Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

MEHDİ AS GELMİŞ GEÇMİŞ DİYENLERE CEVAPTIR"
Ferhat BAŞTUĞ - 'KUR'AN,HADİS VE EVLİYA DİVANLARIYLA MEHDİ AS

lale4Bazı insanlar var “sadece nefs lerinin arzusu doğrultusunda hareket ederek” Allah’ın nurunu ağızlaryla söndürmek için neredeyse kendilerini helak etmek için büyük bir gayretin sahibi oluyorlar ve bunu “Allah’ın yolunda hizmet için “yaptıklarını zannediyorlar.Ve yetmez “biz nurcuyuz” diyorlar.( Burada bütün nur talebelerini tenzih ederiz onların içinden sadece bir grup bu iddiada bulunanlar) Tabi olduklarını zannettikleri SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİ biz mehdi değiliz bazı talebelerimiz karıştırıyorlar demesine rağmen,


 

Mehdi a.s Hicri 14.üncü Asırda Gelecektir. *******   *******   *******   ******  


Tâ ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar  sümbüllenir.  Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, S.138-Kastamonu Lahikasy, s. 72)

Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o zat, eski velilerin gaybî işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki; "şark tarafından bir nur zuhur edecek, bid'atlar zulümatını dağıtacak" Ben, böyle bir nurun zuhurunu umutla bekledim ve bekliyorum.

Fakat çiçekler baharda açar. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz...

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi s. 189 Mektubat s. 345)

O ileride gelecek acîb şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.

(Barla Lahikası, s. 162)

Bediüzzaman Hz.lerinin bu açıklamalarında; yaptığı çalışmalarla hz.Mehdî'ye uygun ortam hazırladığını ve Mehdi  (as.) geldiğinde kendisinin vefat etmiş olacağını, hz. Mehdî'nin hizmetlerini kendi kabrinden seyredeceğini ifade etmektedir.
Risale-i Nur Külliyat'ında, hz. Mehdî'nin mücadele ve hakimiyet devreleri ile ilgili verilen ebcedler şu şekildedir:

“ yurîdûne  eyyutfiû nûrallâhi bi efvâhihim ve ya’ballâhu illâ eyyutimme nûrahû velev kerihel kâfirûn”

(onlar) ağızları ile Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.  Ve Allah, kafirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez. (Tevbe Suresi, 32)

"Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şey  istemez"

cümlesi hakkında Bedîüz-zaman hazretleri şöyle demektedir.

”şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli (Arapçada bir harfin iki kez okunması) "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümâtı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin şakirdleri olabilir. (şualar, s. 605)

Bu ayetin ebced değeri ile (1424-Miladi: 2004) Mehdî önderliğinde islam’ın Dünya hakimiyeti devrelerine dikkat çekilmektedir.

“Vellezîne  keferû  evliyâu humut  tâğûtu” 

(Kafirlerin dostları tağuttur. (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz.” (Bakara Suresi, 257)

Bediüz -zaman Said Nursi  Hz.leri, "hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat" diyerek Mehdi'nin henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir.

 Bediüz-zaman hicri 13.üncü asırda yaşamıştır. Kendisinden sonra gelecek asır Hicri 14.üncü asırdır. Bu asır Mehdi'nin çıkış zamanıdır.

"İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız derler ki: "Ahiretin tafsilatını ders alan müteyakkız (uyanmış, tetikte) kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikatı asırlarında karib (yakın) zannetmişler?" (Sözler, s. 318)

"1400 sene sonra gelecek bir hakikatı"

Burada ne 1373, ne 1378, ne de 1398 denmemiş, tam 1400 denmiştir. Yani Hicri 14.üncü yüzyıl.

Hicri 1400 yılı islam toplumlarının başsız kaldığı, fuhuşun, azgınlığın, inkarın son safhaya ulaştığı, Müslümanların maddi ve manevi büyük kayıplara uğradığı bir yüzyıl başlangıcıdır.

 Madem her yüzyıl başında bir müceddid (dini yenileyen, dini bid’atlerden, sapmalardan önleyen bir kişi) gönderilmiş, demek ki bu ümmetin fesadı zamanında da bunu dağıtacak, küfrü yok edecek, Müslümanların birleşmesine sebep olacak bir müceddidin gelmesi gerekmektedir. Bu da Müslümanların 1400 senedir beklediği Hz. Mehdi'dir.

Bediüzzaman Said Nursi'nin şam Hutbesi

Bediüz-zaman Hicri 1327'de Şam'da Emevi Camii'nde on bin kişilik bir cemaate verdiği hutbesinde, 1371'den sonraki islam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmakta, ahir zamandan çeşitli tarihler vererek, beklenen Mehdi'nin mücadele zamanlarına ve sonunda onları yeneceği tarihe dikkat çekmektedir:

Ta 1371 senesinden sonraki alem-i islamın mukadderatına nazar eden Hutbe-i şamiyedeki hakikatlar...

Evet şimdi olmasa da otuz-kırk sene sonra fen ve hakiki marifet ve medeniyetin güzelliklerini o üç kuvveti tam techiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için gerçekleri araştırma isteğini ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır (elli yıl) sonra onları darmadağın edecek. Hutbe-i şamiye, s. 25


Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak. (Hutbe-i şamiye, s. 23)

1371 + 30 = 1401 (Miladi 1981)

1371 + 40 = 1411 (Miladi 1991)

1371 + 50 = 1421 (Miladi 2001)

Bediüz-zaman Hicri 1400 yılı başlarında Mehdinin inkarcılarla mücadele zamanına 1401-1411 = 1981 -1991 yılları arası - fen, hüner, sanat ve medeniyetin iyiliklerini birleştirip bunları yeneceği, darmadağın edeceği tarihe (1421=2001) dikkat çekiyor.

Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti

Fecr-i Kazib: Sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan birinci kızıllık.

Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazib'ten sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma,

1371 + 30 = 1401 = 1981

1371 + 40 = 1411 = 1991

Bediüz-zaman islam'ın dünyaya tekrar hakim olmasını güneşin doğuşuna benzetmektedir. Güneşin battıktan sonra ertesi gün yeniden doğması gibi, islam'ın da dünya üzerinde tekrar doğup parlayacağına bu benzetmeyle işaret ediyor olabilir.

Fecr-i Kazib ve Fecr-i Sadık ifadeleriyle bu doğuşun başlangıç yıllarına dikkat çekilmiştir. Buna göre zulmün, karanlığın dağılmaya başlaması 1981-1991 yıllarında, tam anlamıyla susturulup dağıtılması ise 2001 yılında tamamlanacaktır.

Mehdi a.s Liderliğinde islam Ahlakı Dünyaya Hakim Olacaktır

El cevap: Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı islamiyetin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a'zam veya bir mürşid'i ekmel ve yahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyye' yi muhafaza etmiş.

Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal; Mehdi ile de, alem-i islam'ın zulümatını dağıtabilir.
Ve va'detmiştir, va'dini elbette yapacaktır.

 Kudret-i ilahiye noktasından bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; 'Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır' diye ehl-i tefekkür hükmeder. (Mektubat, s. 411-412)
Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını almamışlar. (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman'ın Talebesine Müjdesi: ’Ben Mehdi'yi görmeyeceğim ama sen göreceksin’

 

    Dergimizin geçen ayki sayısında Bediüzzaman Said Nursi'nin günümüzde yaşayan talebelerinden Mehmet Kırkıncı Hocaefendi'yi sizlere tanıtmy? ve kendisinin Hz. Mehdi ile ilgili izahlarına yer vermiştik. Bu ay ise Bediüzzaman'ın halen yaşamakta olan az sayıdaki talebelerinden bir diğeri olan Salih Özcan Hocaefendi ile gerçekleştirdiğimiz sohbetin bir bölümünü yayınlıyoruz. Kavacık'taki evinde kendisini ziyaret ettiğimiz Salih Özcan Hocaefendi'den Üstad Hazretleri'nin hayatı, mücadelesi ve ahir zamana dair müjdeleriyle ilgili zevk ve heyecan verici birçok bilgiyi öğrenme imkânı bulduk. Bediüzzaman ile bizzat tanışma ve sohbetlerine katılmış olma şerefine mazhar olmuş, tüm hayatını Kuran ahlakını yaşama ve Risaleleri yayma amacıyla geçirmiş? Seyyid Salih Özcan Hoca efendi’nin dilinden Bediüzzaman'y dinlemek, özel sohbetlerinde kendisine bahsetti?i müjdeli olaylary ö?renmek istiyorsanyz, i?te Salih Özcan ile sohbetimizden bir bölüm...

    - Siz onunla beraber birçok zamanlar geçirmi?tiniz, çok anylarynyz vardyr; bize anlatyr mysynyz? Üstad Hazretleri nasyl bir insandy?

    - Üstad çok zeki bir insandy, çok alim bir insandy. Bana dedi ki; ’Ben yetmi? kitaby ezbere biliyorum, unutmamak için de her sene onlary kafamdan tekrarlyyorum.’ Ben dedim ’nasyl tekrarlyyorsunuz?’ O da dedi ki; ’ mesela Buhari kitaby 4 cilttir, ben onu bir kitap olarak sayyyorum; mesela Müslim kitaby 2 cilttir, ben onu bir kitap sayyyorum, bunun gibi ciltler olan kitaplaryn hepsini birer kitap sayyyorum.’ dedi. Tabii böyle olunca hafyzasyndaki kitaplaryn sayysy 70 de?il belki de 700 oluyor. Ma?aAllah bu derece büyük bir hafyzaya sahipti. Hatta bir gün birisi sohbet için gelmi?ti, Üstad ona, ’nerelisin sen’ diye sordu. O da ’efendim, ben felanca yerdenim, ismim de ?udur’’ dedi. Üstad hemen onu hatyrlady ve ’ Hatyrladym tamam’ dedi, ’sen, birinci Cihan Harbinde, bana bir mektup getirmi?tin de?il mi?’ diye sordu. O da ’evet efendim’ dedi. Aradan yakla?yk 50 sene geçmesine ra?men Üstad hazretleri onu tanymy?ty. Unutmamy?ty.

 

’Cenab-y Hakk'a hadsiz ?ükrediyorum ki, Seyyid Sâlih gibi gençli?in bir kahramany... Nurlara sahip çykmaya ba?ladylar.’ (Bediüzzaman Said Nursi)

 

    - Ahir zamanı yaşadığımız  bu günlerle ilgili olarak Üstad Hazretlerinin müjdeleri var mıydı?

    -Tabii ki, 'ihtiyar kadınların  dinlerine bağlanması gibi siz de dininize bağlanın hadisini hatırlatırdı hep, çünkü ihtiyar kadınlar dinlerine çok bağlıdırlar ve çok dindar olurlar. Bu zamanda bizim de bu şekilde olmamız gerektiğini söylemişti, bu zamanlara işaret ederek...

    Ayrıca bu konuda hiç unutmayacağım bir hatıram da vardır. Üstad Hazretlerini bir ziyaretimde, o dönemin muhterem bir zatının Hz. Mehdi ile ilgili soruların olduğu bir mektup okuyordu, ben de "Hz. Mehdi hakkında çeşitli sorular sordum, Üstad hazretleri bana "Keçeli ben Mehdi'yi görmeyeceğim ama sen göreceksin" dedi. Hatta bu esnada ben Üstad Hazretlerinin dizinin dibinde oturuyordum, tam ’sen göreceksin’ derken kafama dokunarak bu konunun önemini ve unutmamamı tembihledi. ’Onun vazifesi ne olacak’ diye sordum, Risale-i Nur onun (Mehdi'nin) programı olacak diye cevap verdi.

    (Bu sohbet, Üstad Hazretleri tarafından ’Seyyid Salih’ olarak adlandırılan Salih Özcan Hocaefendi'nin istanbul Kavacık'taki evinde 13 Nisan 2006 tarihinde gerçekleştirilmiştir.) 

 

   ŞİMDİ BUKADAR ELDE MEVCUT DELİLLER VARKEN ORTAYA ATILAN İDDİAYA BAKALIM İNŞAALLAH

 

 


    SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİNİN TALABELERİNİN HZ.MEHDİ HAKKINDAKİ YANLIŞ GÖRÜŞLERİ

http://www.fikirbahcesi.org/soru-cevap/nur-talebelerinin-mehdi-gorusu-nedir.html

 

Nur Talebelerinin Mehdi Görüşü Nedir?

 

 

 

 

Salı, 23 Haziran 2009

Sual: Bediüzzaman’ın yanında kalmış olan bir kısım Nur Talebesi ağabeyler Bediüzzaman’ın “Mehdi-i Azam” olmadığını söylüyorlar. Hulusi Yahyagil Ağabey bunların başında gelmektedir. Ağabeylerden gelen çeşitli hatıralar da bunu göstermektedir. Bediüzzaman bir kısım mektuplarda geçen “Mehdi ifadelerini” tashih eden Bediüzzaman buna rağmen bir kısım talebelerini “Mehdi-i Azam” olmadığına ikna edememiş ve bu ifadeleri onların “hüsn-ü zannına vererek” hizmetteki şevklerini kırmamak için sesini çıkarmamıştır iddiasına ne dersiniz? Salih Özcan üstaddan bu konuyu sorduğunu ama tatmin edici cevap alamadığını söylemektedirler. Bu hususu açıklar mısınız?

Cevap: Hulusi Abi Bediüzzaman’ın Mehdi olmadığını söylemiyor; ancak ihlâsın gereği olarak bu meselenin öne çıkmaması gerektiğini ifade ediyor. Nitekim 1969 yılında İzmir’de Mustafa Birlik abi tarafından kaydedilen Hulusi Yahyagil abi ile Ahmet Feyzi Kul abinin konuşmalarında mesele tavazzuh ediyor. Burada Ahmet Feyzi abi “Risale-i Nur gibi bir eserin bu zattan suduru onun çok büyük bir inayete mazhar olacağını ifade etmektedir. Sonra o zat diyor ki “Biz ileride gelecek olan bir zatın yapacağı vazifeye hazırlık yapıyoruz” demektedir. Sonra da “O zatlar gelecek ve bu eseri program yapacak” diyor. Yani açıkça diyor ki “o gelecek zatlar bu eseri program yaparak tatbikle mükellefler, memurdurlar.” Elbette memur amirden, programı yapan ve yazan tatbik edenden daha üst makamdadır. Hem hizmetin önemi olarak yüce mertebededir. İman en önemli meseledir. Bunun için bu Zât’ın âhir zamanda gelecek ve İslama büyük hizmet edecek, islamı küfürden ve dalaletten kurtarmaya vesile olacak Zât olduğu kanaatindeyiz” demektedir.


Hulusi Ağabey buna cevaben: “Bunu farz-ı âlem metaı gibi herkese inandırmaya çalışmak, davaya sadakat olmaz” der. 

Buna mukabil Ahmet Feyzi abi: “Biz inandırmaya çalışmıyoruz. İnandığımızı söylüyoruz. Herkesin bir hiss-i temyizi vardır” cevabını verir.

Hulusi abi der ki:Ben kendisinden tarikat dersi almaya gittim. O bana dedi ki ben şeyh değilim. Ben imamım. İmam-ı Rabbani ve İmam-ı Gazali gibi imamım” dedi. Yani onlar gibi müceddit. Bunu söylersek yeterlidir. Ama diğer meseleyi yani Mehdi olmasını seninle ben konuşabiliriz; ancak izharını ben iyi bulmuyorum.

Ahmet Feyzi: Güzel.

Hulusi Abi: Madem konu açıldı ben de bir şeyler söyleyeyim. “Ben bir rüya görmüştüm. Peygamberimiz (sav) bir minber üzerinde oturuyor. Bende gittim karşısında diz çöktüm oturdum. Bir de baktım üstat geldi. Başında siyah sarık ve ayağında siyah kundura. Geldi peygamberimizin yanına oturdu. Başladılar konuşmaya. Ben bir şey anlamıyorum. Arada peygamberimiz (sav) buyuruyor. “Öyle değil mi hoca?” Bunu anlıyorum. Bu rüyayı üstada yazdım. Üstat bana cevaben “Kur’ân-ı Kerim Hz. Peygamber suretinde ve Risale-i Nur benim suretimde sana görünmüş” şeklinde yorumladı. Gerçi böyle rüyaları söylemek doğru değildir; başka manaya başka türlü tabir ederler.

Ahmet Feyzi: Öyle ise ben de bazı şeyleri söyleyeyim. Malumunuz “Her yüz senede bir müceddid-i din gelecek” hadisi var. Ayrıca Ramuzu’l-Hadis’te “Benden sonra Kureyş’ten on iki racül gelmeyince kıyamet kopmaz” şeklinde farklı lafızlarla altı veya yedi hadis bulunmaktadır. Bu “Racül” tabiri Yasin Suresinde 20-21 ayette geçmektedir. (Şehrin kenarından koşarak bir adam gelerek ‘Ey kavmim resullere ittiba edin” diye bağırdı. Sizden bu hizmete mukabil ücret istemeyenlere uyun. Hidayete ulşatıracak olan onlardır” (Yasin, 36:20-21)) Buradaki recûl, Allahu âlem, benim anladığımı söylüyorum, büyük ehemmiyetli bir zat. Alelıtlak bir kişi değil. Sonra “İmam” diyorsunuz. Müceddidleri, biz her asrın başında birer imam olarak kabul edersek ve şu beyanını da yani, “Ey muhatablarım, ben çok bağırıyorum, zira asr-ı salisi asrın minaresinin başında durmuşum. Sözde medenî, dinde laûbalî olanları camiye davet ediyorum.” Yani –Ben bir hidayet memuruyum, imamıyım- dediğine göre ve kendisini de on üçüncü asrın vazifedarı olarak ilan ettiğine göre; bu hususun bundan daha açık bir ifadesi olamaz.

Fahr-i Kâinat Efendimiz kendi asrının bilâ şüphe imamıdır. Ondan sonra gelenler de Onun vekili olarak her asrın başında gelecek. Oniki recûl gelmeyince kıyamet kopmaz demek, kendisinden sonra oniki recûl gelecek, oniki asır daha geçecek ki kendisi ile on üç asır yapıyor. Netice itibarı ile, bu Zat da imam olduğuna göre, son asırda geleceği haber verilen Zâtın kendisi olduğunu, bu ilmî ve hadisî hakikatler tayin ediyor. Binaen-aleyh, kendisinin böyle talî derecede bir ihzarat memuru değil, Fahr-i Kâinata vekil olarak Kur’anın esrarını ifşa edecek asil bir zat olduğu, asil bir memur olduğu anlaşılıyor. Şahsiyetine kıymet vermemesi, vazifesine kıymet ve ehemmiyet vermesi hadis-i şeriflerin beyanına tamı tamına uygun geliyor. Sonra, kıyamete kadar aranılan bütün hakikatleri havi olan, hükmünü (vazife-i tenviriyesini) 1506 senesine kadar âşikârâne, belki gâlibane icra edecek bir eserin sahibi olan ve eseri kıyamete kadar bâki kalacak bir Zâtın vazifesi ihzarat memurluğu ve talî bir vazife değildir. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.51-51) O, vazife-i tenviriyenin son halkasını teşkil eden cemaatın hem Reisi, hem mümessilidir. Evet, muvakkat bir zaman için böyle bir devre gelmiş geçmiştir. Ve hasbe’l-vazife kendisini setr ile memur edilmiştir ki, birçok yerlerde kendini gizlemiştir. ....

Sohbetin devamında Ahmet Feyzi abi Emirdağı’na üstadı ziyaret ettiğini ve gece üstadın “Buradan git” dediği halde gidemediğini, akşam Mehmet Çalışkan’ın evinde Emirdağ’ının ileri gelenleri ile üstadın Mehdi olduğuna dair geniş bir sohbet ettiğini, sabah üstadın çağırıp kendisini tekdir edeceği yere tebrik ettiğini, “Kardaşım, bu gece kalman çok isabetli oldu” dediğini söyler.
Sohbet ile ilgili hususlar burada bitti.

Ahmet Feyzi Kul Abinin “Mâidetü’l-Kur’ân” isimli eseri vardır ki bu hususları ayet ve hadislerle izah eder. Üstad onu “Tılsımlar Mecmuası”nın arkasına koymuştur. Artık Bediüzzaman vefat ettiğine göre “Mehdi” olduğu konusundaki ihtiyati hususlar ve mahzurlar ortadan kalkmıştır. O zaman yanlış anlaşılabilen hususlar bu gün yoktur; bilakis ümmetin birliği ve beraberliği için şarttır ve lâzımdır. Çünkü, günümüzde ehl-i dalalet “Mehdilik” konusunu istismar ederek her cemaate ve gruba “Mehdi gelecek ve içinizden çıkacak, herkes mehdiye dolayısıyla size uyacak. Sakın diğer cemaat ve gruplarla istişare etmeyin ve birlik sağlamayın” diye Müslümanların birliğine engel olmaktadır. Hz. İsa meselesini de böyle istismar etmektedir. 

Gelelim Seyid Salih (Özcan) ile ilgili hususa: Seyid Salih doğudan “Seyda”dan mektup getirerek üstadın yanına gelir. Ve bu hususu sorar. Seyyid Salih’e üstad kendisinin hem “Hasenî hem Hüseyni” olduğunu söylüyor. “Sen de ben de seyidiz” diyor. Mehdi olduğunu ima ediyor; ama o anlamadığı için ısrar etmiyor. Ama “sen Medhi’yi göreceksin” diyor. Zaten görüyor karşısında ama anlamıyor. Bediüzzaman böyle saf adamalara ve anlayışı kıt olanlara daha ne desin? Dese ki “Ben Mehdi’yim. Adam gidecek “Bediüzzaman Mehdilik iddia ediyor” diye aleyhinde dedikodu yapacak. Ehl-i dalaletin eline koz verecek. Zaten mahkemede “Sen Mehdilik iddia ediyorsun” diye cezalandırmaya çalışıyorlar. Salih Özcan gibiler bunu dillendirmiş ve delillendirmiş olurlar. Ama Bediüzzaman ısrarla “Mehdinin programı Risale-i Nur olacak” buyuruyor. Bizim saflarımız yine anlamıyor. 

 

 

   Bu gercekleri göz ardı etmeyerek akıllarını başlarına alarak “Allah ile mücadeleden “vazgecmelerini kendilerinden rica ediyoruz.Allah hepinizden razı olsun