Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

AMİLUSSALİHAT - SALİH AMEL - NEFS TEZKİYESİ NEDİR?
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

Amilussalihat,Islah edici amel,terbiye edici amel,tezkiye edici amel,sulh a erdirici amel yani mutluluğa ulaştıracak olan amel demektir.Bazılarının yuvarlak laflar olarak söylediği “YARALI İŞ İŞLEMEK,İYİ İŞLER İŞLEMEK” değildir.

Diğer görüşler nelerdir ?
Türkiye gazetesi dini terimler sözlüğü;Amel-i Salih,Allah’utealanın razı olduğu,beğendiği iş.Salih ameller,islamın beş rüknü,direğidir.

Diyanet işleri başkanlığı İslami ilimler ansiklopedisi;
Amael-i Salih,sözlükte amel”iş”Salih de”iyi,faydalı,hayırlı,akıl ve dinin doğru gördüğü şey”demektir.Amel-i Salih,”yararlı iş”anlamına gelir.
Allah’a göre nedir?


Kur’an da Allah’uteala ankebut suresinin 9.ayeti kerimesinde “iman edip Salih amel işleyenleri SALİHLER ZÜMRESİNE katacağız buyuruyor.
29 / ANKEBUT - 9 : Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nudhılennehum fîs sâlihîn(sâlihîne).
Ve âmenû olanları (salâh makamına ulaşanları) ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapanları, mutlaka salihlerin arasına dahil edeceğiz.
Acaba SALİHLERİN kim olduğunu biliyormu bu “beş şarttır diyenler,faydalı hayırlı işler diyenler,bir de kur’an meallerini yazanlar hep iyi iş işleyenler diye meal vermişler”bunlar.
Hayır bunların hicbirisi, bu gerceklerden haberleri yok.Neden?çünkü SALİHLER Allah ve resulüne (hayatta olan resule) itaat etmiş,nefslerindeki bütün afetleri tasviye etmiş kalbleri MÜZEYYEN OLMUŞ kişilerdir,İRŞADA ULAŞMIŞ kişilerdir,(hucurat/7) peygamberlerle,şehidlerle,sıddıklarla beraber arkadaş olanlardır.(nisa/69)
4 / NİSA - 69 : Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.
49 / HUCURAT – 7-8 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). Fadlen minallâhi ve ni’meh(ni’meten), vallâhu alîmun hakîm(hakîmu
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. (Bu) Allah'tan bir fazl ve ni'mettir. Ve Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.
Bu güne kadar beş şart uygulamasıyla kim bu Salihlerden olabilmiş.Kaldıki kişi Salih amel’ i kendi başına yapamaz.Ancak o kişinin yerine getirmesi gereken şartlar olmadıkca, kişinin işlediği amel hangi istikamette olursa olsun Allah onun amelini ıslah edici amel olarak kabu l etmez.Nedir bu şartlar ?
1.Takva sahibi olmak
2. Sedit söz (içinde yalan olmayan söz) söylemek
33 / AHZAB – 70-71 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden). Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin! (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederse, o taktirde fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.
Kişinin Takva sahibi olabilmesi,Allah’a yönelmesiyle(Allah’ulaşmayı dilemesiyle) gercekleşir.
Rum/31-O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Kişinin SEDİD SÖZsöylemesi (kalbi ile dilinden söylediğinin aynı olması) ise;Takva sahibi olarak “Ruhunun Allah’a ulaşmasına vesile olacak olan Allah’ın ezelde kendisi için tayin ettiği” ve Allah’tan hacet nazmı ile sorarak öğrendiği Mürşidine tabiolduğunda Allah’ın huzurunda yapılan tövbe merasimi esnasındadır.İşte AMİLUSSALİHAT o andan itibaren başlar.
Maide/35-Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takvâ sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Salih amel işlemeyen kişinin ruh’u da Allah’a ulaşamaz yani HİDAYETE eremez Ancak Allah o kişinin takva sahibi olduğunu sedid sözü söylediğini bildiği için TEZKİYE işlemi başlar o na parelel de ruh,gökkatlarında seyrisüluk ederek rabbine ulaşır.
20 / TAHA - 82 : Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ.
Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü'min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar'ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştırılır).
10 / YUNUS - 9 : İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti yehdîhim rabbuhum bi îmânihim, tecrî min tahtihimul enhâru fî cennâtin naîm(naîmi).
Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab'leri, onları hidayete erdirir. Onlar, altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler.
Hidayet neydi ?-Allah’a ulaşmak (daha önce hidayet bahsinde acıklanmıştı) Beş şartla Allah’a ulaşılırmı ? –Hayır…
Ayrıca “amilussalihatın”nefs tezkiyesi olduğu taha/74,75,76 da beyan buyrulmuş.
20 / TAHA – 74-75-76 : İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem(cehenneme), lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ. Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ. Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.
Muhakkak ki kim Rabbine suçlu olarak gelirse, o taktirde mutlaka cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar. Ve kim salih ameller (nefs tezkiyesi) yapmışsa ve O'na (Allah'a) mü'min olarak gelirse o zaman işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır. İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapanların) mükâfatıdır.
Eger “Amilussalihat”,ıslah edici amel ise,neyi ıslah edecek ?- tabiî ki ıslah olacak olan sadece NEFS’İMİZDİR neden ? -onun cevabını da kur’an ayetleri veriyor.
İnsan,üç ayrı cesetten yaratılmıştır.Her ne kadar din adamları “bir fizik vücut bir de ruh tan”oluştuğunu,Psikiyatris ler “sadece fizik vücudumuzun olduğunu ve onun iki hissiyatının olduğunu birincisinin adı;ego dur kötülüğü arzu eder,ikincisinin adı;super ego dur devamlı iyiliği arzu eder” söylerler.Bizi yaratan acaba ne diyor ?
Adem as mın yaratılışına baktığımızda indiilahide organik bir camurdan fizik vücunun halkedildiğini görüyoruz.
15 / HİCR - 26 : Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” ( standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Adem as dan sonra onun zürryetini ise bir nutfeden(bir damla sudan) sonra da onun bir kan pıhtsı daha sonra bir ciğnemlik ve sonunda insan şeklini aldığını.
32 / SECDE – 7-8 : Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin). Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır. Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı).
İkinci cesdimiz NEFS tir.Fizik vücudun içine dizayn edilmiştir(onun şeklini almıştır).Ve ölümden sonra kıyamete kadar yaşayacağı BERZAH aleminin standartlarına göre yaratılmıştır.O alemin malıdır.Üzerinde 19 kötü afet bulunan ve mutlaka afetlerinden temizlenmesinin farz olduğu kesindir.İşte ISLAH OLMASI GEREKEN bu cesedimizdir.
32 / SECDE – 7-8-9 : Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin). Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin). Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır. Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı). Sonra (Allah), onu (nefs ile) dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
91 / ŞEMS – 7-8-9-10 : Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. ). Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ. Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun). Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır.
87 / A'LÂ - 14 : Kad efleha men tezekkâ.
Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Demekki nefs in tezkiyesi ıslahı farz hatta ŞART olduğu ortada ve kötülüğün tek nedeninin onun üzerindeki afetlerdir.
12 / YUSUF - 53 : Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
Ruh ise üçüncü cesedimizdir.Allah’ın kendinden olan ve doğumumuz anında fizik vücudumuzun içine üflediği üzerinde 19 hasletle dizayn edilmiş ve hiçbir kötülüğü emretmeyen hiç bir kötülüğe karışmayan hatta kötülük işleneceği an fizikvücudu terk eden sonra da halk arasında “vicdan azabı”denilen azabı nefs’imize taddıran cesedimizdir.Bize üflendiği yukarıdaki ayetlerde beyan buyurulmuştur.
Tekrar nefs e dönelim.Onun tezkiyeye muhtac olduğu açık ve bazı şartlara bağlı ise acaba bunu kişi kendi başına gercekleştirebilirmi ?
-Hayır.Neden ? Çünkü Allah’utela bu konuda “biz nefs imizi tezkiye ederiz”diyenlere karşı şöyle buyuruyor.
53 / NECM - 32 : Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe lemem(lememe), inne rabbeke vâsiul magfireh(magfireti), huve a'lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a'lemu bi menittekâ.
Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefs’lerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin TAKVA sahibi olduğunu daha iyi bilendir.
Bu ayetikerimede Allah’utela “nefs tezkiyesinin yine TAKVA sahibi olamaya bağlı” olduğunu vurgulamış.Yukarıdaki izahtan anlışılacağı gibi.
24 / NUR - 21 : Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).
Burada TEZKİYE İŞLEMİNİN yani nefs’in tedavisinin recetesi “FAZIL ve RAHMET”olduğu kesin.Nefs’teki hastalık üzerindeki afetlerden kaynaklanıyor ve bizi sıkıntıya sokan kötülükler işletiyor bunu da hep göğsümüzde hissederiz.yunus/57 de kur’anın bize şifa olduğu yunus/58 de de onun recetesinin FAZIL VE RAHMET olduğu açıklanıyor.O zaman bütün bunları kafanızda birleştirdiğinizde ortaya şu sonuç çıkacaktır.HASTA OLAN NEFS,RECETESİ;KUR’AN AYETLERİYLE BELİRTİLEN “FAZIL VE RAHMET”
10 / YUNUS – 57-58 : Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne). Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.”
Nasıl gelecek fazıl ve rahmet ?-Allah’a sarılırsak (Allah’a ulaşmayı dilersek )
4 / NİSA - 175 : Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
5 / MAİDE - 39 : Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslah olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir
6 / EN'AM - 54 : Ve izâ câekellezîne yu’minûne bi âyâtinâ fe kul selâmun aleykum ketebe rabbukum alâ nefsihir rahmete ennehu men amile minkum sûen bi cehâletin summe tâbe min ba’dihî ve asleha fe ennehu gafûrun rahîm(rahîmun).
Âyetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman, onlara şöyle de: “Selâm üzerinize olsun. Rabbiniz, kendi üzerine “rahmeti” yazdı. Öyle ki;sizden, kim cahillikle bir kötülük yapar, sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder (mürşidin önünde) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi yaparsa), o taktirde muhakkak ki O (Allah), Gafur'dur (mağfiret edendir), Rahîm(rahmet nurunu gönderen)'dir.”
16 / NAHL - 119 : Summe inne rabbeke lillezîne amilûs sûe bi cehâletin summe tâbû min ba’di zâlike ve aslahû inne rabbeke min ba’dihâ le gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra muhakkak ki senin Rabbin, cahillikle kötülük yapıp, sonra bunun arkasından tövbe edip ıslâh olanlar (nefslerini tezkiye edenler) için, ondan sonra mutlaka Gafûr'dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)'dir.
Amilussalihat yapanlar kurtuluşa eriyorlar,yapmayanlar küfürde kalıyorlar.
45 / CASİYE – 30-31 : Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu). Ve emmellezîne keferû, e fe lem tekun âyâtî tutlâ aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîn(mucrimîne).
Fakat âmenû olanlara ve salih ameller yapanlara (Allah'a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesi yapanlara) gelince, Rab'leri onları rahmetinin içine koyar. İşte bu, fevz-ül mübîndir (apaçık kurtuluştur). Ve fakat inkâr edenlere denir ki: “Âyetlerim size okunduğu zaman kibirlenenler siz değil miydiniz? Ve siz, mücrim bir kavim oldunuz.”
Takva sahibi olursak, (rum/31 e göre Allah’a ulaşmayı dileyen takva sahibi olur) rahmet gelecektir.
7 / A'RAF - 63 : E ve acibtum en câekum zikrun min rabbikum alâ raculin minkum li yunzirekum ve li tettekû ve leallekum turhamûn(turhamûne).
Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz.
6/ EN'AM - 155 : Ve hâzâ kitâbun enzelnâhu mubârekun fettebiûhu vettekû leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O'na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız).
8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Peki nefs tezkiyesini gercekleştirenler,Bu receteleri uygulayacak doktorlar kimler?
Allah’ın emriyle hareket eden görevliler, Allah’ın tayin ettiği RESULLERİ.(her kim Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’tan mürşidini sorarak tabi olmuşsa o mürşid’ler zaten devrin imamı olan resule bağlıdır o kişi de otomatik olarak o resule bağlı demektir.) Peygamber efendimizin bu işi kendi döneminde gercekleştirdiğini görüyoruz.
2 / BAKARA - 151 : Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
Bu ayette ilk görevin ayetlerin tilaveti olduğunu görüyoruz.
18 / KEHF - 27 : Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
Sana, Rabbinin Kitab'ından, vahyolunanı oku! O'nun kelimesini değiştirecek yoktur. Ve O'ndan (Allah'tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur).
Bu ayette sav efendimiz ayetleri tilavet ediyor.Devamında sahabe açıklanan (hidayet,Allah’a ulaşma,takva ) kavramlarından sonra harekete geciyor ve” SABAH AKŞAM ,ALLAH’IN ZATINI dilemeye başlıyorlar(Allah’a ulaşmayı)
18 / KEHF - 28 : Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Sabah akşam, O'nun Vechi'ni (Zat'ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!
Peygamber efendimizden sonra kimler gercekleştiriyor ? –her kavme gelen resuller ve devrin imamları olan resuller.Burada aklınıza şu soru gelebilir.”Peygamber efendimizden sonra da resuller gelirmi?
-Evet Cuma/2 de resullerin tezkiye işlemini gercekleştireceği açıklanıyor Cuma/3 te de o resullerin henüz o dönemden (peygamber efendimiz döneminden) sonraki devirlerde geleceğinden bahsediyor.Her devirde her kavimde resullerin mutlaka varolacağını açıklayan ayetler de mevcut.
62 / CUMA – 2-3 : Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
3 / AL-İ İMRAN - 164 : Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler.
HER DÖNEM DE HER KAVİM’E (Kavim:Aynı dili konuşan her topluluk) KENDİ İÇLERİNDEN,KENDİ LİSANLARIYLA GÖNDERİLEN RESULLER:
10 / YUNUS – 47; Ve likulli ummetin resûl(resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn(yuzlamûne).
Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez.
16 / NAHL – 36; Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
14/İBRAHÎM - 4 : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.
28 / KASAS - 59 :
Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık.
17 / İSRA - 15 : Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
23 / MU'MİNUN - 44 : Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.
Demekki hiç kimse kendi başına nefs tezkiyesini (Salih ameli) gercekleştiremiyormuş.Allah’ın kitabı yerine EMANİYYE ye (elyazması kitaplara) tabi olanlar Allah’ın bu gerceklerinden haberleri olmaz.Hem kendilerini hemde onlara itaat edenleri dalalette bırakarak cehenneme gitmelerine sebep olurlar.Burada bir şeyi daha hatırlatmak isteriz ! “o emaniyyeye tabi olanlar; yahudilerdi,hristiyanlardı”derler.Hayır onlar hem hristiyanlardan hem yahudilerden hem de peygamber efendimiz döneminden ve sonrakilerden var olduğu Allah’uteala tarafından acıklanıyor.
4/ NİSA – 120-121-122-123-124 : Yeıduhum, ve yumennîhim, ve mâ yeıduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren). Ulâike me’vâhum cehennemu ve lâ yecidûne anhâ mahîsâ(mahîsan). : Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti se nudhiluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve men asdaku minallâhi kîlâ(kîlen). Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb(kitâbi), men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran). Ve men ya’mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ(nakîren).
(Şeytan) onlara vaad eder ve onları emaniyyeye (kuruntuya) düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaadetmez. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçacak bir yer bulamazlar. Ve onlar ki, âmenu olup, nefsi ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) salih amel işlediler, işte onları, altlarından nehirler akan cennetlere koyacağız, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah'ın vaadi haktır (gerçektir). Ve Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır? Sizin emaniyyenizle ve kitap ehlinin emaniyyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah'tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz. Ve, erkeklerden veya kadınlardan mu'min olarak, kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o taktirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez.
Ve AMİLUSSALİHAT bir mutluluk,bir kurtuluş VESİLESİDİR.Eger çeşitli kur’an meallerinde verilen anlamlardaki gibi (iyi işler işleyenler) olsaydı onların tariflerindeki iyi işleri çok insan işliyor ama hiçbirini MUTLU görmedik.
13/RAD/29 ; Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar ne mutlu onlara ve meabın (sığınağın) (en) güzeli onların.
19/MERYEM/59-60 ; Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar.Tövbe edenler, âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle zulmedilmez.
16/NAHL/97 ; Mü'min olan kadın ve erkekten kim salih (nefsini tezkiye ve tasfiye edici) amel işlerse, o taktirde ona mutlaka tayyib (temiz, helâl) bir hayat yaşatırız. Ve onları, mutlaka yapmış oldukları amellerin ecirlerinden (bedellerinden), daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.
19/MERYEM/96 ; Muhakkak ki âmenû olanları ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak
Şu andaki insanların elindeki “AMİLUSSALİHAT’A”ait bilgiler emaniyyeye bağlı bilgilerdir.Gercekler ise,Allah’ın kitabında olanlardır.Bu kadar açıklamalar bize bir şeyi ifade etmesi lazım! Dünya ve ahiret saadeti AMİLUSSALİHAT a bağlı bunun da temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK var.
Allah hepinizden razı olsun.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile