Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

Neden Allah'a ulaşmayı dilemek BÖLÜM 8
Ferhat BAŞTUĞ - Allah'a ulaşmayı dilemek

İMAN

 

 lale8  İman; İnanmak,emin olmak demektir.

Allah’ın murad ettiği İMAN,ise onun indirdiği beyan buyuduğu kuralların bütününe kalben inanmak etmektir.

   Kur’ana baktığımızda Adem as dan peygamber(sav) efendimize kadar gelen bütün NEBİ’lere (peygamberlere) verilen kitapların, kurallarının aynı olduğunu görüyoruz.

 

42 / ŞURA - 13 : Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

41 / FUSSİLET - 43

Mâ yukâlu leke illâ mâ kad kîle lir rusuli min kablik(kablike), inne rabbeke le zû magfiretin ve zû ikâbin elîm(elîmin).

Sana söylenen, senden öncekilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Muhakkak ki senin Rabbin, mağfiretin ve elîm azabın sahibidir.

 

   İman kavramı,Allah’tan insanlara gelen” MUTLULUK DAVETİYESİ,MUTLULUK REÇETESİ ve MUTLULUK GARANTİSİ olan dinin temelini oluşturur.

 

2 / BAKARA - 268 : Eş şeytânu yeidukumul fakra ve ye’murukumbil fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve fadlâ(fadlan), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Şeytan size fakirlik vaadeder ve size fuhşuyatı emreder. Allah ise size kendinden mağfiret ve fazl vaadediyor. Allah, Vâsi'dir, Alîm'dir.

 

   Allah’ın fazlı ve mağfireti,insanlar için bir mutluluktur.

10 / YUNUS – 57-58 : Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne). Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).

Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden(dünya malından)daha hayırlıdır.

 

   Şeytan ise,hem Allah’ın hem de bütün insanların düşmanıdır,bakara/268 de buyrulduğu gibi onlara fakirlik korkusu verir, fuhşiyatı emreder ve onları kandırır.Bunu gerçekleştirmek için kur’andan evvel indirilen kitapları ya yok etmiş ya da tahrif etmiş.Ama kur’an Allah’ın korumasında olduğu için(hicr/9)tahrif edemeyeceğinden o na alternatif olarak EMANİYYEYİ devreye koymuş.

 

4 / NİSA – 118-119 : Leanehullâh(leanehullâhu), ve kâle le ettehizenne min ibâdike nasîben mefrûdâ(mefrûdan). Ve le udillennehum ve le umenniyennehum ve le âmurennehum fe le yubettikunne âzânel en’âmi, ve le âmurennehum fe le yugayyirunne
Allah, ona (şeytana) lânet etti. Ve (şeytan) şöyle dedi: "Ben mutlaka, Senin kullarından belli bir nasib edineceğim." Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah'ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah'tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.

 

   Nedir emaniyye ? –El yazması kitaplar

2 / BAKARA – 78-79 : Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne). Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).
Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah'ın) Kitabı'nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar. Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah'ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle.

 

   Bu emaniyye’ler nasıl oluşmuş? –Rivayetlerle yani HADİS’LERLE.Peygamber(SAV)efendimiz döneminde ve ondan 30 yıl sonrasına kadar sadece kur’an la İslam yaşanmıştı.Bu hususta (SAV)” benden sonra bu yaşantı 30 yıl devam edecek sonra bozulmalar başlayacaktır” buyurmuştur.Hz Ali ile muaviye arasında gecen o tatsız olaydan sonra fırkalar oluşmuş daha sonra emevi devletleri döneminde RİVAYETLER başlamış her rivayet esas alınarak mezhepler oluşmuş bu mezhepler ayrı ayrı ekol oluşturmuş her ekole tabi olan kendindekinin doğru olduğuna inanarak karşı ekollere karşı düşman olmuş mezhepler arası savaşlar çıkmış halen de şeytan devrede olduğu için bu savaşlar devam ediyor.Peygamber(SAV)efendimiz döneminde sadece kur’an devrede olduğu için bırakın fırkaları farklı inançlara sahip olanlarla bile bir düşmanlık söz konusu değildi.Çünkü onlar herkesi seviyorlardı.

 

3 / AL-İ İMRAN - 119 : Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz(müminler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îman edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca "biz iman ettik " dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uclarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizden ölün." Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

 

   İşte aralarındaki fark bu kadar açık.O zaman bir yanlışlık yokmu?

  *Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurdu ki; 'BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMAYIN KİM BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMIŞSA İMHA ETSİN'

Müslüm –Zühd.72, Darimi-Mukaddime.42, ibni Abdil Ber- Cairülbeyanül-ilm,

Tirmizi –İlim.11

   *Peygamber (S.A.V) Efendimiz 'Benim tarafımdan TEBLİĞ edilen AYETLERİ herkese ulaştırınız. İsrailoğulları'nın kıssalarınıda anlatmanızda bir beis yoktur.KİM BENDEN BUNUN DIŞINDA BİR ŞEYİ SÖYLERSE ATEŞTEKİ YERİNİ HAZIRLAR' buyurmuş.

SAHİHİ BUHARİ-9.CİLD.148.HADİS

   *Hz. Ebubekir(r.a) Resullullah’ın vefatından sonra sahabeye 'Sizler çeşitli HADİSLER zikrediyorsunuz . Bu durumda sizden sonrakilerde daha değişik şekilde yorumlara sebep olacak şeyler ZİKREDECEKLER, ANLAŞMAZLIĞA düşecekler onun için HADİS nakletmeyin.'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/3

   *HZ .Ömer (r.a) döneminde HADİSLER çoğalmaya başlamıştı.Hz .Ömer(R.A) her yana haber göndererek ellerindeki bütün HADİSLERİ İMHA ETMELERİNİ istedi ve şöyle buyurdu;' KİTAP EHLİNİN MİŞNASI gibi sizlerde yalan yanlış şeylere sebep olmak mı istiyorsunuz?'

İbni Sa’d –Lübnan Baskısı 5/140 –Hz. Ömer Bahsi

   *Hz. Ömer(R.A) zamanında Ebu Derda ,Ebu Mesut El Ensari,İbni Mesut gibi sahabeler HADİS rivayet ediyorlar diye göz hapsinde tutulmuşlardır. Ve Hz Ömer(R.A) şöyle buyurmuştur; 'HADİS RİVAYET EDEREK İNSANLARI YOLDAN ÇIKARMAYIN'

ZEHEBİ-TEZKİRE.1/7, SUYUTİ-TAHZİR.156

   *Hz . Ali(R.A) döneminde Ebu Cuhayfe <<Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey varmı? diye sorar. Hz. Ali(r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR'

SAHİHİ BUHARİ-8.CİLD 1272.HADİS

   *Hz. Ali (R.A) HADİS sayfalarını yok ettirmiş ve 'SİZ HADİS TEDVİN EDİP KURAN HALİNEMİ GETİRMEK İSTİYORSUNUZ' diye buyurmuştur.

EBU SAİD EL HUDRİ-BAĞDADİ TAKYİDUL-İLM.23

 

Demek oluyor ki Peygamber (s.a.v) Efendimiz zamanında da Hulefa-i Raşidin döneminde de YAZILI TEK BİR HADİS YOK.

Bir insan ya Allah (c.c ) ile beraberdir ya şeytan ile beraberdir. Eğer Allah (c.c) ile beraber değilseniz hüsnüniyetli de olsanız şeytan size SURETİ HAKTAN görünerek kendi istediğini size yaptırır. İşte HADİS ALİMLERİ, FIKIH ALİMLERİ, ortaya çıkan HADİSLER İLE İÇTİHADLARINI yapmış, KİTAPLAR YAZMIŞ. Ancak; Topladıkları hadislerin DOĞRULUĞUNU (SAHİHLİĞİNİ) ölçmede kullandıkları yöntem ise şu şekildedir.

   SAHİH HADİSLERİN TAYİNİ

Senedinde kesinlik olmayan

Senedinde kesinlik olan

Bunlarda aralarında 3 sınıfa ayrılıyor:

1.)SAHİH

2.) HASEN

3.) ZAYIF diye

   UYDURMA HADİSLERİN TAYİNİ:

1.)Hadis uyduran kişinin bizzat itirafı

2.)Rivayet edilen sözde gramer hatası veya bir mana bozukluğu olması

3.)Rivayet edilenin te’vili mümkün olmayan olması

4.)Rivayet edilenin basit bir iş yönünden şiddetli ceza veya mükafat görüleceği olması

5.)Ravi’nin yalancılıkta meşhur olması

 

   Bu yöntemlerin doğru olduğunu kabul edelim bir an.. Peki bu ALİMLER YÜZBİNLERCE HADİSİN ravilerini, Ravilerin durumlarını nasıl takip edecek? Hadi onlar kendi dönemlerinde kendilerine göre güvenilir kaynak buldu diyelim ya vatandaş ne bilecek?

BU BÜYÜK BİR ŞAÇMALIK değil mi?

Biz bunları söylemekle HADİSLERE karşı değiliz. Ancak DOĞRU olanla MEVZU (uydurma) olanı ayırma yöntemine karşıyız ve o yöntemler yüzünden bugün İSLAM ALEMİNİN yüzde doksan dokuzu CEHENNEME doğru yol alıyor. Bundan önceki yaşayanlar da hakeza.

Bütün HADİS ALİMLERİ bu yöntemle HADİS KİTAPLARINI oluşturmuşlar. FIKIH ALİMLERİ DE bu hadislere dayanarak MEZHEPLERİ oluşturmuşlar. Ne olmuş? FIRKALAR ortaya çıkmış öyle FIRKALAR ortaya çıkmış ki birbirleri arasında her dönem savaş olduğu herkesin malumudur

21 / ENBİYA - 93
Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ râciûn(râciûne).
Ve emirlerini (uygulamalarını), kendi aralarında böldüler (fırkalara ayrıldılar). Hepsi Bize dönecek olanlardır.

23 / MU'MİNUN - 53
Fe tekattaû emrehum beynehum zuburâ(zuburan), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne)..
Fakat onlar, (dînin) emirlerini kendi aralarında kısımlara (fırkalara) ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki (kabul ettikleri) ile ferahlanırlar.


30 / RUM – 31-32 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne). Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

 

    ŞEYTAN MURADINA ERMİŞ KUR’AN İŞLEMELİ BİR TORBA İÇİNDE DUVARLARA ASILMIŞ

Cenazelerde, Mevlütlerde, Mezarların başında makamıyla kıraat edilmiş. Fallarda Cinci Hocaların büyülerinde kullanılmış. Hiç kimsenin BU ALLAH’IN MUTLULUK DAVETİYESİ, MUTLULUK REÇETESİ, MUTLULUK GARANTİSİ olduğu ve hayata geçirilmesi gerektiği aklına gelmemiş.

Bu son derece normal bir olgumudur? Evet. Yukarıda söylediğimiz gibi insanlar ya Allah ile beraberdir. Hem kendilerini hemde bütün insanları kurtarma gayreti içindedir. Ya da şeytan’ la beraberdir hem kendilerini hemde bütün insanlığı felakete sürükleyecektir. (Bu Alimlerin bir kısmını tenzih ederiz. Sadece emmaniye'yi asıl kabul edenlere sözümüz.)

Ancak bunların hepsinin aynı olmadığı bir gerçektir.

   *El Kafi ; İmam Caferüs Sadıktan şöyle rivayet eder: 'İKİ KİŞİNİN ÜZERİNDE İHTİLAF ETTİĞİ ŞEYİN ASLI MUTLAKA KURAN’DA MEVCUTTUR.FAKAT İNSAN AKLI ONA ULAŞAMAMAKTADIR.'

Müsnedül İmamı Cafer 1/5 Lübnan Baskısı

   Ne demek istiyor İmamı Caferussadık Hz. ?

İnsan, aklı ile Allah’ın gerçeklerini kavrayamaz. Akıl, her olayda (imtihanda) iki müşavirin müşaveresini alarak  fizik vücudu yönlendirir. Bu müşavirlerin birisi NEFİS tir ve o, daha ziyade şeytanla beraberdir. Onun istediği gibi Müşaveresini bildirir. Diğeri RUH’tur daima Allah ile beraberdir.(Allah’ın Ruhudur) Allah’ın istediği doğrultuda müşaveresini bildirir. Olayları değerlendirmede; ya şükretme(rıza) vardır.Çünkü bu hayırdır.(Bizim irademiz dışında oluşan olaylar ya Allah’ın takdiridir yada Allah’ın Müsadesiyledir.) Yada küfretme (isyan ,örtme ) vardır.

   Allah’u Teala Zümer 7 de buyuruyor ki

39 / ZUMER - 7
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).

Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani'dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

 

   Akıl,nefsin müşaveresi doğrultusunda karar vermişse küfretmiştir ve imtihanı kaybetmiştir. Daha sonraki olaylarla tekrar tekrar imtihan olacaktır. Aklını kullanamadığı için azaba düçar olacaktır.(DÜNYADA)

Eğer ölümüne kadar imtihanları kazanıp Allah’ın yoluna giremezse (Allah’a ulaşmayı dileyip Hidayete eremezse ) Kıyamette de büyük azaba düçar olacaktır.

10 / YUNUS - 100
Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).

Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap, pislik) verir.

   Akıl,eğer RUH’un müşaveresi doğrultusunda karar vermişse şükretmiştir.Allah’ın rızasını kazanmıştır. (Ön rıza)

Bütün insanlara Allah’a dönüp (Ulaşmayı dileyip) teslim olma davetini yapan bir yere (Zumer54) ulaştırılır.

 

5 / MAİDE - 16 : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

 

 62 / CUMA - 2
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

 

   Kitabı öğrenen kişi AKLIYLA hareket ederek AYETLERİ anlayamaz.Ancak Allah ona idrak ettirir. İşte Caferus Sadık Hz..nin Buyurduğu budur.

 

   Mevlana Celalettin-i Rumi Hz. Buyuruyor ki: 'Ben Şems hazretlerine tabi olduktan sonra aklımı hiç kullanmadım.'

   Her işi aklıyla çözmeye çalışan kişi

   Takma ayak takmış birine benzer

   Kısa aklına uydurmaya çalışır her işi

   Dün yaptığını bugün bozmaya çalışır.

 

   Sahihi Buhari 8.cild. 1272.

Hadiste bahsi geçen Ebu Cuheyfe nin sorusuna karşılık Hz. Ali nin cevabı nasıl yerli yerine oturuyor.

'Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey var mı?'diye sorar. Hz. Ali (r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR'

 

   Hz. Ali Müsliüman olupta Allah’ın yolunda olmayan (Allah’a Ulaşmayı dileyipte Mürşidine tabi olmayan) birini düşünmüyor.

Herkesin Allah’ın yolunda olduğunu düşünerek herkesin Kuranı anlayabileceğini söylüyor.

Çünkü onun döneminde herkes öyleydi.O zaman; HADİSLERİN olması bir hayır dır. Ama içinden mevzu olanlarını ayırma yöntemi: BÜTÜN HADİSLERİN KURAN’I     ALLAH’IN ÜNİVERSİTESİNDEN ÖĞRENENLER TARAFINDAN KURAN SÜZGECİNDEN GEÇİRMEKTİR.

Peygamber (S.A.V) Efendimiz, Allah’ın Tasarrufundaydı. Kendiliğinden bir sözü bir hareketi olmazdı.Dolayısıyla da “kur’ana ters düşen bir sözü söylemesi de mümkün olamaz.

53 / NECM – 3-4:
Ve mâ yentıku anil hevâ. İn huve illâ vahyun yûhâ.

Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz. (O'nun söyledikleri), sadece O'na vahyolunan vahiydir.


   Ayrıca o ayaklı bir Kuran dı.

36 / YASİN - 69
Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).

Ve Biz, O'na (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O'na yakışmaz. O (O'na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur'ân'dır.

 

   Dolayısıyla Ondan kaynaklanan bir sözün KURAN’A TERS DÜŞMESİ, ÇELİŞMESİ Mümkün olamaz. Zaten Hadisi şerifte (S.A.V) şöyle buyuruyor.'BENDEN SONRA HADİSLER ORTAYA ÇIKACAK KURAN’A ÖLÇÜN EĞER TERS DÜŞÜYORSA BENDEN DEĞİLDİR.'

   Bu yanlışlık islamın temel umdesi olan İMAN konusunda da kendisini göstermiş ve Allah’ın razı olmadığı bir inanç kavramı ortaya çıkmış.Nedir bu kavram?

   İmanın 6 şartla sınırlandırılması.

1-Allah’a iman

2-Meleklere iman

3-resullere iman

4-kitaplara iman

5-Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine iman

6-Öldükten sonra dirileceğine iman.

   Bu şartlar yanlışmı?-Hepsi değil ama beşincisi yanlış yetmez bir de yedincisi var.

   Hayır Allah’tandır ama ŞER Allah’tan değildir kendi nefs’imizdendir.Neden? –Çünkü nisa/79 a ters.

  4 / NİSA - 79 : Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsik(nefsike), ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûle n), ve kefâ billâhi şehîdâ(şehîden).
Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah'tandır.Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktire o, kendi nefsindendir (Derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır) .Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter.

   Ayrıca gerceği bilenler TAKVA sahipleridir onlarda “Allah sadece hayır indirir”diyor.

16 / NAHL - 30 : Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.

 

   Hayır ve şerrin tarifi; belki insanlarar  tarafından yanlış idrak edildiği için bu yanlışlık yapılmıştır.Hayır nedir? –“Bize derecat(sevap)kazandıracak olaylardır.Şer ise bize derecat kaybettirecek(günah kazandıracak) olaylardır.Bu insanların çoğuna göre şöyle değerlendirilebilir;hoşumuza giden olaylar hayır hoşumuza gitmeyen olaylar şerdir diye.Allah kişinin günah kazanmasını kesinlikle istemez yoksa haşa zulmetmiş olur bu, da Allah’ın ADL esmasına ters düşer.

 

10 / YUNUS - 44 : İnnallâhe lâ yazlimun nâse şey'en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

 

   Yedincisi de ALLAH’A, BU DÜNYA HAYATINDAYKEN (ruh’unun) ULAŞACAĞINA İMAN ETMEK ve O’NA ULAŞMAYI DİLEMEKTİR.Bu nereden çıktı diyeceksiniz.

   Allah’u Teala hut/29 da iman edenlerin”Allah’a mülaki(ölmeden evvel ulaşacak)olanlardan bahsediyor.Bakara/223 te iman edenlerin yine mülaki olmak ve takva sahibi olduğundan bahsediyor.

11 / HUD - 29 : Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

2 / BAKARA - 223 : Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri müjdele.

 

   Hadisi şeriflere bakıyoruz yine İMANIN şartlarından birinin ALLAH’A MÜLAKİ olmak olduğunu görüyoruz.

Sahihi buhari 1.cild 58.sayfa 47.hadis,Müslim/63,tirmizi/60 (Cibril hadisi)

   Cebrail as soruyor;”İman nedir ya resululah,Allah’a,meleklerine,o’na(Allah’a)mülaki(kavuşmaya) olmaya,resullerine,öldükten sonra dirilmeye inanmaktır.

Arapca aslı:(Kale mal imane yaresulullah;kalel imanü en tu’minubillahi ve melaiketehü ve likaihi ve rusulihi ve tu’minu bilba’s

   Kur’anda Allah,normal inananlara da Allah’ın tarifine uygun olarak inananlara da “AMENU”diyor.Ancak Allah’ın tarifine uygun inananlara “HAK MÜ’MİN”diyor ve özelliklerini enfal/1,2,3,4 te 7 özelliğinden bahsediyor.İşte bu özelliklere sahip olanlar,kurtuluşa erecek olanlardır.Enam/158 de bu mü’minlerin “HAYIR KAZANAN İMAN”olduğunu ve diğerlerinin imanının kendilerine bir fayda vermeyeceğini buyuruyor.Hak mü’minlerin özellikleri nelerdir?

1-Takva sahibi olmalarıdır.(enfal/1,fussilat/18,Yusuf/57,neml/53)nasıl takva sahibi olunur?-rum/31(Allah’a ulaşmayı dileyerek)

30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

 

8 / ENFAL - 1 : Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Sana ganimetlerden sorarlar: “Ganimetler, Allah'ın ve Resûl'ündür.” de. Artık Allah'a karşı takva sahibi olun ve aranızdaki durumu (sahip olduğunuz hali) ıslâh edin (düzeltin)! Eğer mü'minlerseniz, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat edin.

41 / FUSSİLET - 18 : Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) kurtardık. Ve (böylece) onlar, takva sahibi olmuşlardı.

12 / YUSUF - 57 : Ve le ecrul âhıreti hayrun lillezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve mutlaka âmenû olan (yaşarken Allah'a ulaşmayı dileyen) kimseler için ahiretin (ruhu hayatta iken Allah'a ulaştırmanın) ecri (mükâfatı) daha hayırlıdır. Ve onlar takva sahibi olmuşlardır.

27 / NEML - 53 : Ve enceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Ve âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) ve (bu sebeple) takva sahibi olanları kurtardık.

2-Kalblerinin titremesidir.(Allah’tan gelen ceryanla sarsılmaları-cezbe sahibi olmaları-Allah’a ulaşmayı dileyerek daha sonra mürşidlerine ulaştıktan sonra o mürşid de varolan Allah’ın ceryanının o kişiye de gecmesi ve aynı zamanda şirkten kurtulanlar)

 

8 / ENFAL - 2 : İnnemel mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
Gerçek mü'minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah'ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab'lerine tevekkül ederler.

23 / MU'MİNUN – 59-60 : Vellezîne hum bi rabbihim lâ yuşrikûn(yuşrikûne). Vellezîne yu’tûne mâ âtev ve kulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râciûn(râciûne).
Ve onlar, Rab'lerine şirk koşmazlar. Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab'lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer.

22 / HAC - 35 : Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah'tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

39 / ZUMER - 23 : Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-fazl ve salâvât-rahmet), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

3-Allah’a tevekkül edenlerdir.

Enfal/2 yukarıda verilmişti.

58 / MUCADELE - 10 : İnne men necvâ mineş şeytâni li yahzunellezîne âmenû ve leyse bi dârrihim şey’en illâ bi iznillâh(iznillâhî), ve alâllâhi fel yetevekkelil mû’minûn(mû’minûne).
Muhakkak ki necva (gizli fısıldaşma) şeytandandır, âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mahzun etmek içindir. Ve Allah'ın izni olmadıkça onlara bir darlık (sıkıntı) verecek değildir. Öyleyse mü'minler, Allah'a tevekkül etsinler.

4-Allah yolunda infak edenlerdir.

8 / ENFAL - 3 : Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar namazlarını ikame ederler (kılarlar) ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler.

2 / BAKARA - 272 : Leyse aleyke hudâhum ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve mâ tunfikû min hayrin fe li enfusikum, ve mâ tunfikûne illebtigâe vechillâh(vechillâhi), ve mâ tunfikû min hayrin yuveffe ileykum ve entum lâ tuzlemûn(tuzlemûne).
Onların hidayete ermesi senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir. Ve hayırdan ne infâk ederseniz, işte o sizin kendi nefsiniz içindir. Siz (ey mü'minler), sadece Allah'ın vechini (Zat'ını, Allah'ın Zat'ına ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz (verirsiniz). Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen ödenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık yapılmaz).

(hidayet : Ruhumuzun Allah'a ulaşması)

 

30 / RUM – 38-39 : Fe âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîl(sebîli), zâlike hayrun lillezîne yurîdûne vechallâhi ve ulâike humul muflihûn(muflihûne). Ve mâ âteytum min riben li yerbuve fî emvâlin nâsi fe lâ yerbû indallâh(indallâhi), ve mâ âteytum min zekâtin turîdûne vechallâhi fe ulâike humul mud’ıfûn(mud’ıfûne).
Öyleyse akrabalara, miskinlere ve yolculara haklarını ver. Bu, Allah'ın vechi'ni (Allah'a ulaşmayı) dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar, onlar felâha erenlerdir. Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah'a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah'ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz ve arttırmaz). Allah'ın vechini (Allah'a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zakat (yaptığınız (zikir)ler); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki burları) artıranlar onlardır.

(felâh : Kurtuluş, Cenneti kazanmak)

5-Allah’ın ayetleri açıklandığında imanları artanlardır.

8/Enfal/2 (yukarıda verilmişti.)

3 / AL-İ İMRAN - 173 : Ellezîne kâle lehumun nâsu innen nâse kad cemeû lekum fahşevhum fe zâdehum îmânâ(îmânen), ve kâlû hasbunâllâhu ve ni’mel vekîl(vekîlu).
O (ahsen) kimseler ki, insanlar onlara: "Muhakkak ki, insanlar, sizin için (size saldırmak için) toplandılar. Artık onlardan korkun." dedikleri zaman, (bu söz), onların îmânını artırdı. Ve "Allah bize kâfîdir ve O, ne güzel vekildir." dediler.

9 / TEVBE - 124 : Ve îzâ mâ unzilet sûretun fe minhum men yekûlu eyyukum zâdethu hâzihî îmânâ(îmânen), fe emmellezîne âmenû fe zâdethum îmânen ve hum yestebşirûn(yestebşirûne).
Ve sure olarak bir şey indirildiği zaman onlardan birisi: “Bu hanginizin îmânını arttırdı?” der. Ama âmenû olan (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen) kimseler; (var ya, bu sureler) onların îmânını arttırır ve onlar, birbirlerini müjdelerler (sevinirler).

33 / AHZAB - 22 : Ve lemmâ real mu’minûnel ahzâbe kâlû hâzâ mâ vaadenallâhu ve resûluhu ve sadakallâhu ve resûluhu ve mâ zâdehum illâ îmânen ve teslîmâ(teslîmen).
Ve mü'minler, (düşman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu (zafer), Allah'ın ve O'nun Resûl'ünün vaadettiği şey. Allah ve O'nun Resûl'ü doğru söyledi." dediler. Ve bu, onların sadece îmânlarını ve teslimiyetlerini arttırdı.

6-Rableri katında dereceleri vardır.

8 / ENFAL - 4 : Ulâike humul mu’minûne hakkâ(hakkan), lehum derecâtun inde rabbihim ve magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onların Rab'lerinin yanında dereceleri vardır. Ve onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) vardır ve kerim bir rızık vardır.

10 / YUNUS - 2 : E kâne linnâsi aceben en evhaynâ ilâ reculin minhum en enzirin nâse ve beşşirillezîne âmenû enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kâlel kâfirûne inne hâzâ le sâhırun mubîn(mubînun).
Onlardan bir adama; insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) müjdelemesi için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki; onlar için Rab'lerinin yanında (katında) sıddîkler makamı vardır. Kâfirler şöyle der: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.”

3 / AL-İ İMRAN – 162-163-164 : E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru). Hum derecâtun indallâh(indallâhi), vallâhu basîrun bi mâ ya’melûn(ya’melûne). Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Artık, Allah'ın rızasına tâbî olan kimse, Allah'dan gazaba uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri. Onların (Allah'ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah'ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir. Onların (Allah'ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah'ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir. And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler.

37 / SAFFAT – 164-165 : Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm(ma’lûmun). Ve innâ le nahnus sâffûn(sâffûne).
Ve bizden (hiç) kimse yoktur ki, onun bilinen bir makamı olmasın. Ve muhakkak ki biz, mutlaka (Allah'ın huzurunda) saf saf duranlarız.

7-Mağfiret ve kerim rızık sahibidirler.

8/Enfal/4 yukarıda yeralmıştı

34 / SEBE - 4 : Li yecziyellezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ulâike lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
(Kıyâmetin kopması) âmenû olanları (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları mükâfatlandırmak içindir. İşte onlar ki; onlar için mağfiret ve kerim rızık vardır.

22 / HAC - 50 : Fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye eden ameller) yapanlar; onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim bir rızık vardır.

49 / HUCURAT - 13 : Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun).
Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah'ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır.

 

   Allah’a mülaki olmaya iman etmemiş dolayısıyla o’na mülaki olmayı arzu etmeyenlerde bu şartlar kesinlikle oluşmaz ve onlar HAK MÜ’MİN olamazlar.Onun için de kurtuluşa eren,imanları kendilerine fayda veren birileri olamaz.Hak mü’minler neden KENDİLERİNE FAYDA VEREN İMAN SAHİPLERİDİR ?-.Çünkü onlar imanlarıyla hayır kazanmışlardır,onlar takva sahibi oldukları için o ana kadar olan günahlarının tamamı örtülmüştür yetmez,mürşidlerine ulaştıklarında yaptıkları tövbe neticesinde de mağfiret edilmiştir(örtülen günahları sevaba cevrilmiştir) ve onlar uzaktan iman sahibi olmayanlardır.

34 / SEBE – 51,52 : Ve lev terâ iz feziû fe lâ fevte ve uhızû min mekânin karîb(karîbin). Ve kâlû âmennâ bih(bihî), ve ennâ lehumut tenâvuşu min mekânin baîd(baîdin).
Ve onları dehşete kapıldıkları zaman görsen. Artık kaçış (kurtuluş) yoktur. Ve onlar, (cehenneme) yakın bir yerden yakalandılar. Ve "O'na îmân ettik." dediler. (Hidayete) uzak bir yerden (dalâletten) onlar (îmânı) nasıl elde ederler?

 6 / EN'AM - 158 : Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).
Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya senin Rabbinin gelmesini mi veya senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse (âmenû olmamışsa) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; biz de bekleyenleriz.”

 

8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

 

   Peki insanlar bunları nasıl öğrenip idrak edecekler?  HAŞYET SAHİBİ olmakla,ALLAH’IN RIZASINA TABİ olmakla.(haşyet bahsi daha önce açıklanmıştı)

   Bu özelliklere sahip olan kişi Allah’a dönüp teslim olmaya davet eden” (peygamberler döneminde) peygamberlerin,resullerin,mürşidlerin ve onlara tabi olan hak mü’minlerin”sohbetlerine,konferanslarına,radyo ve tv konuşmalarına” ulaşır ve o sözlerin HAKTAN GELEN sözler olduğunu idrak edecek olan”İHBAT” (anlayış kabiliyeti) onun kalbine konarak Allah’a ulaşan “sıratımustakime”hidayet eder.Ve o kişi HAK MÜ’MİN olur.

5 / MAİDE - 16 : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

22 / HAC - 54 : Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

3 / AL-İ İMRAN - 193 : Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
Rabbimiz! Muhakkak ki biz,"Rabbinize âmenu olun" diye îmana davet eden davetçiyi işittik , böylece îman ettik (davetçiye tâbi olarak âmenû olduk) Rabbimiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrar olan (Allah'a ulaşan ve veli olan cennetlik) kullarınla beraber vefat ettir.

46 / AHKÂF - 31 : Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin).
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin. Ve O'na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun.

72 / CİN - 13 : Ve ennâ lemmâ semi’nel hudâ âmennâ bih(bihî), fe men yu’min bi rabbihî fe lâ yehâfu bahsen ve lâ rehekâ(rehekan).
Ve gerçekten biz, hidayeti işittiğimiz zaman O'na îmân ettik. Artık kim Rabbine îmân ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden ve zulme uğrayacağından korkmaz.

hidayet : Ruhumuzun Allah'a ulaşması

2 / BAKARA - 186 : Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

 

   Bu özelliklere sahip olmayan kimseler de o davetcilerin davetlerine ulaşırlar ama gercekleri idrak edecek Allah’ın yardımını (ihbatı) alamazlar ve hak mü’min olamazlar.

   Neden ? –Resulleri (Herdönemde varolan) kabul etmedikleri için.

17 / İSRA - 94 : Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ illâ en kâlû e beasallâhu beşeren resûlâ(resûlen).
Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı.

   Neden ? – Anlatılanların yani “hidayetin tarifinin”Babalarından  din adamlarından duyduklarının aynı olmadığını gödükleri için.

18 / KEHF - 55 : Ve mâ menean nâse en yu’minû iz câe humul hudâ ve yestagfirû rabbehum illâ en te’tiyehum sunnetul evvelîne ev ye’tiyehumul azâbu kubulâ(kubulen).
Ve insanları, onlara hidayet geldiği (hidayete davet edildikleri) zaman Rab'lerinin mağfiretini dilemekten ve mü'min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin, onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır.

2 / BAKARA – 170-171 : Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne). Ve meselullezîne keferû ke meselillezî yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi? O inkâr edenlerin (kâfirlerin) hali, haykırması sebebiyle bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen (anlamayan) kimsenin durumu gibidir. (Onlar) sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden onlar akıl edemezler (idrak edemezler).

7 / A'RAF - 193 : Ve in ted’ûhum ilel hudâ lâ yettebiûkum, sevâun aleykum e deavtumûhum em entum sâmitûn(sâmitûne).
Ve eğer onları hidayete (Allah'a ulaşmaya) çağırırsanız size tâbî olmazlar. Onları davet mi ettiniz yoksa siz sessiz mi kaldınız? Sizin için birdir (sizin durumunuz aynıdır, farketmez).

7/ A'RAF - 198 : Ve in ted’ûhum ilel hudâ lâ yesme’û, ve terâhum yenzurûne ileyke ve hum lâ yubsırûn(yubsırûne).
Ve onları eğer hidayete (Allah'a ulaşmaya) çağırırsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün ve onlar görmezler.

2 / BAKARA - 206 : Ve izâ kîle lehuttekıllâhe ehazethul izzetu bil ismi fe hasbuhu cehennem(cehennemu), ve le bi’sel mihâd(mihâdu).
Ve ona: “Allah'a karşı takva sahibi ol.” denildiği zaman izzet (nefsin gururu) onu günahla tutar (mani olup onu günaha sokar). Artık ona cehennem yeter ve elbette (o) kötü bir döşektir.

28 / KASAS - 50 : Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

 

   Demekki hak mü’minliğin temelinde;Allah’a ulaşmak(mülaki olmak)var.Allah’a ulaşmanın farziyetine inanarak”ALLAH’A MÜLAKİ OLMAYI ARZU ETMEK(dilemek) var.Böyle bir dileğin sahibi olmazsa, inkar ederse veya yalanlarsa ne olur? Yeri ateş olur dünya ve ahiret hayatı hüsrandır.

 10 / YUNUS – 7-8 : İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

10 / YUNUS - 45 : Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).

18 / KEHF – 103-104-105 : Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).

De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?” Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar. İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

 

   Zaten nerede hüsran varsa orada HAK MÜ’MİNLİK yoktur o kişi kendini kandırmıştır.Çünkü hüsran da olanlar mü’min değildiler.

6 / EN'AM - 12 : Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
De ki : “Semalarda ve yeryüzünde olan şeyler kimin?” “Hepsi Allah'ındır!” de. Allahû Tealâ, kendi üzerine rahmeti yazdı. Hakkında şüphe olmayan kıyâmet gününde, sizleri mutlaka toplayacak. O kimseler ki; nefslerini hüsrana düşürdüler, onlar mü'min değildirler.

6/ EN'AM - 20 : Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar. Artık mü'min olmayanlar, nefslerini hüsrana düşürdüler.

   Allah’a MÜLAKİ OLMAYI (Allah’a ulaşmayı) dilemeyenlerde,yalanlayanlarda ve inkar edenlerde “yunus/45 ve kehf/103,104,105.Ayetlerine göre” HÜSRANDA olmalarından dolayı İMAN’IN gercekleşmesi, kurtuluşa erecek mü’min olması mümkünmüdür ?

   Hayır, çünkü Allah’ın ayetleri çok açık.O zaman İman ın olmazsa olmaz şartlarından birisi kesin “Allah’a ulaşmanın,var olduğu,farz olduğu ve kişinin de, Allah’a ruh’unu ulaştırmak için bir gayretinin olması-ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEREK-gerektiğine”kalben inanmasıyla mümkün olacağıdır.

  

İRŞAD

 

   İrşad; ra,şın ve dal harflerinden oluşan reşeda kökündendir.

Kelime anlamı; Olgunlaşma,Allah’ın ilmiyle ilimlenme ve kemale erme dir.

   Kur’an da Allah’utela, bize örnek olarak,daha öncekilerin kıssalarında ve SAHABENİN hayatında nereye ulaştıklarını misal vererek”nefs in afetlerinin yok olmasıyla kalbin  bütünüyle fazıllarla nurlanması neticesinde kişinin,Allah’ın ilmiyle (ledün ilmi ile) alim olup İHLASA ulaşması yani “muhlis” olması olarak” acıklamıştır.

18 / KEHF – 65-66 : Fe vecedâ abden min ibâdinâ âteynâhu rahmeten min indinâ ve allemnâhu min ledunnâ ilmâ(ilmen). Kâle lehu mûsâ hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimmâ ullimte ruşdâ(ruşden).
Böylece katımızdan, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledun (gizli) ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular. Musa (A.S) ona şöyle dedi: “Rüşde ulaşmak üzere, sana öğretilen (ilmi ledun) den bana öğretmen için, sana tâbî olabilir miyim?”

49 / HUCURAT – 7-8 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
 Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. (Bu) Allah'tan bir fazl ve ni'mettir. Ve Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.

2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

 

 İrşad farzmıdır ?

   Evet,farzdır.

   Allah katında,iki sınıf insan vardır.

Hidayette olanlar     Dalalette olanlar

Mü’min olanlar         Kafir olanlar

İrşad yolundakiler    Gay yolundakiler (Şeytanın yolunda)

Cennetlikler             Cehennemlikler

   Başlangıçta bütün insanlar,peygamaberler de dahil dalalettedirler.(bu daha önceki sayfalarda açıklanmıştı)İşte dalalette olanlar aynı zamanda “gavindir”(gay yolundadır.azgınlardır.cehennemliklerdir.)

26 / ŞUARA – 94-95-96-97 : Fe kubkıbû fîhâ hum vel gâvun(gâvune). Ve cunûdu iblîse ecmeûn(ecmeûne). Kâlû ve hum fîhâ yahtesımûn(yahtesımûne). Tallâhi in kunnâ le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Onlar (putperestler) ve azgınlar(gavinler), oraya (cehenneme) yüzüstü (burunları yere sürtünerek) atılırlar. Ve iblisin ordularının hepsi. Onlar (taptıkları şeyler ve onlara tapanlar) orada hasım olarak (düşmanca çekişerek) dediler ki…Allah'a yemin olsun ki, biz mutlaka apaçık bir dalâlet içindeydik.

 Gavin,azgın demektir.Haddi aşanlar demektir.Tuğyan da azgın demektir.

7 / A'RAF - 186 : Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).

10 / YUNUS - 11 : Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.

   Gavin olanlar; Şeytanın dostlarıdır,Dalalettedir,mü’min değillerdir ve  aynı  zamanda CEHENNEMLİKTİR.Dünyadaki durumlarına göre cehennemin yedi kapısına taksim olacaklardır

                 15 / HİCR – 39-40-41-42-43-44 : Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne). İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne). Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun). İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne). Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağı
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”
Azgın olanlardan (iğvaya düşürdüklerinden) sana tâbî olan kimseler hariç, muhakkak ki; benim kullarım üzerinde senin bir sultanlığın (gücün) yoktur.
Ve onların hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka cehennemdir.
Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır.

38 / SAD – 55-56 : Hâzâ, ve inne lit tâgıyne le şerre meâb(meâbin).

Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, fe bi’sel mihâd(mihâdu).
(Cennettekilerin durumu) bu. Ve muhakkak ki azgınlar için elbette şerrli (kötü) bir meab (sığınak) vardır. Cehennem, ona girerler. İşte o ne kötü bir döşektir.

78 / NEBE – 21-22-23 : İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden). Lit tâgîne meâbâ(meâben). : Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben).
Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur. Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak.

Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak.

 

   Hal böyleyse ve herkes te başlangıcta gavin ise(ki dalalette ise otomatik olarak gavindir) bu durumdan kurtulmak için ne yapacaktır? - Tabiî ki onun alternatifi(zıddı) olan İRŞAD YOLUNU sececektir.(bakara/256)

 2 / BAKARA - 256 : Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah'a îmân ederse (mü'min olur, Allah'a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah'tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem'î'dir, Alîm'dir.

   Gay yolundan kurtulmanın çaresi irşad yoluna tabi olmaksa ve bunun recetesi de TAGUTU devreden çıkarıp mü’min olmak ve bakara/186 ya görede Allah’ın davetine icabet edip mü’min olmaksa O zaman Allah’ın davetine (Allah’a ulaşma davetine)icabet edip tagutu devreden çıkartmamız gerekecektir.Yani Allah’a ulaşmayı (o’na enap olmayı)dileyeceğiz.

  2 / BAKARA - 186 : Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

   Allah’ın daveti ne idi?

10 / YUNUS - 25 : Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

42 / ŞURA - 47 : İstecîbû li rabbikum min kabli en ye’tiye yevmun lâ meredde lehu minallâh(minallâhi), mâ lekum min melcein yevme izin ve mâ lekum min nekîr(nekîrin).
Rabbinize icabet edin (Allah'a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz)

 89 / FECR - 28 : İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

39 / ZUMER - 54 : Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

   Allah’a teslim olmanın başlangıcı ne idi ? Allah’a (enab olmak) ulaşmayı dilemek

39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

 

   Öyleyse,Allah’a ulaşmayı dileyip Allah’ta bizi kendine hidayet etmeyi murad ediyor(rad/27,şura/13)ve göğsümüzü islama açıyor(enam/125) rabbimizden bir nur üzere oluyoruz(zümer/22) o nur, la huşu sahibi olarak İRŞAD MAKAMINI yani MÜRŞİD i Allah’tan hacet namazıyla(maide/35,bakara/45,46) sorarak (ki mürşidi Allah tayin eder)o’na tabi olmasıyla Allah’tan gelen FAZIL SALAVAT ve RAHMET SALAVAT nurlarının ikişer ikişer gelip(zümer/23) bizim kalbimizin nurlanmasıyla İRŞAD oluruz.

   İrşad,aynı zamanda İHLAS a ulaşmaktır.Beyyine/5 te ayrıca farz olduğu acıktır.

98 / BEYYİNE - 5 : Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).
Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

   Bu seviyeler çok üst seviyelerdir diyorsanız(yüzde yüz nurlanma),bunun altseviyesi kalbin yüzde ellibir fazıl nuruyla nurlanmasıdır ve herkes buna ulaşabilir.Sadece “Allah’a ulaşmayı dilemekle”çünkü gerisini Allah gercekleştirecektir.

 13 / RAD - 27 : Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

42 / ŞURA - 13 : Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

6 / EN'AM - 125 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

39 / ZUMER - 22 : E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

2 / BAKARA – 45-46 : Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

(istiane : Yalnız Allah'tan(cc) istenen yardım )

39 / ZUMER - 23 : Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-fazl ve salâvât-rahmet), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

   İşte mürşidimize tabi olduğumuzda bize verilen ibadetler;namaz,oruc,zekat,zikir ve durumu uygunsa hac tır.Ama bu ibadetlerden ALLAH’IN İSMİNİN ZİKREDİLMESİ bugünkü din uygulamasında farz olmaktan çıkarılmıştır.Halbuki ZİKİR,enbüyük ibadet ve Allah’ın dininin olmazsa olmaz şartıdır.(ankebut/45)Ayrıca zikir olmazsa Allah’ın katından fazıl ve rahmet nurları gelmez(zümer/23).Bu zikir le nefs imizin her kademesinin aklanmasıyla;emare de %7,levvame de/7,mülhime de%7,mutmainnede%7,raziye de%7,marziye de%7 ve tezkiye de%7 olmak üzere %49 fazıl nuru ile daha önce(mürşide tabi olmadan evvel gögsümüz şerh olduğunda gelen) %2 rahmet nurunun toplamı %51 kalbin nurlanmasıyla RUH her aklanma kademesine parelel gökkatlarındaki yolculuğunu tamamlayarak Allah’ın zatına ulaşarak HİDAYETE ermiş olur(fatır/18).Buraya kadar Allah’ın garantisindedir(Allah’a ulaşmayı dilediğimiz için rad/27,şura/13).Bundan sonra zikrimizi artırarak günün dörtte üçünü zikirle gecirdiğimizde FİZİK VÜCUDUMUZU Allah’a teslim ederek MUHSİNLERDEN oluruz(nisa/125).daimi zikre ulaştığımızda NEFS imizi Allah’a teslim ederek ULULELBAB oluruz(aliimran/190,191) daha sonra kalbimizin müzeyyenliği arttıkca İRŞADA ulaşırız(hucurat/7,)daha sonra Allah’ın bizi NASUH TÖVBESİNE davet ederek müzeyyenliğin tamamlanmasıyla İRADEMİZİ teslim ederek Allah bizi İRŞADA MEMUR VE MEZUN kılar.MÜRŞİD kılar(aliimran/102,110,tövbe/100).İşte mürşidi kamil bu kişidir.Yoksa kişinin kendi kendini mürşid tayin etmesi veya bir cemaatın o kişiyi mürşid tayin etmesi veya babadan oğula gecmesi ile değil.

   Aynı zamanda bütün peygamberler de MÜRŞİD dir ve onlar da bize birer örnektir.İşte İbrahim as mın “mürşid olarak” tayininin de Allah tarafından yapıldığını görüyoruz.

21 / ENBİYA - 51 : Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne).
Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)'a rüşdünü (irşad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu) bilenlerdik.

35 / FATIR - 18 : Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).

4 / NİSA - 125 : Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).
Ve, hanif olarak Hz. İbrahim'in dinine tâbi olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah'a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz.İbrâhîm'i dost edindi.

3 / AL-İ İMRAN – 190-191 : İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı). Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette ayetler (deliller) vardır. Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

49 / HUCURAT - 7 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!

9 / TEVBE - 100 : Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

3 / AL-İ İMRAN - 110 : Kuntum hayra ummetin uhricet lin nâsi te’murûne bil ma’rûfi ve tenhevne anil munkeri ve tu’minûne billâh(billâhi), ve lev âmene ehlul kitâbi le kâne hayran lehum, minhumul mu’minûne ve ekseruhumul fâsikûn(fâsikûne).
Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah'a îman ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îman etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.

   Ayrıca şunu da belirtmek gerekir irşad da farzdır,mürşid de farzdır ama MÜRŞİD amaç değildir o bir ARACTIR Allah’a ulaşmayı dilemeden, mürşidin hiçbir faydası ve yardımı olamaz.Mürşidin farziyetiyle ilgili ayetikerimeler;

5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

28 / KASAS - 50 : Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

17 / İSRA – 71-72 : Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen). Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fîl âhıreti a’mâ ve edallu sebîlâ(sebîlen).
O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz). Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır.

3 / AL-İ İMRAN - 112 : Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'dan bir gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın ayetlerini inkar etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.

20 / TAHA - 123 : Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

2 / BAKARA - 38 : Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.”

18 / KEHF - 17 : Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

72 / CİN – 14-15-16 : Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden). Ve emmel kâsitûne fe kânû li cehenneme hatabâ(hataban).Ve en levistekâmû alet tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir). Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular. Ve eğer onlar, tarikat üzere olarak (Allah'a) yönelselerdi, onları mutlaka bol su (rahmet) ile sulardık (bol bol rahmet ulaştırırdık) ki.

31 / LOK MAN - 15 : Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

 7 / A'RAF - 35 : Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.

 

   Olaya bir başka açıdan baktığımızda yine kurtuluşun (necat bulmanın) irşad ile oluştuğunu görüyoruz.

   Peygamber (sav)efendimiz buyuruyorki ; “Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır onlardan sadece bir fırka kurtulacaktır.” Sahabe soruyor.Ya resulullah o fırka hangisidir? Peygamber (sav) efendimiz buyuruyorki;”fırkayı naciyedir.NECAT FIRKASI.

   Kur’ana baktığımızda bu “necat fırkasını” mü’min suresinin 38.39.40.41.42.43.ayetikerimlerinde görüyoruz.Orada o kişi bir mürşid  kavmini “Aziz ve Gaffar olan olan Allah’a ulaşmaya davet ederek (Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde) kendisine tabi olunduğu zaman İRŞAD olunaacaklarını ve NECATA (kurtuluşa) ulaşacaklarını Peygamber (sav) efendiizn buyurduğu “NECAT FIRKASINDAN-fırkayı naciye- olacaklarından aksi takdirde ATEŞ EHLİ olacaklarını söylüyor.

40 / MU'MİN - 38 : Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi). Yâ kavmi innemâ hâzihil hayâtud dunyâ metâun ve innel âhirete hiye dârul karâr(karâri). Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin). Ve yâ kavmi mâ lî ed’ûkum ilen necâti ve ted’ûnenî ilen nâr(nâri). Ted’ûnenî li ekfure billâhi ve uşrike bihî mâ leyse lî bihî ilmun ve ene ed’ûkum ilel azîzil gaffâr(gaffâri). Lâ cereme ennemâ ted’ûnenî ileyhi leyse lehu da’vetun fîd dunyâ ve lâ fîl âhireti ve enne mereddenâ ilâllâhi ve ennel musrifîne hum ashâbun nâr(nâri).

Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."
Ey kavmim! Bu dünya hayatı, sadece (geçici) bir metadır (faydalanmadır). Ve muhakkak ki ahiret karar kılınacak (devamlı kalınacak) yerdir.Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü'minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.Ve ey kavmim! Benim için nasıl bir hal ki, ben sizi kurtuluşa çağırıyorum ve siz, beni ateşe çağırıyorsunuz.Siz beni, Allah'ı inkâra ve hakkında ilmim olmayan bir şeyi, O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ve ben, sizi Azîz ve Gaffar Olan'a (Allah'a) çağırıyorum.Beni kendisine çağırdığınız şeyin bir hükmü yoktur. Onun (o putun), dünyada ve ahirette bir daveti (yetkisi) de yoktur. Muhakkak ki bizim dönüşümüz Allah'adır. Ve muhakkak ki müsrifler (haddi aşanlar), onlar, ateş ehlidir.

   Kıyametten sonraki halimize baktığımızda,”bir tek fırkanın kurtulacağını” diğerlerinin helak olacağını görüyoruz.

34 / SEBE - 20 : Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

   Demekki;İrşad olmak dolayısıyla Mürşid farzdır aksi takdirde Şeytan’a tabi olarak cehenneme gideriz.Mürşidimiz de Şeytan olur.İmamı rabbani hazretleri ne buyuruyordu ? Şeyhi olmayanın şeyhi Şeytandır.Ancak bu şeyh,”Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah tan hacet namazı ile sorularak bulunan ŞEYH (mürşid) olacaktır.

   Allah’ın evliyalarının MÜRŞİDİN özellikleri ve farziyeti hakkındaki belgeleri;

Abdulkadir Geylani Hz.nin Müridlerin kitabi

S.1065:Mürid, seyhini, Aziz Celil Rabbi ile bir vasita bilmelidir. RABBINE ULASTIRAN BIR YOL ve bir sebeb bilmelidir........
.....Bir SEYH ola, bir de Mürid. Bir sahip ola , birde onun sahip oldugu kisi. Bir uyan ola,bir de uyulan. BU DURUM, ADEM (a.s.)den BERI BÖYLEDIR , KIYAMETE KADAR DA BÖYLE SÜRECEKTIR.

Sayfa 1069:Mesayih (mürsidler) Allaha vardiran yoldur. Yüce Allaha götüren delillerdir. YÜCE ALLAHIN HUZURUNA CIKILAN KAPILARDIR. Anlatilan mana da olarak, her müride bir seyh gereklidir. Bu seyh dahi, beyan ettigimiz üzere olacaktir, mürid dahi öyledir. Yani ALLAHA ULASMAK DILEYEN her müride bir büyük zat gereklidir.

Sayfa-1102:Gencler seytanin sevgisine daha yakindir.Seytan tarafindan daha cok kabul görürler. Serre, fitneye, hevai arzulara tabi olmaya, nefsin fesadina, töhmete daha meyilldirler. Bütün bu anlatilan sebeblerden ötürü; onlarla arkadaslik etmek cok tehlikelidir.Meger ki, onunla arkadas olan zat, kendisine mana yolunda tabi olunan bir zat, Allahi bilen bir alim, PEYGAMBERLERIN VEKILI; HIDAYET IMAMI; ALLAH TARAFINDAN KORUNMUS BIR KIMSE OLA. Zira,hali anlatildigi gibi olan bir zat, hayir ögretendir. Halk-i kötülüklerden cekindiren ve onlari terbiye edendir. ONLAR YÜCE HAKK ILE HALKI ARASINDA BIR ELCI (RESUL) VE ONLARI GÖZETICIDIRLER

.

*******abdulkadir geylanihz.;futuhurrabbani

Mürşid

Kimin ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’ebağlılığı gerçekten sabit olursa, Allah Resulü onakılıcını kuşatır. Kendi edep ve terbiyesinden, kendişemailinden, kendi ahlâkından ona bir şeyler tahsiseder. Kendi elbiselerinden bazılarını ona bizzat
giydirir. Daha sonra da, ümmeti içinde onukendisine vekil, rehber ve ümmetini Allah yoluna
davetçi yapar. Böylece o da, Allah Resulünevekaleten, Muhammed ümmetinin içinde, Allah’a
götüren kılavuz ve davetçi olur.Kalbini bir mescit yap. Orada, Allah’tan başka
hiçbir şeye yer verme. Nitekim Allah, şöylebuyurur:- Hakikatte mescitler, Allah’ındır. Onun için, Allahile birlikte hiçbir şeye tapmayın, (Cin, 72:18).
Kalbini bir mescit yaptığı ve orada Allah’tan başkahiçbir şeye yer vermediği zaman, bir kulun derecesiyükselir. İslam’dan imana, imandan sarsılmaz bilgive inanca, oradan marifete, marifetten ilme,ilimden muhabbete, muhabbetten mahbubiyeteyükselir. Daha sonra ise, talep eden ve arayandurumundan, talep olunan ve aranan durumunayükselir. Kalp aynası saflaşmış, temizlenmiştir.Peygamberinin daimi uyanıklık haline vârisolmuştur. Zira Allah Resulünün gözleri uyurdu,fakat kalbi asla uyumazdı. Önünü gördüğü gibi,arkasını da görürdü.

*******CÜBBE VE DİPLOMA İLE ŞEYH OLUNMAZ GERÇEK ŞEYH ALLAHA ULŞMAYI DİLEMEYE DAVET EDER: Velî dediğimiz zât, Allahü teâlâya kavuşduran yolu gösterendir. Yolda, ondan yardım, imdâd gelen zâtdır. Yoksa cübbe, külâh, diploma edinip, şeyh efendi olarak köşede oturan câhil değildir. Âdetlere, gösterişlere, yaldızlı sözlere aldanmamalıdır YÜZDOKSANINCI MEKTUP(imamı rabbani)

 

Abdulladir Geylani Hz.nin sohbetler kitabindan:
Sayfa-275:Siz Allahin kitabina, Resulullahin ahlakina ve MÜRSIDLERE uymadikca ASLA FELAH BULAMAZ, KURTULUSA EREMEZSINIZ.
Sayfa-188:Ey nefs ve hevai arzularinin tabiatin kulu, sen kendi görüsünde kanaat etmis, sana hakikatleri ögretip terbiye edecek bir üstad, Mürsid edinmemissin.
Sayfa-201:Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rekat namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, SANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER.

 

ABDULKADİR GEYLANİ SIRRUL ESRAR

 

 PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...

 

HALVETI SEYHINDEN- Muhyiddin Özevren:

Dehr-i dûnya mürsid-i dânâyi bulmaktir hüner
Bulunca ol kâmili,rengine boyanmaktir hüner
Bu dünya evinde bir insan için en büyük hüner, mürsid-i kâmili bulmaktir. Bulduktan sonra rengiyle renklenmek, haliyle hallenmek; yolunda ve izinde gitmek; itaat etmek; teslim olmaktir. El ele, el Hakka. Kuran-i Kerimde: Ey îmân edenler! Allah’a karşı takva sahibi olun ve Allaha kavusmak için vesile arayin (mâide Suresi, ayet 35)diye buyurmustur.Ulema-yi izam ve evliya-yi kiram, buradaki vesilenin mürsid-i kâmil oldugunda ittifak etmislerdir.Rabbinize inâbe ediniz. (Zümer Suresi, ayet 54) Bu, tarihi bir vakadir. Sure-i Fetihde geçer. Buna, Secere-i Ridvan adi verilmistir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve 1500 kisiMekkeye Beytullahi tavaf etmeye gidiyordu. Mekkeliler:--Resul-i Ekrem (s.a.v.) savasa geliyor, diye telâslandilar. Resul-i Ekrem Efendimiz:--Hayir! Savas için gelmiyorum; ziyaret için geliyorum, diye buyurdu ve Hz. Peygamber (s.a.v), 1500 kisi - biri hariç - bir agacin altinda hepsinden bîat aldi.Sana bîat edenler, Allaha bîat etmislerdir.(Fetih Suresi,ayet 10)Ayet-i kerimede Hz. Peygambere bîat edenlerin, Allaha bîat ettikleri buyruluyor. Mürsid-i kâmile bîat edenler de ayni düsünce içindedirler. Çünkü mürsid-i kâmil, Hz. Peygamberin vârisidir.

Seyda Muhammed Konyevi (ks), Kuran ve Sünnet Isiginda Adab:
Muhaddis Ahmed bin Hacer Haysemi, Fetava-i Hadisiye isimli eserinde söyle buyurmustur: ‘Hulasa olarak Allah-u Zülcelâle süluk eden sahis için en güzel yol, bu söylenenlere vasil olmak için, bir tabib-i azam olan Mürsid-i Kâmile tabi olup, tedavisinin altina girmektir.’

 

Imam Gazali:Kalplerin Kesfi s.235

Hz. Ali r.a: Isra-71:"Yevme ned'u kulle unesin bi IMEMIHIM." "O gün bütün insanlari Imamlariyla cagiracagiz." Bu ayette ki Imam, insan topluluklarinin her devirdeki Imam'i demektir. Buna göre her zamanin halki, emirlerini uygulayip, yasaklarindan kacindiklari Imam'la cagrilacaklardir.

 

BILAL NADIR HAZRETLERINDEN

......."Ümmetimin âlimleri, ben-i İsrail peygamberleri gibidir".buyurmuşlardır.Ümmetime, din yolunu gözetmekte ve göstermekte onlara uymak gerektir, demek istemişlerdir. Burada âlimlerden murad elbette ve elbette ilimleriyle âmil olan âlimlerdir. Onlar, meşâyihten şeyhlerden olup halkı Hakka çekip götürenlerdir.(Allah’a ulaştıran)

Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)den rivâyet edilen şu Hadîs-i şerîf, bu görüş doğrulamaktadır:Şüphesiz Cenâb-ı Hakk bu ümmet için her yüz senenin başında dinini yenileyecek bir zât gönderir. Bu Hadîs-i şerîfin sırrı çoktur. Şerhi uzâtmayalım ve maksada dönelim:Demek oluyor ki, Şeyhler Allahu Teâlânın kullarına kılavuz olmak ve onları Alla’a götürmek için gönderilirler. Şu halde, bunlara mutlaka uymak gerektir. Eğer uyulmayarak muhalefet edilecek olursa, din yolunda eksikliktir.

.......Şeyhlere uymak ve onları sevmek lazımdır ve her kişiye bir Şeyh edinmek ve onun edebi ile edeplenmek gerektir. Zira, Şeyhler taliplerin çobanı gibidir. Çobanı olmayan koyunu, elbette kurt kapar. Sen olmasaydın bu kâinatı yaratmazdım. demiş iken, Cebrâil (Aleyhis-selâm) Ona mürşid oldu ve kılavuzluk etti. Hz. Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz de bu yolu mürşidsiz yürümedi.

Müzekkin-Nüfus, s.419; El-Uhûdül Kübra, (İmâm-ı Şarâni), s.994.Berikâ, c.1, s. 58.

Şeyh Es’ad Efendi -kuddise sırruh- Hazretlerimizin:

“Dünyaya gelmekten murad Mürşid-i kâmil’i bulmaktan ibarettir.” buyurmaları bu hakikatın bir ifadesidir ve intisab bu bakımdan lüzumludur.

Tasavvuf, Allah sevgisine yegâne vesiledir.

İntisab etmek istendiği zaman evvelâ istihâre yapılır. “Eğer bana nasip etmişsen ve kime nasip etmişsen bana göster, bileyim ve ona göre gireyim.” diye Allah-u Teâlâ’dan istimdat edilir. Bir alâmet zuhur ederse ehli bulunup ehline tabir ettirilir. Ehli olmazsa, yanlış bir tabir ile kişiyi dalâlete sevk eder. Ehli bulunacak ve o tabire göre hareket edilecek. Tarikat-ı aliye’ye böyle girilir. Bu kadar lüzumlu bir yol, Ahmed’e Mehmed’e intisab etmek demek değildir. Rehber bulununcaya kadar aramak icabediyor. “İntisab ettim, bağlandım.” gibi sözler boş sözlerdir.

Allah-u Teâlâ ezelden nasipdar ettiği kimsenin nasibini, yolun hakiki rehberine teslim eder ve kişiyi ona ulaştırır. Mürid günâ gün o nasibi alır ve terakki eder. Mevlâ o nasibi koymasaydı, mürşidde o nasip yoktu. Mürşid O’nun koyduğu nasibi vermiş oluyor. Daha doğrusu o kanaldan almış oluyor. Çünkü veren yalnız Allah-u Teâlâ’dır.

Meselâ çocuk annesini emiyor. Annesi: “Sütü ben verdim.” diyebilir mi? “Ben verdim” dese, peki ona sütü kim verdi? Evet hakikaten çocuğu annesi emzirdi ama, süt ona ait değil. Sütü vereni kimse düşünmüyor. Her şeyde Allah-u Teâlâ’nın ikram ve ihsanı vardır.

Mürşid de böyledir, bir ana gibidir. Nasipdar olanlara Allah-u Teâlâ’nın ezelden yerleştirdiği nasiplerini verir. Kendisine ait hiçbir nesnesi yoktur.

MÜRŞİDİN İRŞAD ETMESİ

Senedim yok, fakat bâki kalan onbeşinden yarısını âhirete sarfetmek için Kur'ân-ı Hakîm'in hâlis bir tilmizi (talebesi yani mürşid)beni irşad etti. O han ise, benim için İstanbul imiş(Orjinal Sayfa:341) ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Yirmiüçüncü Söz sözler 23. söz

MÜRŞİDE TABİYETİN GEREKLİLİĞİ

Evet,<<el-merru mea men ehabbe>> (kişi sevdiğiyle beraberdir)sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âlî-makam bir zâtın tebâiyetiyle(tabiyetiyle) girebilir.(gençlik rehberi mukaddime 6şeret 21 bölüm)

 

14. MakaleVELİLERE UYMAK(futuhul gayb geylanihz.)

Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.

Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.

TASAVVUF İSLAMİYETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR:

Tesavvuf yoluna girmek, islâmiyyetin inanılacak şeylerine îmânı kuvvetlendirmek içindir. Böylece îmân, düşünerek anlamak zorluğundan kurtularak, görmüş gibi sağlam ve vicdânî olur ve kısaca inanmak yerine, etraflı ve derin îmân hâsıl olur. Meselâ, Allahü teâlânın varlığına ve bir olduğuna önce düşünerek veyâ başkalarından görerek inanıyordu. Tesavvuf yolunda ilerlemek nasîb olunca, o düşünerek ve işiterek olan îmân, şimdi bularak, anlıyarak hâsıl olur. Îmânı olgunlaşır. İnanılacak şeylerin hepsine de, böyle îmân hâsıl olur. Tesavvuf yoluna girmenin ikinci fâidesi, fıkhda bildirilen vazîfeleri yapmakda kolaylık elde etmek ve nefs-i emmâreden ileri gelen güçlükleri yok etmekdir. Bu fakîr, iyi anladım ki, tesavvuf, islâmiyyetin yardımcısıdır. İslâmiyyetden başka birşey değildir.

 

MÜRŞİDİN İSTİARE NAMAZIYLA BULUNUP ONADAN ÖĞRENİLMESİ GERKTİĞİ:

Şartlarına uymak lâzımdır. Şartlara uymadan öğretmek iyi olmaz demek istemişdim. Şimdi de böyle biliniz! Şartlara uymakda titiz davranınız! Gevşeklik olmasın. Bildirmek lâzım olduğu istihârelerle açıkça anlaşılmadıkca, öğretmemelidir. Kardeşimiz molla yâr Muhammed Kadîme de bunu söyleyiniz. Tarîkati öğretmekde acele etmemesini sıkı tenbîh ediniz. Kazancı çoğaltmağı değil, Allahü teâlânın rızâsını kazanmağı düşünmelidir. Sık sık hâlinizi yazınız. İKİYÜZDOKUZUNCU MEKTÛB

 

MÜRŞİDİN GEREKLİ OLDUĞU:

YÜZALTMIŞDOKUZUNCU MEKTÛB

Bu mektûb, şeyh Abdüssamed-i Sultânpûrîye gönderilmişdir.
Mürşid-i kâmil ne zemân ve niçin lâzım olduğu bildirilmekdedir:

Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe (aleyhimüsselâm) ve Onun temiz Âl ve Eshâbına bizden selâmlar ve düâlar olsun!

Lutf ve ihsân ederek gönderdiğiniz kıymetli mektûb geldi. Bizi çok sevindirdi. Birşey soruyorsunuz. Yavrum! Herşeyden önce istenilecek şey ve en çok aranılacak şey, Allahü teâlâya kavuşduran yolu bulmakdır. Fekat insan, önce dünyâ işlerine dalmış, birçok ihtiyâclarına sarılmış olduğundan pek kirli, çok aşağıdır. Allahü teâlâ ise, her bakımdan yüksek ve kusûrsuzdur. Ondan feyz gelmesi ve gelen feyzlerin, marifetlerin alınması için verici ile alıcı arasında bir bağlantı, bir yakınlık yokdur. Bunun için, bu yolu bilen ve gören bir kılavuz elbette lâzımdır. Bu kılavuzun, hem alıcı ile, hem verici ile bağlantısı olması şartdır. Ancak böyle olursa, aracılık yapabilir. Alıcı, vericiye yaklaşdıkça, kılavuz kendini aradan çekmeğe başlar. Tâlib yanî alıcı, matlûba tâm bağlanınca, rehber aradan büsbütün kalkar. Tâlibi, matlûba, aracı olmadan kavuşdurur. Bunun içindir ki, başlangıçda ve yolda iken, aranılan şey, rehberin aynasından başka hiçbir yerde görülemez. Sona erenlere, rehberin aynası olmadan, matlûb kendini gösterir. Vasl-ı uryânî hâsıl olur. Bu zemân, pîr araya girerse, başını keserim denilmesi, sersemce, abdalca bir sözdür. Doğru yolda olanlar, böyle konuşmazlar. Edebsizlik etmezler. Her istediklerini pîrin bereketinde ararlar ve bulurlar. Vesselâm.

 



*******HACET NAMAZIYLA MÜRŞİDİN SORULMASI:
Sayfa-201:"Sadiklara, salihlere iltihak et, onlarin arasina katil, eger kimin salih, kimin münafik oldugunu ayirt edemezsen o zaman geceleyin kalk iki rek'at namaz kil. Yarabbi, bana senin salih kullarini göster, SANA GELMEMDE KILAVUZLUK EDECEK KISILERI GÖSTER." Abdul kadir geylani guyetut talibiyn s.1018
27. FASIL hacet namazi:
Enes b. melikten aldigi bir rivayete dayanarak, ebu hasim eyli rasulullah s.a.s efendimizin söyle buyurdugunu anlatti:
-Bir kimsenin yüce Allah'tan önemli bir dilegi olur ise. güzelce abdest alip iki rek'at namaz kilsin
Bu namazin Birinci rek'atinda; fatiha sonra ayetul kürsi okunur
ikinci rek'atta ise fatiha sonra amenerresulüyü okur kisi
Bundan sonra tesehhüde oturup selam verir....

 

MÜRŞİD HAYATTAMI OLMALIDIR(GAVSULAZAM)

Gavsül Azam Abdulkadir geylani hz.lerinin ''ÖTELERDEN HABERLER''orj.adı''SIRR''ÜL ESRAR''kitabından Abdulkadir akçiçek çevrşsşnden aynen aktarıyorum...

*Basiret ,ruh gözesinden gelir.evliya için ''füad''makamından açılır.elde esdiliş tarzına gelince,ZAHİRİ BİLGİ İLE OLMAZ ötelerden,batından kopup glen ilim lazım..?ayeti kerime biz
....''O na canibimizden-ötelerden-ilim vermiştik.''(kehf65)

*İnsana gereken ,BASİRET SAHİPLERİNİ bularak ,telkin yolu ile onlardan birşeyler almaktır.o telkini yapan zat,veli,mürşid ve lahut aleminden HEBER VEREN olmalı..

*kardeşler !.ayıkınız tövbe yolu ile Rabbinizde mağfiret talebinde bulununuz.bunu için koşunuz..

*YOLA GİRİNİZ! ŞU RUHANİ KAFİLELERLE RABBİNİZE DÖNÜNÜZ!

*Marifet,nefsin kara Perdesini kalp aynasından açmak ve ONU TEMİZLEMEKLE hasıl olur. o zaman CEMAL-İ İLAHİNİN GİZLİ HAZİNESİ gözükmeye başlar. ki bu,kalp sırrını özünde gözükür.
*..''her kim ,yaratanına KAVUŞMAYI diliyorsa yar iş görsün;yaratanına yaptığı ibadete ortak etmesin..''(kehf110)
*..''alimin uykudsu,cahilin ettiği ibadetten hayırlıdır..''
..burada kastedilen alim ,tevhid nuru ile içini nur eden;sonrada ,harfsiz,sessiz,sır dili ile TEVHİD ESMASINI devam eden zattır.asıl insan budur.bunu anlatan bir kaç tane hadisi kudsi zikredelim.
...insan ,sırrımdır;bende onun..''
....''batın ilmisırlarımdan bir sırdır;onu ,kullarımın kalbine koyarım,benden gayrı o hali bilen olmaz..''
her kim, ilahi marifeti düşünür;Allah u tealaya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse ,bunun yaptığı tefekkür bin yıllık ibadete bedel olur.ASILİRFAN İLMİ budur.irfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum.arif kim?irfanı iştiyakını duyduuğu zata ,mahbubunda BUNUNLA ERER.bu halin neticesinde ise RUHANİ BİR HALLE;TAM YAKINLIK ALEMİNE UÇUP GİTMEK OLUR..*İlahi sevgi,vucud düşmanı ölmeyince ele gelmez.vucudun ,ilk defa emmare,levvame ve mülhime derecelerinde oln nefisten temizlenmesi lazımdır..*PeygamberimizS.A.Vefendimiz dilinden söylenen;''''ben ve bana tabi olanlar basiret üzere..''''(yusuf108)ayetineki''bana uyan ''cümlesinde bir işaret vardır.peygambere tam varis olan KAMİL MÜRŞİD anlatılır.demek lurki,benden sonra irşad;her yönden benim batibni basiretime sahip olan kimse tarafından yapılacaktır.burada tam velayet haline sahip olan zat murad edilmektedir;''VELİ OLAN MÜRŞİD''''(KEHF17)AYETİNDEKİYLE AYNI ŞEYE İŞARET EDER.*peygamber efendimizS.A.V efebndimiz hayatta olsaydı doğrudan alınacak ondan alınırdı.gayrına ihtiyaç kalmazdı.öbür aleme intilkal ettikten sonra,tecerrd haline geçiyor,bizzat kendisi ile bağ kurulmıyor.İRŞADA MEMUR VELİLER de aynıdır.onlar da bu alemden göçüp gidince ,İRŞAD OLACAK OLMAZ.ANLAYIŞ EHLİ İSEN ANLA!,DEĞİLSEN BİR ANLAYANI ARA....*hayatta olan velinin ,peygamber S.A.V.EFENDİMİZ le her bakımdan ilgisi vardır .TAM VERASET HALİ BUNU GREKTİRİR .hayatta olduğu müddet o veraseti ve irşad makamını idare eder.bu hali taşıyana peygamberden rehberlik ve kulluk yardımı gelir.bu yardımla ;halk arasında tasavvuf yolunu devam ettirir;anla..*ergin,vuslat alemini bulmuş,geçmiş zatlar tarafından makbul olan bir zatın telkini LAZIMDIR.bu zat o aleme erdikten sonra ,Allahın emri ile ,noksan kişilerin ekslklikiğini tamamlmak için,bu aleme gönderilmiş olmalıdır.bu gelişde vasıta bizzat peygamber efendimizS.A.V OLMALIDIR...

   Demekki irşad farz yoksa GAVİN olarak cehenneme gideriz.Bunun da temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK var.

 

İSLAM

 

   İslam,sin,lam ve mim harflerinden oluşan silm kökündendir.

Anlamı; Teslim,sulh,sükun ve barış tır.

   Allah’uteala kur’anda,Allah’a yönelip(enab)teslim olmayı emrediyor.

39 / ZUMER - 54 : Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

 22 / HAC - 34 : Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).
Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah'ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın İsmi'ni zikretsinler (Allah'ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh'tır. Öyleyse O'na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele.

   Allah’ın teslim (İslam)emrini yerine getirenlerin özelliklerini veriyor Allah’uteala bir sonraki ayeti kerimede.

22 / HAC - 35 : Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar, Allah'ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah'tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

2 / BAKARA - 208 : Yâ eyyuhellezîne âmenûdhulû fîs silmi kâffeh(kâffeten), ve lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM'e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına (izlerine) tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

   Allah’utela,Ed dar (esmaülhüsnasından) olan kendi zatına davet ediyor.

10 / YUNUS - 25 : Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Sıratı Mustakîm : Allah'a (cc) ulaştıran yol

   Adem as dan peygamber(SAV) efendimize kadar gönderilen peygamberlerde kitaplarda aslı HANİF olan arapca adı İSLAM olan bir tek din üzerinedir.Başka bir din hiç olmamıştır.

3 / AL-İ İMRAN - 19 : İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Muhakkak ki Allah'ın indinde dîn, İslâm'dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.

2 / BAKARA – 131-132-133 : İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne). Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Hani Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi. İbrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yâkub da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz ölmeyin. Ancak Allah'a teslim olarak (ölün).” dedi. Yoksa Yâkub, ölüme hazır olduğu zaman: “(Ey yahudiler)! Siz orada şahit miydiniz?” Hani Yâkub, o zaman oğullarına: “Ben öldükten sonra kime kul olacaksınız?” dedi. Onlar da: “Senin ilâhına, ataların İbrâhîm, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan Tek İlâh'a kul olacağız. Zaten biz, O'na teslim olanlarız.” dediler.

3 / AL-İ İMRAN - 85 : Ve men yebtegi gayrel islâmi dînen fe len yukbele minh(minhu), ve huve fîl âhireti minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve kim İslâm'dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur.

10 / YUNUS - 84 : Ve kâle mûsâ yâ kavmi in kuntum âmentum billâhi fe aleyhi tevekkelû in kuntum muslimîn(muslimîne).
Ve Musa (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim! Eğer siz, Allah'a âmenû olup (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler ve Allah'a), teslim olanlarsanız, artık O'na (Allah'a) tevekkül edin.”

3 / AL-İ İMRAN - 52 : Fe lemmâ ehassa îsâ min humul kufre kâle men ensârî ilâllâh(ilâllâhi), kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâh(ensârullâhi), âmennâ billâh(billâhi), veşhed bi ennâ muslimûn(muslimûne).
Fakat İsa, onlardan inkâr hissedince “Allah'a (giden yolda) benim yardıcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah'ın yardımcılarıyız, Allah'a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah'a ulaştırmayı diledik) ve bizim (Allah'a) teslim olduğumuza şahit ol.” dediler.

   İSLAM,Allah’a teslim olmaksa bu gün böyle bir fiilden bahsediliyormu?

   -Hayır

   Bu günkü İslam anlayışı nedir?

   -Namaz,oruç,hac,zekat ve kelimeişehadet.

   Bunlar nereden çıkmıştır?

   -Zamanın alimleri tarafından bir hadis’e dayandırılarak koydukları bir kaidedir.

   Hangi hadise göre?

   Buhari 1.cild 8.hadis ve benzerlerine göre.

Arapca aslı;Büniyelislam ala hamsin.şehadeti lailaheillallah,ve ikamessalat,ve itaezzekat,ve savmıramazan vel hac.

Türkcesi; İslam beş şey üzerine bina edilmiştir.Kelimei şehadet,namaz,oruc,hac,zekat.

   Arapca aslına bakarsak,İslam beş şarttan ibarettir demiyor” İslam binası bu Beş şey üzerine bina edilmiştir diyor.Bu beş(ibadet) temeldir ama İslam binası değildir.Biz bu ibadetlerle sadece temeli oluştururuz.Barınacak, bizi koruyacak binamız henüz olmaz.O zaman onun üstüne bir bina inşa etmeliyiz.Bunlar (5 farz) birer aractır gereklidir ama YETERLİ DEĞİLDİR.Halbuki İSLAMIN ŞARTLARINI anlatan aynı hadis kitabında daha altı tane hadis var ama nedense bunu esas alarak şartlarını oluşturmuşlar.Diğer hadislere baktığımızda onların bir kısmının kur’ana parelel olduğunu görüyoruz.

 

   Buhari 1.cild 7.hadis

Ebu süfyan ve arkadaşları şam’a gittiğinde rum kayseri Hırakl,bunları davet ediyor ve onlara peygamber efendimizi soruyor.Ve neleri emrettiğini.Cevap olarak ta şöyle diyorlar;Tek olan Allah’a kul olunuz ve şirkten kurlulunuz(enta’budullahi velatüşrikebihi),dedelerinizin ibadetlerini terk ediniz,namazı kılın,sıdk’ı(sadaka vermeyi) ve affetmeyi emrediyor.

   Buradaki şartların değişik olduğunu görüyoruz.Nedir bunlar?

1-“Allah’a kul olmak ve şirkten kurtulmak”

   Her ne kadar hadis meallerinde “Allah’a ibadet etmek ve ibadetlerinde şirk koşmamak”olarak açıklanmışsa da esas anlamı;ALLAH’A ABD (kul) OLMAK VE O’NA (Allah’a) ortak koşmamak.Zaten Allah’a kul olmak,otomatik olarak şirkten kurtulmak demektir, taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan kurtulmak devreden çıkarmaktır.

    39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

   Demekki,Allah’a kul olup şirkten kurtulmak (ortakları devreden çıkarmak) ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEKLE (enab olmakla) mümkündür.Kul olmak, otomatik olarak takva sahibi olmayı da gercekleştirir.

   2 / BAKARA - 21 : Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz.

   Takva sahibi olmanın yolu ne idi;ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK (münib olmak)

   30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

   Allah’ın dininde KUL OLMAK, temel şarttır.

   11 / HUD – 25-26 : Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun). En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
Ve andolsun ki; Nuh'u kendi kavmine gönderdik. Muhakkak ki ben, sizin için ifadesi açık ve kesin bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kul olmamanız için (açıkça uyaran bir uyarıcıyım.) Muhakkak ki ben, elîm (acı) günün azabının sizin üzerinize olmasından korkuyorum.

11 / HUD – 2-3 : Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun). Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
(Bu kitap), Allah'tan başkasına kul olmamanız içindir. Muhakkak ki ben, O'ndan (O'nun tarafından) sizin için bir uyarıcı ve müjdeciyim. Ve Rabbinizden mağfiret istemeniz, sonra O'na tövbe etmeniz, belirlenmiş bir zamana kadar sizi güzel bir meta ile metalandırması (geçindirmesi) ve her fazl sahibine, fazlını vermesi içindir. Ve eğer (geri) dönerseniz o zaman ben, büyük günün azabının sizin üzerinize olmasından korkarım.

16 / NAHL - 51 : Ve kâlallâhu lâ tettehızû ilâheynisneyn(ilâheynisneyni), innemâ huve ilâhun vâhıd(vâhıdun), fe iyyâye ferhebûn(ferhebûne).
Ve Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin! O, sadece tek bir ilâhtır. O halde sadece Benden korkun!”

   2-Atalarınızın dinini terk edin.

Her dönem de Allah’ın kitabı olmasına rağmen daha önce ŞEYTANIN KANDIRIP ellerine verdiği dini ön planda tutmuşlardır.Peygamber efendimiz döneminde de yine öyle bir uygulama varki o na göre buyurmuştur efendimiz.Bu gün aynı “ataların dini uygulaması” yokmu? Var işte beş şart uygulaması.Peygamber efendimizin buyurduğu gibi”öyle bir gün gelecekki-islamın ismi kur’anın resmi kalacaktır,mescitler mamur ama içinde HİDAYET ten eser bulunmayacak”bu günler o günlerdir. Ta yüzyıllar boyunca devam edegelen uygulama neticesi”

   HİDAYET nedir ?-Allah’a ulaşmaktır.

2 / BAKARA - 120 : Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.

   Bu günkü HİDAYET anlayışı nedir ?Doğru yol,dosdoğru yol islamın yolu gibi yuvarlak sözler.A nlamı belli olmayan sözler nasıl gercekleştirileceği belli olmayan sözler çünkü ŞEYTAN öyle emrediyor,onu murad ediyor,insanlar ibadet etsinler ama o yaptıkları ibadetler onları kurtarmasın kendisi ile beraber cehenneme gitsinler,onun için HEDEF olarak kurtuluşa erdirecek fiiller yerine aracları hedef yapıp bir fasit dairenin içinde döndürüp durmak.Yani,sizin hedefiniz istanbula gitmek ama araç olarak ya otobüs ya otomobil ya ucak la, eger hedefiniz belli değilse araclara binmeniz size bir şey kazandırmaz sadece oyalar.İşte ibadetler de eger hedefiniz yoksa sizi HİDAYETE erdirmiyorsa sadece oyalayacaktır. Siz, bu dünya hayatındayken “her şeyin mükemmel olduğunu cennetlerden cennet beğenemdiğiniz bir durumdayken ölüm geldiğinde size GİDECEĞİNİZ YER (cennet se cennet cehennemse cehennem)gösterilir.O zaman geri dönmek yapmadığınız asıl olanları yapmak istersiniz ama bu mümkün değildir,son pişmanlık fayda vermeyecektir.HEDEF nedir?

-HİDAYET e ermek,TAKVA sahibi olmak,KUL OLMAK.

   Nasıl gercekleşecek ? Allah’a ulaşmayı dilemekle (münib,enab olmak.mülaki olmak Salih amel işlemek)

    Allah,”Allah’a mülaki(ulaşmayı) olmayı dilemeyenlerin onu inkar edenlerin Allah’a yaşarken teslim olmayanların ve  takva sahibi olmayanların o gün teslim olduklarını nasıl vefat ettirildiklerini,onlara ne gösterildiğini gideceği yerin neresi olduğunu açıklıyor.”

32 / SECDE – 10-11-12 : Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne). Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne). Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab'lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir. De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." Ve keşke mücrimleri, Rab'lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin

    16 / NAHL – 28-29 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir. Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

   Ama TAKVA sahipleri vefat ettirilirken onlara ne gösteriliyor ve nasıl hitap ediliyor ?

16 / NAHL – 30-31-32 : Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne). Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn(muttekîne). Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir. Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır. Melekler, onları tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler.

   3-Namaz kılmak

   4-Sıdk-zekat vermek

   5-Affetme

   Bir başka hadis,Buhari 1.cild 43.hadis

   Necidli birinin islamı sorması üzerine peygamber(SAV)efendimiz; “Bir gün bir gecedebeş vakit namaz,ramazan ayında oruc,zekat ve Allah’ı zikretmeyi emretmiş.O kişi de tabi olup gitmiş.

   Bu hadis te,”hac” yok ama bu günkü uygulamada olmayan “Allah’ı zikretmek”var ve en önemlisi Peygamber(SAV) efendimize tabiyet var.Eger şimdi de kim HİDAYET’in gercek anlamını(Allah’a ulaşmak olduğunu) idrak ederek(Allah’a ulaşmayı dileyerek) o nun varisleri olan “devrin imamlarına,içinde bulunduğu kavmin resullerine veya kendisine Allah’ın gösterdiği mürşidlere” tabi olurda bu ibadetleri yaparsa mutlaka İSLAMı yaşar.

Bir başka hadis,Buhari 1.cild 47.hadis(Cibril hadisi)

   Peygamber (SAV) efendimiz sahabe ile sohbeti esnasında beyaz elbiseli bir zat İSLAMI sorar,efendimiz şöyle buyurur;”Allah’a kul olup şirkten kurtulmak,namaz kılmak,zekat vermek ve ramazan orucunu tutmaktır” buyurmuştur.Burada yine “Allah’a kul olmak şirkten kurtulmak” var ama hac yok.

   Bir başka hadis,Buhari 1.cild 49.hadis

   Bahreynden gelen bir grup Peygamber(SAV)efendimize tabi olduktan sonra giderlerken,”biz kabilemize döndükten sonra onlara neyi buyurursunuzki onlarda cennete gitsinler? Peygamber (SAV) efendimiz buyurdularki; (İman’ı) emrettikten (Allah’a, meleklerine,o’na-Allah’a-mülaki olmaya,resullerine ve öldükten sonra dirilmeye ) sonra “namazı kılmak,oruc tutmak ve ganimetlerin humusunu vermektir(ganimetlerden elde edilenin beştebirini zekat olarak vermek)

    Bu hadiste önce imanı açıklıyor.Onun içinde ne var ? şu anda uygulamada olmayan ALLAH’A MÜLAKİ (ulaşma) OLMAK var.

   Bir başka hadis,Buhari/ 5.cild 687.hadis.

   Peygamber(SAV)efendimizin sohbetinde birisi şöyle diyor; Bana öyle bir ibadet söyleki bana öyle bir ibadet söyleki onunla ben cennete girebileyim.Peygamber efendimiz de; “Allah’a kul ol ve şirkten kurtul,namaz kıl,zekat ver ve er rahim olan ALLAH’a VASIL OL(Allah’a ulaş)

   Bu hadiste de yine kul olmak ve şirkten kurtulmak var ama en önemlisi “kur’an meallerinde bile anlamını değiştirdikleri ER RAHİM OLAN ALLAH’A VASIL OL”var.Vasıl olma,vuslattır,kavuşmaktır,ama –sıla-irahim-yani memleket ziyareti olarak heryerde anlam vermişler.Halbuki burada “EL RAHİM”e Allah’ın isimlerinden olan a vasıl ol buyruluyor.Bildikleri DİN de Allah’a ulaşma diye bir şey olmadığı için adamlar ne desinler olsa olsa SILA-İ RAHİM yani memleket ziyareti akraba ziyareti olabilir diye meallendirilmiş.Aynı hadis kitabında 6.cild 965.hadiste AKRABA ZİYARETİ var ama onun metininde gecen harfler değişiktir.Orada SILA-İ RAHİM-sad,lam,rı,mim-var ama bu hadiste;TASİLÜRRAHİYM-te,sad,lam,elif,lam,rı,ha,ye,mim-harfleri var.EL RAHİYM (Allah’a)e vasıl ol emri.

   Allah kur’an da bu hususu nasıl açıklamış ?

13 / RAD – 20-21 : Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka). Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (vasıl ederler)(Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

ahd : Fizik vücudumuzun ‘e lestu birabbikum’ (kalû belâ) günü verdigi yemin

misak : Ruhumuzun (ruh bedenimizin) elestibi rabbukum (kalû belâ) günü verdigi yemin

  Bir başka hadis,Buhari 1.cild 688.hadis

   Bir arap peygamber(SAV)efendimize “bana öyle bir ibadet buyurki ben onunla cennete gidebileyim”diyor.Efendimizde; Allah’a kul ol şirkten kurtul,namaz kıl,oruc tut,zekatını ver.Buyuruyor.

   Bu hadiste de kul olup şirkten kurtulma var ama hac yok.Hülasa olarak şu ortaya çıkıyor; Aynı kitapta bile birbirlerini tutmayan rivayetlerin var olduğunu gördük onun için en sağlam delil KUR’ANDIR.Allah’uteala lokman/6.7de a’raf/185 te casiye/5,6 da HADİSLERRİN durumunu açıklıyor.

31 / LOKMAN – 6-7 : Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun). Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri(HADİS) satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır. Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).

7 / A'RAF - 185 : E ve lem yanzurû fî melekûtis semâvâti vel ardı ve mâ halakallâhu min şey’in ve en asâ en yekûne kadıkterebe eceluhum, fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne).
Onlar yerlerin, göklerin hükümranlığına (sünnetullaha, idaresine) ve Allah'ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimaline bakmıyorlar mı? Ondan sonra artık hangi söze(HADİSE) inanırlar (mü'min olurlar).

45 / CASİYE – 6-7-8 : Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne). Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin). Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze(HADİSE) inanacaklar? Bütün yalancı günahkârların vay haline. Kendisine okunan, Allah'ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onu, elîm azap ile müjdele.

30 / RUM - 53 : Ve mâ ente bi hâdil umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne).
Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.

43 / ZUHRUF – 6768-69 : El ehillâu yevme izin ba’duhum li ba’dîn aduvvun illel muttekîn(muttekîne). Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn(tahzenûne). Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn(muslimîne).
İzin günü, takva sahipleri hariç, samimi dostlar birbirine düşmandır. Ey kullarım! O gün size korku yoktur ve siz mahzun (da) olmayacaksınız. Onlar ki âyetlerimizle âmenû olmuşlardır ve (Allah'a) teslim olmuşlardır.

   Allah böyle söylüyorsa hadis kitaplarının hem kendi içinde hem diğerleriyle birbirini tutmayan yazılar varsa ki bu bir gercektir.O zaman yukarıda beyan olunduğu gibi KUR’AN kesin delildir ama kur’anı açıklayan,meallendiren,tefsir eden Allah tarafından tayin edildiği müddetce.

Said-i nurs-i hz.11.şua 9.mesele

…….bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ!

   DEMEKKİ KUR’ANI  ANLATAN; MÜRŞİD’LERİN

   TEFSİR EDEN; ELÇİLER’İN(RESULLER’İN)

   İNDİİLAHİDE’Kİ(Allah’ın huzurunda kılınan namazın) İMAMLARI NIN TAYİNİ ALLAH tarafından yapılır.

   Bunların hepsi Allah’ın üniversitesinin profesörleri docentleri öğretim üyeleridir.Kim de o üniversiteye girer tedrisatını tamamlarsa onlar bu kur’anı öğrenebilir,başkalarınada açıklamalar yapabilir onların kurtuluşlarına vesile olur.Onlar HADİSLERİ kullanmazlarmı ?- mutlakaki kullanırlar ama kur’ana ölcerek çünkü hadisler peygamber efendimizden 100-150 yıl sonra aradan 4 nesil gectikten sonra ortaya çıkmıştır.O nun için RİVAYETLER in hepsi doğru değildir.Bu tedrisat için Allah’ın herkesi davet ettiği dininin temelinde “ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK”(enab olmak) var (zümer/54)te “..ve enibu ilarabbikum (ve rabbinize yönelin-ona ulaşmayı dileyin) ve eslimulehü (ve o’na Allaha teslim olun) İşte kim bu dileğin sahibi olursa o kişi mutlaka mürşidine tabi olur ve Allah’ın üniversitesine girmiş olur nefs inin tezkiyesi tamamlanır ruhu Allah’a ulaşırsa o kişi kur’anı öğrenmeye başlar.Peygamber efendimiz zamnında da böyle olmuş daha sonraki devirlerde de.

İşte Peygamber efendimiz dönemine ait ayetikerime;

2 / BAKARA - 151 : Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Daha sonraki dönemlere ait ayetikerimeler;

62 / CUMA – 2-3 : Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

Demekki RESULLER,her devirde var.Bu ayet acık olarak Peygamber(sav) döneminden sonra gelecek resullerden bahsediyor.Ve sadece Allah’ın rızasına tabi olanların bu gerceğin farkında olduğunu o resullere ulaştığını görüyoruz.

3 / AL-İ İMRAN – 1 62-163-164 : E femenittebea rıdvânallâhi ke men bâe bi sehatin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru). Hum derecâtun indallâh(indallâhi), vallâhu basîrun bi mâ ya’melûn(ya’melûne). Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
 Artık, Allah'ın rızasına tâbî olan kimse, Allah'dan gazaba uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri. Onların (Allah'ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah'ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir. And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler.

   Şimdi diyeceksinizki biz kur’anı bilmiyoruz,bu güne kadar gelmiş gecmiş alimlerde farklı yazmışlar, kimin doğru kimin yanlış söylediğini de anlayamayız o zaman biz nasıl bir yol izlememiz lazım ?

   Haklısınız ama bir gercek var ortada o da kur’an gerceği.Yukarıda kur’anı bilen ve anlatanlardan bahsettik.Onlara ulaşmanın yollarını da şimdi acıklayalım.Bütün insanlar her an imtihandadır imtihan bizim irademizin dışında olan olaylardır.Bu imtihanlara dücar olduğumuzda ki o bizim için hayırdır. NEFS isyan etmemizi (o hayrı örtmemizi-küfretmemizi) RUH da şükretmemizi aklımıza telkin eder.Eğer şükredersek Allah bizden razı olacaktır.Eğer küfredersek Allah bizim için bizden razı olmayacaktır.

 39 / ZUMER - 7 : İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani'dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir.

   Şükrettiğimizde Allah bizden razı oluyorsa o zaman biz Allah’ın rızasına tabi olduğumuzda ne olur ?

 5 / MAİDE - 16 : Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm'e hidâyet eder (ulaştırır).

   Bu teslim yollarının başında devrin imamı vardır(ya bir nebi resul imam veya veli resul imam) veya bir kavim resulü veya bir mürşid bütün insanları Allah’a teslim olmaya davet eder.(radyo,tv,konferans,sohbetle) Sadece Allah’ın ayetleriyle açıklamalar yaparlar.Kim o açıklamalara Allah’ın rızasına tabi olarak muhatap olursa oradaki açıklamaların Allah tan bir hak olduğunu idrak eder.Çünkü Allah o kişinin kalbine ayetleri idrak edecek İHBAT koyar.

 22 / HAC - 54 : Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

   O kişi “Allah’a ulaşmanın var olduğunu farz olduğunu ve kendisinin bunu gercekleştirmesinin gereğini idrak ederek”ALLAH’A ULAŞMAYI DİLER (hidayete ermeyi diler münib olur).

13 / RAD - 27 : …. ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
….. ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

42 / ŞURA - 13 :… allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
….. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

   Allah’a ulaşmayı dileyeni Allah kendine hidayet edeceğini murat ediyor.Kendine hidayet etmeyi murad ettiği kişiye ne mükafat vaadediyor ?-O kişinin göğsünü İSLAM’a acıyor.

6 / EN'AM - 125 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.

   İşte islamın temeli “Allah’a ulaşmayı dilemekle oluşan”GÖĞSÜN İSLAMA AÇILMASIDIR.Göğsün açılmasıyla kişi rabbinden bir nur üzere olur.

39 / ZUMER - 22 : E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

   Maide suresinin 16.ayetikerimesinde nediyordu ?- Allah’uteala onları zulmetten nura çıkarır ve sıratımustakime (Allah’a ulaşan yola) hidayet eder.

   Sıratımustakim,aynı zamanda üzerine Allah’ın nimet verdiklerinin yoludur yani resullerin,mürşidlerin yoludur.

1 / FATİHA – 6-7 : İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme). Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e (Allah'a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır) O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı'nın ruhunu) ni'met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

   Üzerine NİMET VERDİKLERİ kimler ?

4 / NİSA - 69 : Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.

   Sıratımustakime hidayet ettik demekle Allah’a ulaşmayı dileyenlerin rablerinden bir nur üzere olmaları onları huşu sahibi kılacak ve hacet namazı kılarak İRŞAD MAKAMINI Allah tan sorarak o na ulaşacaklardır.

2 / BAKARA - 45 : Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne). Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab'lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O'na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar

istiane : Yalnız Allah'tan(cc) istenen yardım

   Bu farzmıdır ? evet.

5 / MAİDE - 35 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

   İrşad makamına tabi olduğunda yapılan tövbe merasiminin ardından verilen ibadetlerle o kişinin nefs inin tezkiyesine parelel ruhu Allah’a ulaşır ve HİDAYETE ermiş olur.Daha sonra zikrini 18 saate çıkardığında “fizik vücudunu” teslim eder.24 saat zikre ulaştığında “nefs”ini teslim eder.daha sonra “irşad”a ulaşarak Nasuh tövbesinden sonrada “iradesini”teslim ederek İRŞAD’A MEMUR VE MEZUN emriyle MÜRŞİD olur.Bu konuda bize örnek,Peygamber (sav) efendimiz ve sahabedir.Onlar da aynı şekilde 7 safhada 4 teslimi gercekleştirmişlermidir ?.El cevap;Evet…

   Hepsi Allah’a ulaşmayı dilemişler.

 39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

   Hepsi kainatın enbüyük mürşidine tabi olmuşlar.

7 / A'RAF - 157 : Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.

   Hepsi o ümmi resul ve nebiye tabi olmuşlar ve HİDAYETE ERMİŞLER (ruhlarını Allah’a teslim etmişler)

7 / A'RAF - 158 : Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

   Hepsi fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişler.

3 / AL-İ İMRAN - 20 : Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

   Hepsi daimizikre ulaşıp ululelbab olmuşlar ve nefs’lerini teslim etmişler.

39 / ZUMER - 18 : Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

2 / BAKARA - 136 : Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”

Hepsi irşada ulaşmışlar, muhlis olmuşlar.

49 / HUCURAT - 7 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

Hepsi hakkıyla takva sahibi olmuşlar ve iradelerini de teslim emişler İRŞADA MEMUR VE MEZUN OLMUŞLAR ve ONLARA DA TABİ olanlar olmuş.

3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!

9 / TEVBE - 100 : Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

   Demekki İSLAM,Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan göğsün İslam a açılmasyla bir NUR ÜZERE olmasıyla devam eden yedi safhada dört teslimin tamamlanmasıyla gercekleşen Allah’ın dinidir.Ama bu 4 teslimi belki herkes gercekleştiremez ancak birinci teslim olan RUHUN TESLİMİNİ herkes sadece bir dilekle”Allah’a ulaşmayı dilemekle”gercekleştirebilir.Çünkü dilek bizden hidayete erdirmek yani ruhun Allah’a ulaştırılması ona teslim olması Allah’a aittir (şura/13,rad/27) ve biz 3.kat cennetin sahibi oluruz.Eger böyle bir dileğin sahibi olmazsak ne olur ?

   1-Kalbimiz nur üzere olmaz kasiyet sahibi olarak dalalette kalır ve cehennemlik oluruz,dünya saadeti de oluşmaz (zümer/22) Dolayısıyla Allah katında “ölüdür”.(Enam/122)

   2-Takva sahibi olamaz dolayısıyla cehennemlik oluruz,Allah tan bir ikramımız da olmaz (rum/31,hucurat/13)

   3-Ruhumuz dünyadayken teslim olmazsa ölümle teslim olacaktır o zaman da bizim için hayır olmayacaktır.

3 / AL-İ İMRAN - 83 : E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne).
Onlar, hâlâ Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler.

   İşte Allah’a ulaşmayı dileyerek TAKVA sahibi olmuş ve enazından ruh’ larını teslim etmiş olanların ölümüyle Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin dolayısıyla teslimiyetlerini gercekleştirmiyenlerin ölümünün farklı olduğu ve o zaman teslim oldukları aşağıdaki ayetlerde acıklanıyor.

16 / NAHL – 28-29 : Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne). Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir. Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür.

16 / NAHL – 30-31-32 : Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne). Cennâtu adnin yedhulûnehâ tecrî min tahtihel enhâru lehum fîhâ mâ yeşâûn(yeşâûne), kezâlike yeczîllâhul muttekîn(muttekîne). Ellezîne teteveffâhumul melâiketu tayyibîne yekûlûne selâmun aleykumudhulûl cennete bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir. Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır. Melekler, onları(takva sahiplerini) tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler.

   Yine Allah’a ulaşmayı inkar edenlerin durumu (ruhlarının ölümle döndürülmeleri) ve ölümle farkına vardıkları ama geriye dönüşün mümkün olmadığı aşağıdaki ayetlerde açıklanıyor.

 32 / SECDE – 10-11-12 : Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne). Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne). Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab'lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir. De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." Ve keşke mücrimleri, Rab'lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin.

   4-Gavin(Azgın)lerden,müşriklerden oluruz (rum/31,bakara/256)

   5-Allah’ın dostlarından olamayız.Tagut un dostu oluruz (bakara/257)

   6-Hak mü’min olamayız,bizi kurtuluşa ulaştırmayacak iman sahibi oluruz (enam/158)

   7-Nefs lerindeki afetler hükümferma olması sebebiyle (tezkiye işlemi olmadığı için) Dünya ve Ahiret saadeti kesinlikle oluşamaz.

   Halbuki zümer/54 te İSLAM ın teslim olmak olduğu ve temelinin sadece bir dilekle “RABBİNİZE ENAB OLUN”emrine riayet ederek “rabbimize yönelip o na ulaşmayı o na teslim olmayı”kalben dilemektir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile