Fakat âmenû olanlara ve salih ameller yapanlara (Allah'a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesi yapanlara) gelince, Rab'leri onları rahmetinin içine koyar. İşte bu, fevz-ül mübîndir (apaçık kurtuluştur). Ve fakat inkâr edenlere denir ki: “Âyetlerim size okunduğu zaman kibirlenenler siz değil miydiniz? Ve siz, mücrim bir kavim oldunuz.”

   Takva sahibi olursak, (rum/31 e göre Allah’a ulaşmayı dileyen takva sahibi olur) rahmet gelecektir.

30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

 7 / A'RAF - 63 : E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn(turhamûne).
Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz.

6/ EN'AM - 155 : Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).

8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

   Peki nefs tezkiyesini gercekleştirenler,Bu receteleri uygulayacak doktorlar kimler?

Allah’ın emriyle hareket eden görevliler, Allah’ın tayin ettiği RESULLERİ.(her kim Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’tan mürşidini sorarak tabi olmuşsa o mürşid’ler zaten devrin imamı olan resule bağlıdır o kişi de otomatik olarak o resule bağlı demektir.) Peygamber efendimizin bu işi kendi döneminde gercekleştirdiğini görüyoruz.

2 / BAKARA - 151 : Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

   Bu ayette ilk görevin ayetlerin tilaveti olduğunu görüyoruz.

18 / KEHF - 27 : Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
Sana, Rabbinin Kitab'ından, vahyolunanı oku! O'nun kelimesini değiştirecek yoktur. Ve O'ndan (Allah'tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur).

   Bu ayette sav efendimiz ayetleri tilavet ediyor.Devamında sahabe açıklanan (hidayet,Allah’a ulaşma,takva ) kavramlarından sonra harekete geciyor ve” SABAH AKŞAM ,ALLAH’IN ZATINI dilemeye başlıyorlar(Allah’a ulaşmayı)

18 / KEHF - 28 : Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Sabah akşam, O'nun Vechi'ni (Zat'ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!

 Peygamber efendimizden sonra kimler gercekleştiriyor ? –her kavme gelen resuller ve devrin imamları olan resuller.Burada aklınıza şu soru gelebilir.”Peygamber efendimizden sonra da resuller gelirmi?

   -Evet Cuma/2 de resullerin tezkiye işlemini gercekleştireceği açıklanıyor Cuma/3 te de o resullerin henüz o dönemden (peygamber efendimiz döneminden) sonraki devirlerde geleceğinden bahsediyor.Her devirde her kavimde resullerin mutlaka varolacağını açıklayan ayetler de mevcut.

62 / CUMA – 2-3 : Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

3 / AL-İ İMRAN - 164 : Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler.

   HER DÖNEM DE HER KAVİM’E (Kavim:Aynı dili konuşan her topluluk) KENDİ İÇLERİNDEN,KENDİ LİSANLARIYLA  GÖNDERİLEN RESULLER:

10 / YUNUS – 47; Ve likulli ummetin resûl(resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn(yuzlamûne).

Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.

 

16 / NAHL – 36; Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

14/İBRAHÎM - 4 : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.

28 / KASAS - 59 :
Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık.

 

17 / İSRA - 15 : Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

23 / MU'MİNUN - 44 : Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

Demekki hiç kimse kendi başına nefs tezkiyesini (Salih ameli) gercekleştiremiyormuş.Allah’ın kitabı yerine EMANİYYE ye (elyazması kitaplara) tabi olanlar Allah’ın bu gerceklerinden haberleri olmaz.Hem kendilerini hemde onlara itaat edenleri dalalette bırakarak cehenneme gitmelerine sebep olurlar.Burada bir şeyi daha hatırlatmak isteriz ! “o emaniyyeye tabi olanlar; yahudilerdi,hristiyanlardı”derler.Hayır onlar hem hristiyanlardan hem yahudilerden hem de peygamber efendimiz döneminden  ve sonrakilerden var olduğu Allah’uteala tarafından acıklanıyor.

4/ NİSA – 120-121-122-123-124 : Yeıduhum, ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren). Ulâike me’vâhum cehennemu ve lâ yecidûne anhâ mahîsâ(mahîsan). : Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti se nudhiluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve men asdaku minallâhi kîlâ(kîlen). Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb(kitâbi), men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran). Ve men ya’mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ(nakîren).
(Şeytan) onlara vaad eder ve onları emaniyyeye (kuruntuya) düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaadetmez. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçacak bir yer bulamazlar. Ve onlar ki, âmenu olup, nefsi ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) salih amel işlediler, işte onları, altlarından nehirler akan cennetlere koyacağız, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah'ın vaadi haktır (gerçektir). Ve Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? Sizin emaniyyenizle ve kitap ehlinin emaniyyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah'tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz. Ve, erkeklerden veya kadınlardan mu'min olarak, kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o taktirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez.

   Ve AMİLUSSALİHAT bir mutluluk,bir kurtuluş VESİLESİDİR.Eger çeşitli kur’an meallerinde verilen anlamlardaki gibi (iyi işler işleyenler) olsaydı onların tariflerindeki iyi işleri çok insan işliyor ama hiçbirini MUTLU görmedik.

13/RAD/29 ; Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar ne mutlu onlara ve meabın (sığınağın) (en) güzeli onların.

34/SEBE/4 ; (Kıyâmetin kopması) âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları mükâfatlandırmak içindir. İşte onlar ki; onlar için mağfiret ve kerim rızık vardır.

14/İBRAHİM/23 ; Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere dahil edilirler (konulurlar). Orada Rab'lerinin izni ile ebedî kalırlar. Orada onların tahiyyeleri (temennileri) “selâm”dır.

 

19/MERYEM/59-60 ; Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar.Tövbe edenler, âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle zulmedilmez.

 

22/HAC/14 ; Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, altından nehirler akan cennete dahil edecektir. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.

38/SAD/28 ; Hiç âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla ya da takva sahiplerini, facirlerle bir tutar mıyız?

 

95/BEYYİNE/6 ; Âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç.İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.

 

84/İNŞİKAK/25 ; Ancak âmenû olanlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiye edici amel) yapanlar için, kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.

 

35/FATIR/10 ; Kim izzet istediyse, işte izzet tamamen Allah'a aittir. Güzel kelimeler (sözler), O'na erişir. Onu, salih amel (nefs tezkiyesi) yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve onların tuzakları boşa gider.

 

18/KEHF/88 ; Fakat kim âmenû olursa (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dilerse) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, bundan sonra onun mükâfatı güzeldir (cennettir ve dünya saadetidir). Ve ona, emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz (uygulayacağız).

 

16/NAHL/97 ; Mü'min olan kadın ve erkekten kim salih (nefsini tezkiye ve tasfiye edici) amel işlerse, o taktirde ona mutlaka tayyib (temiz, helâl) bir hayat yaşatırız. Ve onları, mutlaka yapmış oldukları amellerin ecirlerinden (bedellerinden), daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.

 

19/MERYEM/96 ; Muhakkak ki âmenû olanları ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak

 

   Şu andaki insanların elindeki “AMİLUSSALİHAT’A”ait bilgiler emaniyyeye bağlı bilgilerdir.Gercekler ise,Allah’ın kitabında olanlardır.Bu kadar açıklamalar bize bir şeyi ifade etmesi lazım! Dünya ve ahiret saadeti AMİLUSSALİHAT a bağlı bunun da temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK var.

 

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile