Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

KUR’ANI ANLAMAK KUR’ANIN ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİSİ GERCEĞİ
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

lale3Kur’anın bir adı da furkandır, yani hak ile batılı ayıran ihtilafları ortadan kaldıran Allahın mutluluk davetiyesi,mutluluk reçetesi ve mutluluk garantisidir.

   Ancak daha önceki kitapların bir kısmını ortadan kaldırtan bir kısmını tahrif ettiren şeytan,kur’anın korunduğunu bildiği için onun da anlaşılmasını önlemek için farklı yöntemlerle TEFSİR VE MEALLENDİRİLMESİNİ sağlamış,daha ötesi insanların kur’an uzaklaşmasını sağlamak için “kur’anın acıklamaları diye EMANİYYE adı verilen elyazması kitapları yazdırarak”kur’anı askıya aldırtmış. SİZ BU KİTABI ANLAYAMAZSSINIZ ÖLÜLERİNİZE OKUYUN  demişler.

10 / YUNUS – 57,58 : Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne). Kul bi fadlillâhi ve bi rahmetihî fe bi zâlike felyefrehû, hûve hayrun mimmâ yecmeûn(yecmeûne).
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.”

36 / YASİN - 70 : Li yunzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlu alel kâfirîn(kâfirîne).
(Kur'ân'ın indirilmesi), hayy olanları inzar etmek (uyarmak) ve (azap) sözünün kâfirlerin üzerine hak olması içindir.

İşte bu yöntemlerin ne olduğu ortada.

  * Ebu Mansur el maturidi (İtikat imamı ölümü hicri.333)

“Kur’anı kerimin kapsadığı inanc konularını,akıl ve mantık delilleriyle ispata yönelmiş ve KUR’ANI AKAİDE bağlamıştır.”  (Mezhepler tarihi M.ebuzehra)

  • Ebul Hasan Eleşari (İtikat imamı)

Sünnetin AKAİT namına kapsadığı her konuyu her vesile ile delil kabul eder. (Mezhepler tarihi M.ebuzehra)

  • Ebu Hanife ve bazı fakihler,KUR’ANINgenel hükümlerinin olduğu gibi kalacağını ancak sünnet,CÜZ-İ,MÜTEVATİR ve MEŞHUR bir şekilde ona muhalif olarak gelmişse “KUR’ANIN HÜKMÜNÜ TAHSİS EDEBİLECEĞİNİ (kaldıracağını) söylemişlerdir.Söz konusu hadis,MÜTEVATİR değilse kur’an hükümleri aynen kalır demişlerdir.

                                (Mezhepler tarihi M.ebuzehra-289)

  • Ehli sünnet’e göre KUR’AN sünnetle (hadislerle) tefsir edilir.Konu hakkında hadis bulunmazsa arap edebiyatını,şeriatı onun amaç ve gayelerini iyi bilen kimseler kur’anı anlama konusunda ictihat eder.(Mezhepler tarihi 290)

                      DİĞER GÖRÜŞLER

 

1-    Kur’an ın zahiri hükümlerini SÜNNET ile TAHSİS edenler .

Sünnet Kur’anı yorumlamak mana ve maksadını açıklamak

Anlamında Kur’ana Hakimdir.Kuran’ın gerçek manasının ve

Ve hükümlerinin anlaşılması için anahtardır.MÜCTEHİD Kuran’ı anlamada sünneti göz ardı edemez.

 

2-    Sünnetin Kur’anın zahiriyle çeliştiğinde ve Ahad olduğunda sahih olmayacağını savunanlar <<Kur’an sünnetin sahih kabul edilmesi veya reddedilmesi açısından sünnete hakimdir.

SÜNNETLE delil getirmek Müslümanlarca kabul edilen bir olgudur. Ancak Basrada bazı kişiler buna karşı çıkmışlar, sadeca  KURAN’A

Dayanmışlardır.Fakat bunlar BOZGUNCU kişilerdir. TARİHİN DERİNLİK-

LERİNE GÖMÜLMÜŞLERDİR. Eğer Şafi onları ELÜM kitabında bahsetmeseydi kimsenin haberi olmayacaktı.Sünnet ile delil getirilebileceğini inkar eden kişi Müslüman olamaz .Çünkü sünnet peygamber(S.A.V) efendimizin tebliği olup Kuran’ı

Tefsir eder. Kim sünneti Kur’andan ayırırsa Kuran la Peygamberi ayırmış olur.

                    TAM İCTİHAD

Sadece hüküm çıkarmak ve bunları açıklamak TAM İCTİHAD OLUP hükümleri ŞERİAT ın kaynaklarından öğrenen BİLGİNLERE mahsustur. Bazı bilginlere görede bu kapı kapanmıştır.Ancak Hanbelilere göre her devirde açıktır.

ŞARTLARI;

1-Arap dilini bilmek çünkü Kur’an bu dille yazıldı.

-Sünnette bu dille yazılıdır bunun gramerini iyi bilmeli.

2-Kur’anı kerimi bilmek NUZUl sebebini,Sırasını ,Hüküm ayetlerini,diğer ayetlerden ayırt edebilmek,NASUH,MENSUH Ayetleri ezbere bilmek.

3-Sünneti bilmek Hadislerin Nasuh ve Mensuhunu bilmek,

Rivayet yollarını, Ravilerin Derecelerini,MÜTEVATİR,AHAD,MÜRSEL   ,ZAYIF OLDUĞUNU

4-İcma edilen konular üzerinde ,ihtilaf edilen konuları bilmek

5-Kıyası bilmek, Naslardan hüküm çıkarabilecek kıyası yapmak.

6-Hükümlerin amaçlarını bilmek.

7-Doğru bir anlayış ve değerlendirme gücüne sahip olmak.

8-İyi niyetli ve sağlam bir inanca sa

                               MEZHEPLER TARİHİ M.EBU ZEHRA.

 

   Bu yanlışlıkların aksini söyleyen HADİSLER ve ALİMLER de var.Ama nedense insanların çoğu nefs lerindeki afetler yüzünden hep ŞEYTANIN emrinde hareket etmişlerdir ve halen de devam etmek için büyük bir cabanın içindeler ne yazıkki.Ama artık YATSI VAKTİ geldi MUMLAR SÖNECEK inşallah.Şimdi kur’ana uyan HADİSLERE ve ALİMLERİN SÖZLERİNE bakalım inşaallah.

 

Peygamber (s.a.v) Efendimiz buyurdu ki; 'BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMAYIN KİM BENDEN KURAN DIŞINDA BİR ŞEY YAZMIŞSA İMHA ETSİN' Müslüm –Zühd.72, Darimi-Mukaddime.42, ibni Abdil Ber- Cairülbeyanül-ilm, Tirmizi –İlim.11

Peygamber (S.A.V) Efendimiz “'Benim tarafımdan TEBLİĞ edilen AYETLERİ herkese ulaştırınız. İsrailoğulları'nın kıssalarınıda anlatmanızda bir beis yoktur.KİM BENDEN BUNUN DIŞINDA BİR ŞEYİ SÖYLERSE ATEŞTEKİ YERİNİ HAZIRLAR'” buyurmuş. SAHİHİ BUHARİ-9.CİLD.1411.HADİS

Benden,kur’an dan başka bie şey yazmayın.Kim benden kur’andan başka bir şey yazarsa imha etsin.Benden,ileride ortaya çıkacak hadisler olacak kur’ana bakın eger ters düşüyorsa benden değildir.MÜSLİM-ZÜHD-72,DARİMİ MUKADDİME-42,TİRMİZİ İLİM-11,MÜSNEDİ AHMET-3/12.21.33

Resul buyurduki,benden kur’an dışında bir şey yazmayın yazmış olduklarınızı da imha edin.İBNİ ABDULBER-Cairülbeyanıl ilim

Hz . Ali(R.A) döneminde Ebu Cuhayfe <<Ya Ali yanında Resullullah tan , Allah’ın (c.c) kitabından başka yazılı bir şey varmı? diye sorar. Hz. Ali(r.a) 'HAYIR BİLDİĞİM BİR ŞEY VARSA O DA ALLAH’IN KİŞİYE KURANI ANLAMA KABİLİYETİ VERDİĞİDİR' SAHİHİ BUHARİ-8.CİLD 1272.HADİS

*Yakında gece karanlıkları gibi fitneler çıkacak. O fitnelerden kurtulmak ALLAH’IN KİTABIYLADIR.

HADİS

 

*Kur’an Kıraatle okunmuş sayılmaz.

*Kur’an Hidayetle okunduğu zaman okunmuş sayılır.

HADİS

 Alimler ne söylemişler;

KURAN’IN zahiriyle çelişen bir HADİS veya Sahabi sözünün RAVİLERİ ne kadar güçlü olursa olsun SENEDİNİN sahih olduğuna inanmıyoruz. Çünkü; Peygamber (S.A.V) Efendimiz ve SAHABE döneminde hiç HADİS yazılmamıştır. M . RAŞİD RAZİ –Tefsirul Menar 6/288

Hz. Ali (R.A)  HADİS  sayfalarını yok ettirmiş ve << SİZ HADİS TEDVİN EDİP KURAN HALİNEMİ GETİRMEK İSTİYORSUNUZ>> diye buyurmuştur.

EBU SAİD EL HUDRİ-BAĞDADİ TAKYİDUL-İLM.23

 

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki HADİSLER o kadar çoğalacak, KUR’AN tozlar içinde kalacak hiç kimse ona bakmayacaktır.

                                                                       DAHHAK

ANLAYANA !........

Kitabı, sünneti, icmaı kaldırıp attık;
Havassı maskara yaptık, avamı aldattık (Havvas:Allah’ın velileri),(Avam:Halk)
Yıkıp şeriatı, bambaşka bir bina kurduk
Nebiye atıf ile binlerce herze uydurduk   (Herze:Boş söz.Saçmalık)


Hadis vazediyorken sevap uman bile var!
Sevabı var mı imiş bir zaman gelir, anlar!
Cihanı titretiyorken niday-ı "men kezebe" (Yalanlayan kimse cihanı titretiyor)
İşitmiyor mu, nedir, bir baksın şu bî-edebe: (Edebsize baksın)

Lisân-ı pâk-i Nebî’den yalanlar uyduruyor:
Sıkılmadan da "sevâb işledim" deyip duruyor!
Düşünmedin mi girerken şerîatin kanına?
Cinâyetin kalacak zanneder misin yanına?

Sevâb ümid ediyor ha! Deyin ki nâmerde:
"Sevâbı sen göreceksin huzûr-ı mahşerde!
Tepende gezdirecek ra’d-ı intikamını Hak,
Ki yıldırımları beyninde kaynayıp duracak.

Yakandan inmeyecek dest-i kahrı husrânın...
Nasıl iner ki, önünden kaçıp da nîrânın,
Civâr-ı nûr-ı nübüvvette mültecâ bulsan;
Bu türlü kurtuluş imkânı yok ya... Kurtulsan;

Şu izdihâmın elinden -ki belki bir milyar
Nüfûs-ı hâsiredir- kaçmak ihtimali mi var?
Bugün fesâdına kurban olan zavallıların
Vebâli boynuna yüklenmesin mi yoksa, yarın?

Kolay mı ümmeti idlâl edip sefîl etmek?
Kolay mı dîni hurâfât içinde inletmek?
Niçin Kitâb-ı İlâhî’yi pâyimâl ettin?      (Ayaklar altına aldın)
Niçin şerîati murdâr elinle kirlettin?

Çıkıp tepinmeye yok muydu başka bir sâha?
Nedir bu salladığın çifte, Kâbetu’llâh’a?
Herif! Şu millet-i mâsûmeden ne isterdin,
Ki doğru yol diye tuttun, dalâli gösterdin!

    M.Akif Ersoy Hazretleri Safahat

 

  • Kafi Caferussadık Hz. Şöyle rivayet eder.

<< İki kişinin üzerinde ihtilaf ettiği şeyin aslı mutlaka Kur’an da mevcuttur.Fakat insan aklı ona ulaşamaz.

MESNETUL İMAM CAFER 1/15

 

*Zaten Kur’an bir kısmıyla bir kısmını tefsir eder.

Lübnan baskısı saidi Nursi İbdidai tefs.is.icaz sf-26  

 

*İbrahim suresinin 4. ayetinin tefsirinde Said Nursi hz. Kuran’ı beyan eden bir resul olarak Türkçe tefsirini yapmayı bir İltifat ile Nübüvvetin varisi olarak Tefsire, tebliğe , beyana yetkili kıldı(Taktir etti.)

 

ELDE KUR’AN GİBİ BİR MUCİZE-İ BAKİ VARKEN

BAŞKA BURHAN ARAMAK AKLIMA ZAİD GÖRÜNÜR

ELDE KU’RAN GİBİ BİR BURHANI HAKİKAT VARKEN

MÜNKİRLERİ İLZAM İÇİN GÖNLÜME SIKLETMİ GELİR

                                   Bediüzzaman Hz.

SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİ 11.ŞUA 9.MESELE

Kur'an-ı Sübhanî ki, herbir âyet-i tekviniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu'cize hükmündedir. Ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve manidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmanîdir ki; herbir köşesinde bir taife, bir nev' ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halkeden bir Allah, bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ!

 

***HER ASRIN KİTABI VARSA ONUN YAZARI O ASRIN İMAMI VARDIR.... ÜSTAD 13. ASRIN İMAMI İDİ ŞİMDİ İSE 14. ASIRDAYIZ. BU ZAMANIN İMAMI KİM. KIYAMET GÜNÜ İMAMIMIZ SORULACAK........!Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!.." cümlesinin sarih bir manası asr-ı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübin'in nüzulü olduğu gibi, mana-yı işarîsiyle de, her asırda o Kitab-ı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor...” “Resail-in Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur'an'ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”(Said-i Nurs-i Hz Şualar;Birinci Şua)

 

*İnsanları Kur’anı anlamaktan alıkoyan iki şey vardır.

1-Harflerin  Mahreçleriyle oyalamak.

2-Bağlı oldukları mezhebin görüşlerine TAASSUB edip bağlanmak

İMAM GAZALİ

   BU KONULARDA ALLAH’UTELA NE BUYURUYOR

   Kur’an,gercekleri açıklar onun dışındakilerle kıyas kabul etmez kur’anın dışındaki ilimler eger ayetler parelelinde ise onlar müstesnadır.Yukarıda gecen peygamber efendimizin de sözünde olduğu gibi “benim sözlerim kur’ana ters düşemez”

YASİN - 69 : Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).
Ve Biz, O'na (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O'na yakışmaz. O (O'na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur'ân'dır.

LOKMAN – 6,7 : Ve minen nâsi men yeşterî lehvel HADİSİ li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun). Ve izâ tutlâ aleyhi âyâtunâ vellâ mustekbiren ke en lem yesma’hâ ke enne fî uzuneyhi vakrâ(vakran), fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri (HADİSLERİ) satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah'ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır.Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar).

   Allah’uteala,bu ayetin “ARAPCA ASLINDA HADİS” lerden bahsederek Allah’ın ayetlerinden sonra hangi HADİS gecerlidir buyuruyor

 45 / CASİYE – 6,7,8 : Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne). Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin). Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi söze(HADİSE) inanacaklar? Bütün yalancı günahkârların vay haline. Kendisine okunan, Allah'ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onu, elîm azap ile müjdele.

   Ve kur’anı devredışı bırakanların akibetinin ne olacağını Allah’uteala acıklıyor.

20 / TAHA – 123-124 : Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ. Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ. Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ ve kad kuntu basîrâ(basîran).Kâle kezâlike etetke âyâtunâ fe nesîtehâ, ve kezâlikel yevme tunsâ.Ve kezâlike neczî men esrefe ve lem yu’min bi âyâti rabbih(rabbihî), ve le azâbul âhıreti eşeddu ve ebkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.” Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz. (Kıyâmet günü şöyle) dedi: “Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben (daha önce) görüyordum.” (Allahû Tealâ): “İşte böyle, âyetlerimiz sana geldi fakat sen onları unuttun. Ve aynı şekilde (senin yaptığın gibi), o gün (de) sen unutulursun.” dedi.İsraf edenleri (haddi aşanları) ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bâkidir (devamlıdır).

 Kütübi sidde adı verilen 6 tane bütünüyle SAHİH OLDUĞUNA icma edilen HADİS kitapları var.Bunlar;Buhari,Müslim,Tirmizi,İbni mace,Ebudavud ve nesai.Bunlardan ülkemizde en çok okunan BUHARİ dir.Buhari de 2189 adet hadis var ve bunların %30 una yakını KUR’AN a ters düşüyor.Ne demek bu ? SAHİH değil demektir.Mevzu demektir.Eger KUR’AN ı bilmezseniz onu Allah’ın üniversitesinden öğrenmemişseniz bu hadislerin hepsini doğru zannederek hem kendinizi hem de başkalarını DALALETTE bırakarak onların da günahının bir kısmını yüklenirsiniz.

16 / NAHL - 25 : Liyahmilû evzârehum kâmileten yevmel kıyâmeti ve min evzârillezîne yudıllûnehum bi gayri ilm(ilmin), e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
Kıyâmet günü, onların kendi günahlarının tamamını yüklendikten başka, ilimleri olmaksızın dalâlette kalmasına sebep oldukları kimselerin günahlarından (da) yüklenmeleri için. Yüklendikleri şey ne kadar kötü, öyle değil mi?

   ŞİMDİ BAKALIM “SAHİHİ BUHARİDEN BİR KAC ÖRNEK HADİS’E”

6.cild 969.hadis; Sizden evvel ölen bir kişiyi melekler karşıladı ona,”sen dünyada bir hayır işledinmi?”dendi. O kişi,”ben tahsildarlarıma hep şunu söylerdim,”ödeyemeyenlerin üzerine gitmeyin iyi davranın mühlet verin”derdim.O zaman Allah onu affetti.Cennetine aldı.

7.cild 1086.hadis; O gün kulum sen bu günahı işledinmi? şu günahı işledinmi ? bunları bimiyormusun ? evet der o zaman gir cennete denir.

9.cild 1408.hadis; Kefen hırsızı biri”öldüğümde beni yakın ve rüzgarın kuvvetli olduğu bir günde denize savurun der”varisleri de öyle yapar sonra Allah ın huzurunda Allah ona sorar “neden böyle söyledin diye” o kişi derki “yarabbi senden koktum”der o zaman Allah onu affetti.

   Bu rivayetlerin doğruluğuna beraberce karar verelim.

1.Henüz kıyamet kopmadığı için cennet cehennem söz konusu değil.

2.Allah’ın davetine icabet etmedikce (Allah’a ulaşma davetine) yeryüzündekilerle birlikte bir misli ilavesiyle verse kendini ateşten kurtaramaz.

13 / RAD - 18 : Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bih(bihî), ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Rab'lerine (Rabbinin emrine) icabet edenler için en güzeli vardır. Ve O'na icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı daha onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar; onlar için hesabın kötüsü var. Ve onların barınacağı yer, cehennem; ne kötü bir döşektir.

3-Orada hiç kimseye sual sorulmaz herkesin yaptıkları “filmler olarak” kendisine gösterilir.

36 / YASİN - 65 : El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

 Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.

50 / KAF -21- 22 : Ve câet kullu nefsin meahâ sâikun ve şehîdun. Lekad kunte fî gafletin min hâzâ fe keşefnâ anke gıtâeke fe besarukel yevme hadîdun.

Ve bütün nefsler beraberinde bir saik (hayat filmini çeken) ve bir şahit ile gelir (Allahû Teâla buyurur): “Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. İşte senden perdeni kaldırdık. Artık bugün senin görüşün keskindir.”

17 / İSRA – 13-14 : Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren). Ikra’kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta oynayan hayat filmini) çıkarırız. Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete

30 / RUM - 57 : Fe yevmeizin lâ yenfeullezîne zalemû ma’ziratuhum ve lâ hum yusta’tebûn(yusta’tebûne).
O zaman izin günü (kıyâmet günü), zalimlere mazeretleri (özürleri) fayda vermeyecek. Ve onlardan (Allah'ı) razı etmeleri de istenmez.

77 / MURSELAT – 35-36 : Hâzâ yevmu lâ yentıkûn(yentıkûne). Ve lâ yu’zenu lehum fe ya’tezirûn(ya’tezirûne).
Bu, (yalanlayanların) konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara izin verilmez ki, özür beyan etsinler.

28 / KASAS - 66 : Fe amiyet aleyhimul enbâu yevme izin fe hum lâ yetesâelûn(yetesâelûne).
İzin günü artık onlara haberler (amel defterleri, rakamlı kitap) kapanmıştır. Bundan sonra onlara sorulmaz (sorgulanmazlar).

 

23 / MU'MİNUN – 102-103 : Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir. Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

   Bunlar sadece 3 tanesi daha neler var hal böyleyse,”bunlarla tefsir edilen veya meallendirilenler de”şu anda içinde bulunduğumuz toplumu meydana getirmiştir.Osmanlı,dünyada enaz suçların işlendiği ülkelerin başında gelirken bu gün ülkemiz “dünyada ençok suç işlenenlerin başında” geliyor.AYİNESİDİR KİŞİNİN İŞİ LAFA BAKILMAZ.Bu hadis kitaplarında yazılı olanların da kendi aralarında ZIT OLANLARI var.

Müslim-zühd,Müsnedi Ahmet-3/12,21,33

Benim hadislerim tartışılacaktır.Bu durumda KUR’AN a bakın,benden zuhur eden hiçbir söz KUR’AN a ters düşemez.Benden KUR’AN dışında hiç bir şey yazmayın.Kim benden KUR’AN dışında bir şey yazmışsa imha etsin.

  Bir taraftan peygamber efendimizin ŞEFAATI kıyamette gecerli olacak deniyor,diğer tarafta “peygamber efendimizin kendi kızına,halasına,sülalesine ve diğer yakınlarına yardım (şefaat) edemiyeceği acıklanıyor.Tezatlarla dolu olan HADİSLER açıklamaya muhtac iken KUR’ANIN acıklaması nasıl onlarla yapılabilir ?

   Buhari,rikak/52 ve Müslim,iman/302 ta peygamber efendimizin şefaatıyla cennete girileceği açıklanıyor.Ama Buhari,8.cild 1170 hadiste;

Buhari 8/1170 ; Ey Kureyş,ey İbni Muttalip,ey Menamoğulları .ey Halam Safiye ,eyKızım Fatıma. Nefsinizi Allah’ın azabından koruyunuz. Ben size olan AZABI gideremem.

 

    O zaman kimin öğretisiyle yapılan “kur’an tefsiri veya mealleri”gecerli olacak ? Muhakkakki ALLAH’IN

Kur’anı Allah öğretir.

55 / RAHMAN – 1-2-3-4 : Er rahmân(rahmânu). Allemel kur’ân(kur’âne).
Halakal insân(insâne). Allemehul beyân(beyâne).
(O) Rahman'dır. Kur'ân'ı, O öğretti. İnsanı, O yarattı. Ona, beyanı (idrak edip ifade etmeyi ve açıklamayı) O öğretti.

Kimlere öğretir ? –Peygamberlere ve onların olmadığı dönemlerde kavim resullerinden sectiği devrin imamlarına.

75 / KIYAME – 16-17-18-19 : Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî. İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu. Fe izâ kara’nâhu fettebi’kur’ânehu. Summe inne aleynâ beyânehu.
O'na (Kur'ân-ı Kerim'i ezberlemeye), acele ederek, O'nunla (Cebrail (A.S) ile beraber) dilini hareket ettirme. Muhakkak ki O'nun toplanması ve okunması Bize aittir. Öyleyse O'nu okuduğumuz zaman, artık O'nun (Kur'ân'ın) okunuşuna tâbî ol. Sonra O'nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir.

SAİD-İ NURS-İ HAZRETLERİ 11.ŞUA 9.MESELE

 

Kur'an-ı Sübhanî ki, herbir âyet-i tekviniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu'cize hükmündedir. Ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve manidar nakışlarla tezyin edilmiş bir mescid-i Rahmanîdir ki; herbir köşesinde bir taife, bir nev' ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halkeden bir Allah, bir Mabud-u Bilhak, o kitab-ı kebirin manalarını ders verecek üstadları ve o Kur'an-ı Samedanî'nin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin.. ve o mescid-i ekberde hadsiz tarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin.. ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüzbin hâşâ!

   HEM NEBİ RESULLER(peygamberler) HEM VELİ RESULLER (peygamber olmayan) insanlara kur’anı TİLAVET ederler (açıklarlar) ve kendilerine tabi olanlara öğretirler.

43 / ZUHRUF - 29 : Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn(mubînun).
Hayır, ben onları ve babalarını, onlara Hakk (Kur'ân) ve O'nu açıklayan bir resûl gelinceye kadar metalandırdım.

27 / NEML - 92 : Ve en etluvel kur’ân(kur’âne), fe menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe kul innemâ ene minel munzirîn(munzirîne).
Ve "Kur'ân'ı okumakla (emrolundum). Kim hidayete ererse, o taktirde sadece kendi nefsi için hidayete erer. Ve kim dalâlette kaldıysa, o zaman Ben sadece inzar edenlerdenim (uyaranlardanım)." de.

18 / KEHF - 27 : Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
Sana, Rabbinin Kitab'ından, vahyolunanı oku! O'nun kelimesini değiştirecek yoktur. Ve O'ndan (Allah'tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur).

7 / A'RAF - 35 : Yâ benî âdeme immâ ye’tiyennekum rusulun minkum yekussûne aleykum âyâtî fe menittekâ ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar.

14 / İBRÂHÎM - 4 : Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.

   Peygamber efendimizin okuma yazması yoktu ama sahabenin içinde okuma yazması olanlar vardı ve araptı kur’an da arapca idi eger yukarıda bahsedildiği gibi “arapca diline vakıf olanlar kur’anı anlayabilselerdi peygamber efendimizin acıklamasına ve onlara kur’anı öğretnesine ne gerek vardı”işte ayet çok acık .

   2 / BAKARA - 151 : Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

3 / AL-İ İMRAN - 164 : Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O'nun (Allah'ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler.

62 / CUMA – 2-3 : Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin). Ve âharîne minhum lemmâ yelhakû bi him, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz'dir (üstündür), Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

28 / KASAS - 59 : Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn(zâlimûne).
Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık.

   Bu resullerden kimler öğrenir ve başkalarına da öğretir ? –Ululelbab yani daimi zikrin sahipleri,hikmet sahipleri,tezekkür ehli olanlar.

   Peygamber efendimiz buyuruyor;”İçinizde en hayırlınız kur’anı öğrenen ve öğretendir.”İnne hayrukum men taallemel kur’ane ve allemehu.

            Sahihi Buhari 11.cild 1775.1776.hadis

   Bu hadisişerifteki “kur’anı öğrenip öğretmek” mahrecitle tecvititle kıraat değil “Allah’ın üniversitesinde Allah ın tayin ettiği profesörlerden (resullerden) öğrendiği ilmi insanlara öğreten MÜRŞİDLERDİR yani ululelbab olanlardır.

14 / İBRÂHÎM - 52 : Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve li ya’lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li yezzekkere ûlul elbâb(elbâbi).
Bu (Kur'ân-ı Kerim), O'nunla uyarılmaları ve O'nun (Allah'ın) tek bir İlâh olduğunun bilinmesi ve ulûl'elbabın (sırların sahiplerinin) tezekkür etmesi için insanlara bir açıklamadır.

38 / SAD - 29 : Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârekun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ûlul elbâb(elbâbi).
Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, âyetleri ile tedbir alsınlar ve ulûl'elbab tezekkür etsin diye.

40 / MU'MİN – 53-54 : Ve lekad âteynâ mûsel hudâ ve evresnâ benî isrâîlel kitâb(kitâbe). Huden ve zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
Ve andolsun ki Musa'ya hidayet verdik. Ve Benî İsrail'i, kitaba varis kıldık.Ulûl'elbab için hidayet ve zikir olarak.

 

65 / TALÂK - 10 : E addallâhu lehum azâben şedîden fettekûllâhe yâ ulîl elbâb(elbâbi), ellezîne âmenû, kad enzelallâhu ileykum zikrâ(zikren).
Allah onlar için çok şiddetli azap hazırladı. Ey âmenû olan ulûl'elbab! Öyleyse Allah'a karşı (daha üst takva ile) takva sahibi olun. Allah size zikri (Kur'ân'ı) indirmiştir.

37 / SAFFAT - 3 : Fet tâliyâti zikrâ(zikran).
Zikrederek (Kur'ân) tilâvet edenlere (okuyanlara) (andolsun).

3 / AL-İ İMRAN - 7 : Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih(te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbi olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkur edebilir).

   Peygamber efendimiz buyuruyor;Hükemanın meclislerinde bulunun “yağmurun ölü toprakları yeşerttiğigibi size de hayat verir”

   Bunlar;Hikmet sahipleri,sadıklar yani irşad makamıdır.

49 / HUCURAT - 15 : İnnemel mû’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâh(sebîlillâhi), ulâike humus sâdikûn(sâdikûne).
Mü'minler ancak onlardır ki, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne îmân ettiler. Sonra da şüpheye düşmediler. Ve malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, onlar sadıklardır.

2 / BAKARA - 269 : Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir, ulûl'elbabtan başkası tezekkür edemez.

9 / TEVBE - 119 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe ve kûnû meas sâdikîn (sâdikîne).
Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.

29 / ANKEBUT - 49 : Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl ilm(ilme), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illez zâlimûn(zâlimûne).
Hayır O (Kur'ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sînelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.

   Herkes her sualin cevabını bu kişilerden öğrenecektir.Çünkü bunlar her an Allah ile tezekkür edebilenlerdir.

16 / NAHL - 43 : Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve Biz, senden önce, kendilerine vahyettiğimiz ricalden (erkeklerden) başkasını (resûl olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o taktirde zikir ehline sorun!

21 / ENBİYA - 7 : Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

    Allah’uteala bu kişilerin sohbetlerinden gercekleri idrak ederek Allah’a ulaşmanın “var ve farz olduğunu kendilerinin de mutlaka Allah’a ulaşmarı gerektiğini”kalblerinde oluşturdukları takdirde hacet namazı kılarak mürşidlerine tabi olmalarıyla Kur’anı öğrenmeye hak kazanacaklardır o zaman kur’an onlara kolaylaştırılacaktır.

   Bu gerceği kimler idrak eder ?

  -Allah’a yönelmiş o na istikametlenmiş onunla beraber olmak istiyenler dünyaya fazla meyletmeyenler.

81 / TEKVİR – 25-26-27-28 : Ve mâ huve bi kavli şeytânin recîm(recîmin). Fe eyne tezhebûn(tezhebûne). İn huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne). Li men şâe minkum en yestekîm(yestekîme).
Ve O (Kur'ân), taşlanmış şeytanın sözü değildir. Öyleyse siz nereye gidiyorsunuz? O sadece âlemler için bir zikirdir. O, içinizden, istikamet üzere olmak (Allah'a yönelmek) isteyen kimse içindir.

  -Allah’a karşı haşyet duyanlar “Allah’ın kendi üzerlerindeki sevgisinin azalacağından korkarak hareketlerini düznlemeye çalışanlar” Yani “Allah’ın rızası hilafına bir harekette bulunmamaya calışanlar.”

20 / TAHA – 2-3 : Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ. İllâ tezkireten li men yahşâ.
Kur'ân'ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik. Huşû sahiplerine zikir (öğüt) olsun diye.

87 / A'LÂ – 9-10-11-12 : Fe zekkir in nefeatiz zikrâ. : Seyezzekkeru men yahşâ. Ve yetecennebuhel eşkâ. : Ellezî yaslen nârel kubrâ.
O halde, eğer zikir fayda verecekse zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah'a karşı huşû duyan kişi zikir yapacaktır (ve tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak.

35 / FATIR - 18 : Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah'adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah'a döner, ulaşır).

36 / YASİN – 10-11 : Ve sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne). İnnemâ tunziru menittebeaz zikre ve haşiyer rahmâne bil gayb(gaybi), fe beşşirhu bi magfiretin ve ecrin kerîm(kerîmin).
Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler). Sen sadece zikre tâbî olanı ve gaybte Rahmân'a huşû duyanı uyarırsın. Öyleyse onu mağfiret ile (günahların sevaba çevrilmesiyle) ve "kerim ecir" ile müjdele.

79 / NAZİAT – 43-44-45 : Fîme ente min zikrâhâ. İlâ rabbike muntehâhâ. İnnemâ ente munziru men yahşâhâ.
Sende onun zikrinden (başka) ne var (onun beyanından başka bir bilgin yoktur). Onun sonu, Rabbinedir. Sen sadece, O'na huşû duyan, O'ndan korkanlar için bir uyarıcısın.

54 / KAMER – 17-22-32 : Ve lekad yessernel kur’âne lîz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, Kur'ân'ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı?

17 / İSRA - 41 : Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû, ve mâ yezîduhum illâ nufûrâ(nufûren).
Ve andolsun ki Biz, tezekkür (idrak) etsinler diye, bu Kur'ân'da tekrar tekrar (hakikatleri) açıkladık. Oysa bu (açıklamalar), nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı.

   Kimler kur’anın ayetlerini idrak edemezler,ona itibar etmeyip onun dışında bir şeylere tabi olmak isterler veya yalanlarlar ?

10 / YUNUS - 15 : Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne lâ yercûne likâena'ti bi kur'ânin gayri hâzâ ev beddilh(beddilhu), kul mâ yekûnu lî en ubeddilehû min tilkâi nefsî, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyy(ileyye), innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
Ve onlara âyetlerimiz, delillerle okunduğu zaman Bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur'ân getir veya O'nu değiştir.” De ki: “O'nu, kendi nefsimden (bir şey) ilka ederek benim değiştirmem olamaz. Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbî olurum. Şâyet Rabbime asi olursam muhakkak ki ben, büyük günün azabından korkarım.”

2 / BAKARA – 170-171 : Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne). Ve meselullezîne keferû ke meselillezî yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi? O inkâr edenlerin (kâfirlerin) hali, haykırması sebebiyle bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen (anlamayan) kimsenin durumu gibidir. (Onlar) sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden onlar akıl edemezler (idrak edemezler).

31 / LOKMAN – 20-21 : EE lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin). Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ vecednâ aleyhi âbâenâ, e ve lev kâneş şeytânu yed’ûhum ilâ azâbis saîr(saîri).
Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah'ın size musahhar (emrinize amade) kıldığını görmediniz mi? Ve sizin üzerinizdeki görünen ve görünmeyen (açık ve gizli) ni'metlerini tamamladı. Ve insanlardan bir kısmı (hâlâ) ilmi, bir hidayete erdiricisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, Allah hakkında mücâdele ederler. Ve onlara "Allah'ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbî olun!" denildiği zaman: "Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (putlara) tâbî oluruz." dediler. Ve şeytan onları, alevli ateşin (cehennemin) azabına çağırıyor olsa da mı?

5 / MAİDE - 104 : Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'ân'a) ve Resûl'e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (din) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi...?

18 / KEHF – 56-57 : Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), ve yucâdilullezîne keferû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka vettehazû âyâtî ve mâ unzirû huzuvâ(huzuven). Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâh(yedâhu), innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakren) ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebedâ(ebeden).
Biz, resûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfirler (ise) hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ederler. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay (konusu) ederler. Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onları hidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen asla hidayete eremezler.

30 / RUM – 58-59 : Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli mesel(meselin), ve le in ci’tehum bi âyetin le yekûlennellezîne keferû in entum illâ mubtılûn(mubtılûne). Kezâlike yatbaullâhu alâ kulûbillezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve andolsun ki, bu Kur'ân'da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: "Siz sadece bâtılla uğraşan kimselersiniz." derler. Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle tabeder (mühürler).

6 / EN'AM - 38 : Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).
Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab'lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

7 / A'RAF – 52-53 : Ve lekad ci'nâhum bi kitâbin fassalnâhu alâ ilmin huden ve rahmeten li kavmin yu'minûn(yu'minûne). Hel yanzurûne illâ te'vîleh(te'vîlehu), yevme ye'tî te'vîluhu yekûlullezîne nesûhu min kablu kad câet rusulu rabbinâ bil hakk(hakkı), fe hel lenâ min şufeâe fe yeşfeû lenâ ev nureddu fe na'mele gayrellezî kunnâ na'mel(na'melu), kad hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne)

 Ve andolsun; onlara bir kitap getirdik ve âmenû olan bir kavim için onu rahmet ve hidayet(e erdiren) olarak bir ilim üzerine ayrı ayrı açıkladık. Onlar sadece onun tevîline (yorumuna) mı bakıyorlar. Onun tevîlinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar: “Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir. Artık bize şefaat edecek şefaatçiler var mı ki; bize şefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüş olsaydık, yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık.” derler. Nefslerini hüsrana uğrattılar. Ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldılar.

   Ayetlerden gafil olanlar

10 / YUNUS – 7,8 : İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

7 / A'RAF - 146 : Seasrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîl(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).
Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

   Yalanlayanlar

6 / EN'AM - 39 : Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ summun ve bukmun fîz zulumât(zulumâti), men yeşâillâhu yudlilhu, ve men yeşe’ yec’alhu alâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah (dilediğini) kimi dilerse onu dalâlette bırakır. Ve kimi dilerse onu, Sıratı Mustakîm (Allah'a ulaştıran yol) üzerinde kılar.

22 / HAC - 51 : Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike ashâbul cehîm(cehîmi).
Ve âyetlerimiz hakkında onları aciz bırakma gayretinde olanlar, işte onlar, ashabı cehîm (cehennem ehli)dir.

6 / EN'AM - 33 : Kad na’lemu, innehu le yahzunukellezî yekûlûne fe innehum lâ yukezzibûneke ve lâkinnez zâlimînebi âyâtillâhi yechadûn(yechadûne).
Onların söylediklerinin mutlaka seni mahzun ettiğini biliyorduk. Fakat muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Lâkin zalimler, Allah'ın âyetleri ile cihad ediyorlar.

30 / RUM - 10 : Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra fenalık yapanların akıbetleri, Allah'ın âyetlerini tekzip etmeleri (yalanlamaları) ve onunla alay etmiş olmaları sebebiyle çok kötü oldu.

   Bütün bu gercekler ortada olduğu halde hala aksini iddia edenler için söylenecek bir söz bulmak zor olsa gerek.Peygamber (sav) efendimiz ve sahabe hayatlarına neyi tatbik ederek engüzeline ulaşmışlar acaba ?

   Kur’anın emrettiği 7 safha da 4 teslimi gercekleştirerek

   1.safha;Peygamber efendimiz,ayetleri tilavet ederek (açıklayarak) hidayeti yani Allah’a ulaşmayı anlatmış ve sahabe ondan esinlenerek “sabah akşam Allah ın zatını istemeye başlamış”

18 / KEHF – 27,28: Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden). Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Sana, Rabbinin Kitab'ından, vahyolunanı oku! O'nun kelimesini değiştirecek yoktur. Ve O'ndan (Allah'tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur). Sabah akşam, O'nun Vechi'ni (Zat'ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!

EN'AM – 51,52 : Ve enzir bihillezîne yehâfûne en yuhşerû ilâ rabbihimleyse lehum min dûnihî veliyyun ve lâ şefîun leallehum yettekûn(yettekûne).Ve lâ tatrudillezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vecheh(vechehu), mâ aleyke min hısâbihim min şey’in ve mâ min hısâbike aleyhim min şey’in fe tatrudehum fe tekûne minez zâlimîn(zâlimîne). Ve Rab'lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O'ndan (Allah'tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar. Ve sabah akşam, Rab'lerinin Zat'ını dileyerek dua edenleri kovma.Onların hesabından senin üzerine, senin hesabından onların üzerine bir şey yoktur. Artık onları kovarsan, o zaman sen zalimlerden olursun.

   Sonunda Allah’a ulaşmayı dilemişler ve 1.safhayı gercekleştirmişler.Allah’ın kulu olmuş ve şirk ten kurtulmuşlar.

39 / ZUMER - 17 : Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

   2.Safha;Hehsi kainatın enbüyük mürşidine tabi olmuşlar.

7 / A'RAF - 157 : Ellezîne yettebiûner resûlen nebiyyel ummiyyellezî yecidûnehu mektûben indehum fît tevrâti vel incîli ye’muruhum bil ma’rûfi ve yenhâhum anil munkeri ve yuhıllu lehumut tayyibâti ve yuharrimu aleyhimul habâise ve yedau anhum ısrahum vel aglâlelletî kânet aleyhim, fellezîne âmenû bihî ve azzerûhu ve nasarûhu vettebeûn nûrellezî unzile meahu ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma'ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O'na îmân ettiler ve O'na saygı gösterdiler ve O'na yardım ettiler ve O'nunla beraber indirilen Nur'a (Kur'ân-ı Kerim'e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.

   3.Safha 1.teslim;Hepsinin ruhu Allah’a ulaşmış ve hidayete ermişler.

7 / A'RAF - 158 : Kul yâ eyyuhen nâsu innî resûlullâhi ileykum cemîanillezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), fe âminû billâhi ve resûlihin nebiyyil ummiyyillezî yu’minu billâhi ve kelimâtihî vettebiûhu leallekum tehtedûn(tehtedûne).
De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah'ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve O'nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah'a ve O'nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O'na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.”

39 / ZUMER - 18 : Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

   4.Safha 2.teslim;Hepsi fizik vücutlarını da Allah’a teslim etmişler.

3 / AL-İ İMRAN - 20 : Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

   5.Safha 3.teslim;Hepsi nefs lerini de Allah’a teslim etmişler ve uluelbab olmuşlar.

39 / ZUMER - 18 : Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

2 / BAKARA - 136 : Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin ki: “Biz Allah'a, bize indirilenlere, İbrâhîm'e İsmail'e, İshak'a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab'leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O'na teslim olanlarız.”

   6.Safha;Hepsi irşad’a ulaşmışlar ve muhlislerden olmuşlar.

49 / HUCURAT - 7 : Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).
Ve aranızda Allah'ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

2 / BAKARA - 139 : Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

   7.Safha 4.teslim;Hepsi enüst seviyede takvaya ulaşmışlar iradelerini de Allah’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınmışlar.

3 / AL-İ İMRAN - 102 : Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).
Ey âmenû olanlar, Allah'a karşı “O'nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah'a) teslim olmadan ölmeyin!

9 / TEVBE - 100 : Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ıhsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

   Bu seviye onların dünya hayatının bütününü mutlulukla gecirmesini ahret hayatında da adn cennetlerinin sahibi olmasını sağlamıştır.

3 / AL-İ İMRAN - 119 : Hâ entum ulâi tuhıbbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tû’minûne bil kitâbi kullih(kullihi), ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
İşte siz(müminler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îman edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca "biz iman ettik " dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uclarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizden ölün." Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.

   Peygamber efendimiz onlar için,”benim sahabem gökteki yıldızlar gibidir hangisine tabi olursanız sizi hidayete erdirir “buyuruyor.

   Peygamber efendimiz ve sahabe “bizim için Ahsen bir örnek ise ve onlar hayatlarına KUR’ANI tatbik etmişler ve bu hale gelmişlerse bizim de onun varislerinin açıkladığı kur’anı hayatımıza tatbik ederek 7 safhada 4 teslimi gercekleştirmemiz farz değimli ?

 

***Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Şüphesiz insanlar içinde Ehlullah (Allah dostları) olanlar vardır” buyurdu. Kendisine: “-Ey Allah’ın Peygamberi (s.a.v.) onlar kimlerdir?” diye soruldu. Peygamberimiz Aleyhisselam: “Onlar, Ehli Kur’an olanlardır; Ehli Kur’an olanlar, aynı zamanda Ehlullah’tır. Ehlullah Allah(c.c.) katında özel konumu olanladır.”(İbni Maceh 1/250; Ahmed, Müsned 24/277;)

    Müslim.1067

Şüphesizki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir.Onlar KUR’AN okuyacaklar,fakat KUR’AN ın feyzi onların boğazlarından gecmeyecektir.Yalnız dilde kalacaktır.Nitekim onlar,okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar bir daha da o na dö

nemeyeceklerdir.İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü olanlardır.

   Buhari.9.cild.1409.                                                                                                                     Benden sonra NEBİ GELMEYECEKTİR.alimler gelecek,Halifeler gelecek onlara tabi olan bana olmuştur.Onlara asi olan bana asi olmuştur.

 

    Sahihi Müslim,Müsnedi Ahmet.

Kim zamanın imamına arif olmazsa cahiliyet adetleriyle ölmüş olur.

   Allah hepinizden razı olsun FERHAT BAŞTUĞ “www.ferhatbastug.com”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile