Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

Cennete gitmek istiyor musunuz?
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

CENNETE Mİ GİTMEK İSTİYOR SUNUZ ?
DÜNYADA MUTLU OLMAK MI İSTİYOR SUNUZ ?
O ZAMAN ;
1- TAKVA SAHİBİ OLMAN GEREKECEK
2- HİDAYET’E ERMEN GEREKECEK
3- AMİLUSSALİHAT YAPMAN GEREKECEK
4-ALLAH’A KUL OLMAN GEREKECEK
5- HAK MÜ’MİN OLMAN GEREKECEK
6-İSLAM OLMAN GEREKECEK
7-HAYATTA OLMAN GEREKECEK (Allah’a göre)
İşte bunların tek anahtarı ALLAH’A ULAŞMAYI dilemendir yani “Allah’a ENAB olman,Allah’a MÜNİB olman” dır.

 

1-Takva sahibi olabilmek
30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
50 / KAF - 31 : Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
Dünya saadeti de takva sahibi olmaya bağlıdır.
39 / ZUMER - 10 : Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin).
De ki: "Ey âmenû olan kullar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Bu dünyada ahsen olanlar için bir güzellik vardır. Ve Allah'ın arzı geniştir. Ama sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir."
2-Hidayete ermek.Hidayet;Allah’a ulaşmaktır.
Başlangıçta bütün insanlar dalalettedirler.Buna peygamberler de dahidir.(Duha/7.Şuara/20,Enam/77)
Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım sizin de birbirinize zulmetmenizi haram kıldım hepiniz dalalettesiniz hidayete erdirdiklerim müstesna siz de o halde siz de hidayeti dileyinki sizi de hidayete erdireyim.(MÜSLİM,RİYAZÜSSALİHİN-137,MÜSNEDİ AHMET)
42 / ŞURA – 13…. allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
….. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır-hidayete erdirir).
13 / RAD - 27 : Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
Ve dalalette kaldıklarında kesin cehennemliktir.
54 / KAMER – 47-48 : İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin). Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare).
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir).
36 / YASİN – 62-63 : Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne). Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz? Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.
O zaman hidayete eren cennete girecektir.
Dünya saadeti için de hidayete ermek gerekiyor.
5 / MAİDE - 105 : Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allâh'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.
Dalalettekiler zararlı dolayısıyla huzursuz ise Hidayete erenler de onlardan etkilenmiyorsa huzurludur mutludur.
3-Amilussalihat yapmak (nefs i ıslah edici amel işlemek)
33 / AHZAB – 70-71 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden). Yuslıh lekum a’mâlekum ve yagfir lekum zunûbekum, ve men yutıillâhe ve resûlehu fe kad fâze fevzen azîmâ(azîmen).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin! (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederse, o taktirde fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur.
Amilussalihat yapabilmek için TAKVA sahibi olmak ve sedit söz (içinde riya olmayan) gerekiyorsa takva sahibi olabilmekte Allah’a ulaşmayı dilemekle (o na münib olmakla) oluyorsa bununda temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK varsa ve sedit sözü de mürşidin önünde yapılan TÖVBE ile söylemek vardır.(Gercekten Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’a ulaşmasına vesile olan kişiye tabi olabilmek.)
4 / NİSA – 122-123-124 : Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti se nudhiluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), va’dallâhi hakkâ(hakkan), ve men asdaku minallâhi kîlâ(kîlen). Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb(kitâbi), men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran).
Ve men ya’mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne nakîrâ(nakîren).
Ve onlar ki, âmenu olup, nefsi ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) salih amel işlediler, işte onları, altlarından nehirler akan cennetlere koyacağız, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah'ın vaadi haktır (gerçektir). Ve Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır. Sizin emaniyyenizle ve kitap ehlinin emaniyyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah'tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz.Ve, erkeklerden veya kadınlardan mu'min olarak, kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o taktirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez.
Dünya saadeti de “Salih amel işlemeye bağlıdır”
16 / NAHL - 97 : Men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu’minun fe le nuhyiyennehu hayâten tayyibeh(tayyibeten), ve le necziyennehum ecrehum bi ahseni mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Mü'min olan kadın ve erkekten kim salih (nefsini tezkiye ve tasfiye edici) amel işlerse, o taktirde ona mutlaka tayyib (temiz, helâl) bir hayat yaşatırız. Ve onları, mutlaka yapmış oldukları amellerin ecirlerinden (bedellerinden), daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.
4-Allah’a kul olmak (şeytan a kul olmaktan kacınmak)
39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
89 / FECR – 27-28-29-30 : Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
89 / FECR – 28-29-30 : İrciî ila rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Fedhulî fî ibâdî.
Vedhulî cennetî.
Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah'a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
Ve cennetime gir.
Allah’a kul olmak Allah ile beraber olmaktır onun velisi olmaktır dolayısıyla dünya saadetine de ulaşmaktır.
18 / KEHF - 102 : E fe hasibellezîne keferû en yettehızû ibâdî min dûnî evliyâ’(evliyâe), innâ a’tednâ cehenneme lil kâfirîne nuzulâ(nuzulen).
Yoksa kâfirler, kullarımın Benden başka dostlar edineceklerini mi zannettiler? Muhakkak ki Biz, cehennemi kâfirlere bir ikram (kalacak yer) olarak hazırladık.
Allah’a kul olmazsanız zaten otomatık olarak ŞİRK tesiniz bu gizli şirk tir Allah’a inandığınız halde hatta o na ibadet ettiğiniz halde şirk tesiniz bu da sizi doğru CEHENNEME götürür.
5 / MAİDE - 72 : Lekad keferallezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) ve kâlel mesîhu yâ benî isrâîla’budûllâhe rabbî ve rabbekum innehu men yuşrik billâhi fekad harremallâhu aleyhil cennete ve me’vâhun nâr(nâru) ve mâ liz zâlimîne min ensâr(ensârin).
Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih (Hz. İsa, onlara) şöyle demişti; “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allâh'a kul olun. Muhakkak ki, kim Allâh'a şirk (eş, ortak) koşarsa, o taktirde Allâh ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve zâlimler için bir yardımcı yoktur.”
5-Hak mü’min lik,İman’ın kişiye fayda verenidir.Yani hayır kazanmış bir İMAN dır.
6 / EN'AM - 158 : Hel yanzurûne illâ en te’tiyehumul melâiketu ev ye’tiye rabbuke ev ye’tiye ba’du âyâti rabbik(rabbike), yevme ye’tî ba’du âyâti rabbike lâ yenfeu nefsen îmânuhâ lem tekun âmenet min kablu ev kesebet fî îmânihâ hayrâ(hayran), kul intezırû innâ muntezırûn(muntezırûne).
Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya senin Rabbinin gelmesini mi veya senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse (âmenû olmamışsa) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; biz de bekleyenleriz.”
Bu iman hak mü’minliktir.Çünkü hak mü’minliğin 1.şartı TAKVA sahibi olmaktır(enfal/1).Kişi takva sahibi olunca da bütün günahları örtüleceği için (enfal/29) “HAYIR KAZANMIŞTIR”yani sevap kazanmıştır ve o iman ona fayda verecektir hem cennete girmesine vesile olacaktır.Çünkü günahları olmadığı için sevapları ağır gelecektir. (mü’minun/102) hemde üzerinde yükü (günahı) olmayınca dünya saadetinin de enazından yarısını yaşayacaktır.
8 / ENFAL – 1-2-3-4 : Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).İnnemel mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne). Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).Ulâike (humul mu’minûne hakkâ hakkan), lehum derecâtun inde rabbihim ve magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Sana ganimetlerden sorarlar: “Ganimetler, Allah'ın ve Resûl'ündür.” de. Artık Allah'a karşı takva sahibi olun ve aranızdaki durumu (sahip olduğunuz hali) ıslâh edin (düzeltin)! Eğer mü'minlerseniz, Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat edin.
Gerçek mü'minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah'ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab'lerine tevekkül ederler. Onlar namazlarını ikame ederler (kılarlar) ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler. İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onların Rab'lerinin yanında dereceleri vardır. Ve onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) vardır ve kerim bir rızık vardır.
8 / ENFAL - 29 : Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
23 / MU'MİNUN - 102 : Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.
Takva sahibi nasıl olunuyordu ? Alla’a ulaşmayı dileyerek (MÜNİB OLARAK)
30 / RUM - 31 : Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Hak mü’minliğin 7 özelliği enfal/1,2,3,4 te açık olarak beyan ediliyor nedir bunlar;
1-Takva sahibidirler
2-Allah zikredildiği zaman kalbleri titrer (cezbe sahibidirler.
3-Ayetler tilavet edildiğinde imanları artar.
4-Allah’a tevekkül ederler.
5-Rablerinin yanında dereceleri vardır (sevapları günahlarından fazladır)
6-Kendilerine verilen rızıktan infak ederler
7-Onlar için mağfiret (günahlarının sevaba cevrilmesi) ve kerim rızık (ikram olunan-kendi kazançları olmadan verilen) vardır.
Ayrıca mü’min olmanın temel şartlarından olmazsa olmazı, ALLAH’A MÜLAKİ OLMAYA İMAN ETMEKTİR.Mülaki olmak;ulaşmaktır.Allah’a mülaki olmak’ ta Allah’a ulaşmaktır.Kur’an a göre:
11 / HUD - 29 : Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.
2 / BAKARA - 223 : Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).
Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü'minleri müjdele.
Hadis-i şeriflere göre;
Cibril hadisi/Buhari,1.cild 58.sayfa 47.hadis,Müslim,1.cild 63.sayfa,Tirmizi,1.cild 60.sayfa
Cebrail as peygamber (sav)efendimiz sohbetteyken geliyor ve iman nedir ya resulullah diyor.(SAV) efendimiz buyuruyorki;Allah’a,Meleklerine,O’na (Allah’a) mülaki olmaya,Resullerine ve öldükten sonra dirilmeye iman etmektir buyuruyor.
Arapcası;Kale malimanu ya resulullah ? –Kalel imanu,En tu’minubillahi ve melaiketihi ve LİKAİHİ ve rusulihi veltu’minubilba’s
Demekki olaya nereden bakarsak bakalım imanın temelinde ALLAH’A ULAŞMANIN var olduğunu ve Allah’a ulaşmayı dilemedikce de kişinin İMAN sahibi olamayacağı açıktır.
6-İslam olmak,Allah’ın dinini Allah’ın kitabında tarif ettiği gibi yaşamaktır.İslam teslim olmaktır,nasıl teslim olunacağı da tarif edilmektedir.
39 / ZUMER – 54-55-56-57 : Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne). Vettebiû ahsene mâ unzile ileykum min rabbikum min kabli en ye’tiyekumul azâbu bagteten ve entum lâ teş’urûn(teş’urûne). En tekûle nefsun yâ hasretâ alâ mâ ferrattu fî cenbillâhi ve in kuntu le mines sâhirîn(sâhirîne).Ev tekûle lev ennallâhe hedânî le kuntu minel muttekîn(muttekîne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. Ve size Rabbinizden indirilmiş olan ahsen şeye (emre) tâbî olun. Size, farkında olmadan ve ansızın azap gelmesinden önce! Kişinin, "Allah'tan uzaklaşma konusunda, aşırı gittiğim (haddi aştığım) herşeye yazıklar olsun. Ve ben mutlaka alay edenlerden olmuştum." dediği gibi (diyenlerden olmayın). Veya: "Muhakkak ki eğer Allah beni hidayete erdirseydi, ben mutlaka takva sahiplerinden olurdum." diyenlerden (olmayın).
Demekki İSLAM’IN temelinde ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK VAR.Yani “enab olmak” Bu günkü İslam anlayışında olmayan bir kaidedir bu,bu kaide olmuş olsaydı bütün İSLAM ALEMİ sulh ve sükun içinde bir mutluluğu yaşarlardı cünkü İslam,teslim olmak,sulh sükuna ulaşmaktır.Eger bu mutluluk yoksa bir eksiklik var demektır bu eksiklik te,İSLAM IN TEMELİNİN OLMAYIŞI yani ALLAH A ULAŞMAYI DİLEMEK diye bir gerceğin unutulması bu da Allah ın kitabı yerine EMANİYYE adı verilen el yazması kitaplara dayalı olmasıdır.Böyle devam edecek olursa yukarıda Allah’utelanın İKAZ ettiği durumlara düşmeyi sürdürürüz maazallah.
İslam olamanın bütünü, bir insanın RUH’unu FİZİK VÜCUDU’nu NEFS’ini ve İRADESİ’ni Allah’a teslim etmesidir.Ancak sadece ilki olan RUH’unu teslim etmesi onun cennet saadetine ulaşmasına ve dünya saadetininde yarısını elde etmesine yetecektir.Bunun da temelinde bir tek dilek var gerisini Allah’uteala gercekleştirecektir.
13 / RAD - 27 : Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
29 / ANKEBUT - 5 : Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
68 / KALEM – 35-36-37-38-39 : E fe necalul muslimîne kel mucrimîn(mucrimîne). Mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne). Em lekum kitâbun fîhi tedrusûn(tedrusûne). İnne lekum fîhi lemâ tehayyerûn(tehayyerûne). Em lekum eymânun aleynâ bâligatun ilâ yevmil kıyâmeti inne lekum lemâ tahkumûn(tahkumûne).
İşte böyle, müslümanları (teslim olanları), mücrimler (suçlular) gibi kılar mıyız (bir tutar mıyız)? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi okuyorsunuz? Gerçekten onun içinde (o kitapta) “beğenip seçtiğiniz şeyler mutlaka sizindir” (sizin içinmi yazılı)? Yoksa sizin için kıyâmete kadar sürecek olan, üzerimizde yeminler mi var: “Ne hüküm verirseniz, o mutlaka sizindir (diye).”
Allah’a ulaşan kişi hidayete ermiştir dalaletten kurtulmuştur dolayısıyla da cennet saadetine de dünya saadetinin de yarısına ulaşmıştır.
Talep bizden gercekleştirmek Allah tan ama o talebi önleyebilmek için ŞEYTAN ın ne kadar gayret sarfettiğini kimleri nasıl kandırarak “DİN HAKKINDA KİTAPLAR YAZDIRDIĞINA bakarsak görürüz inşallah.
7-Hayatta olmak ne demek,normalde doğan kişi hayatta demektir.Ancak Allah’ın tarifi farklı.Allah’u tela;
6 / EN'AM - 122 : E ve men kâne meyten fe ahyeynâhu ve cealnâ lehu nûren yemşî bihî fîn nâsi ke men meseluhu fîz zulumâti leyse bi hâricin minhâ, kezâlike zuyyine lil kâfirîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ölü (Allah'a ulaşmayı dilememiş) iken (ona on iki ihsan vererek) dirilttiğimiz ve insanlar arasında onunla yürüyeceği nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde olup, ondan çıkamayacak kimse gibi midir? Böylece kâfirlere, yapmış oldukları şeyler süslü gösterildi.
İki grup ta, normal şartlarda hayatta ama Allah’a göre;Allah’ın “NUR”verdiği kimsenin hayatta sayılması NUR vermediği kişinin ise ölü sayılmasıdır.İşte böyle hayata gecmek, dirilmekle kişi cennet ehli olacaktır dünya saadetine de ulaşacaktır.Peki dirilmek bu NUR ile olacaksa Allah bu nur’u kimlere verir ?
-Allah’u tealanın göğsünü İslam a actığı kişilere.
39 / ZUMER - 22 : E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.
2 / BAKARA - 257 : Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
Nur’a sahip olmadan evvel KASİYET BAĞLAMIŞ KARANLIKLAR İÇİNDE ise kişi o ana kadar ALLAH’IN AYETLERİYLE DEĞİL DE EMANİYYEYE (kur’anın dışındaki elyazması kitaplara) tabi olması söz konusu idi.
6 / EN'AM - 39 : Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ summun ve bukmun fîz zulumât(zulumâti), men yeşâillâhu yudlilhu, ve men yeşe’ yec’alhu alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah (dilediğini) kimi dilerse onu dalâlette bırakır. Ve kimi dilerse onu, Sıratı Mustakîm (Allah'a ulaştıran yol) üzerinde kılar.
Peki kimlerin göğsünü İslama acar Allah’uteala ?
-Kimi kendine HİDAYET ETMEYİ dilerse.
6 / EN'AM - 125 : Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah'a) teslime (İslâm'a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
Allah’uteala kimi kendine HİDAYET ETMEYİ diler ?
-Kendine “Allah’a ulaşmayı-Allah’a hidayet olmayı”dilerse.Çünkü hidayet,Allah’a ulaşmaktır.
3 / AL-İ İMRAN - 73 :…. kul innel hudâ hudallâhi…
….. De ki: “Muhakkak ki hidayet (insan ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşması), (Allah'ın kendisine ulaştırması) Allah'ın hidayetidir….
2 / BAKARA – 120…. kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
……De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
İşte kim Allah’a ulaşmayı o’na hidayet olmayı dilerse ENAB,MÜNİB olursa Allah onu kendisine hidayet eder.
13 / RAD – 27…. kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
…..De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
42 / ŞURA – 13…. allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
….. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Demekki hayatta olmak rabbinden bir nur üzere olmaksa ve bu da Allah’a ulaşmayı dilemekle gercekleşiyorsa o zaman cennetin de dünya saadetinin de recetesi HAYATTA OLMAKTIR.Rabbinden bir nur üzere olmayanın dalalette kalacağını zümer/22 de buyurduğuna göre Allah’uteala rabbinden bir nur üzere olanın da HİDAYETE ereceği için cennet ve dünya saadeti onlar için kesindir.
Ayrıca bir başka acıdan bakıldığında da aynı yere ulaştığımızı görüyoruz.Allah’uteala;”Allah ve resulünün size HAYAT VERECEK DAVETİNE İCABET EDİNİZ”buyuruyor.
8 / ENFAL - 24 : Yâ eyyuhellezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl'ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O'na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah'ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.)
13 / RAD - 18 : Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bih(bihî), ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Rab'lerine (Rabbinin emrine) icabet edenler için en güzeli vardır. Ve O'na icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı daha onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar; onlar için hesabın kötüsü var. Ve onların barınacağı yer, cehennem; ne kötü bir döşektir.
Allah’ın daveti nedir ?
-Allah’a ulaşmak ve o na teslim olmak
10 / YUNUS - 25 : Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
39 / ZUMER - 54 : Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
13 / RAD - 14 : Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
Resulunün daveti nereyedir ?
22 / HAC - 67 : Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).
Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah'a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
28 / KASAS - 87 : Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve Sana indirildikten sonra, Allah'ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah'a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
51 / ZARİYAT - 50 : Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.
Demekki Allah’ın daveti de resulunun daveti de ALLAH’A ULAŞMAK ise bu davete icabet te İNSANLARI İHYA ETMEK (ölü iken diriltmek-hayata gecirmek) ise o zaman ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK ve dalaletten kurtulmak hidayete ermek hem cennet saadetine hem de dünya saadetine erişmektir.
ALLAH HEPİNİZDEN RAZI OLSUN
FERHAT BAŞTUĞ

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile