Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

İRADE TESLİMİ
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

lale4Bismillahirrahmanirrahiym

Bayazid Bestami K.S.Eserin adi:Islam Tasavvufunun Özü 

Nefsimden siyrilip cikdim, yilanin kendi derisinden siyrilip ciktigi gibi.Sonra dönüp nefsime baktim ne göreyim "Ben oyum" Beser camurdan yaratilmisdir maddi varligi yine aslina dönmüstür. Ruh ise Allahin emiri cümlesindendir Allahdan gelmisdir ve yine ona dönecektir.Ruh beden sehrinde bir sure hapsedilmisdir Allahin emrinden oldugu icin varlik aleminin esrarini kendinde tasiyor demektir Insan ölmeden evel ölme sirrina Erince Hapis bulunan Ruh mana ve meleküt aleminde ibresini dolastirma imkani bulmus olur ve iste ozaman kainattaki kendi yerini görür (Allahin Zati) "Birinci defa hacc ettigimde Beytullahi gördüm.Ikincisinde Beytullahin sahibini gördüm.



Ücüncü defa ne beytullahi nede sahibini gördüm.Kul ubudiyet manasi üzere ne zaman amel edici olur? Kendine ait bir iradesi olmadigi zaman.Mügmünün nefsi yoktur cünkü o nefsini Allaha satmisdir.Bu kez Allahdan gelen ve ona dogru yol alan Ruh kanatlanir ehadiyyet emriyle varlik alemine indigi icin yine o emirle ehadiyyete döner. Aslina yaklasdigi icin gövdesi ehadiyyete bürünür ebediyet kanatlariyla seyrine devam eder.Melekut aleminde uzun mesafeleri milyonlarca defa kat ettikden sonar KURBIYETI ILAHIYEYE MAZHAR OLUR.

 

  • ***Ey talib-i hakikat,selamet yolunun arkadaşını bulmak istersen,sefer-i dünyada bir mürşid-i kamil ara ki sana selamet bahşeden bir yolu göstersin ve bu cihanın sayısız olan afet,korku ve tehlikelerden seni kurtarsın.(Abidin Paşa hz. dış işleri bakanlığı yapmış
  • abdülhamid devrinde
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/Abidin_Pa%C5%9Fa)

 

.evliyaullaha intisap etmek nusret ve saadet bulmaktır.

http://www.belgeler.com/blg/1xnb/abidin-paa-1259-1843-1324-1906-nin-mesnevi-erhi-ve-tasavvufi-dnceleri-abidin-pasha-1259-1843-1324-1906-commentary-of-mathnawi-and-mystic-thougts

hocam necm 3-4 ayeti gibi bir sözü var velilerle ilgili;
peygamberlerin ve velilerin irade ve işleri sırf ibadet ve saadet vesilesidir.zira söz ve fiileri,kendi heva ve heveslerinin eseri değildir.sayfa 142 zira Allah dostlarına müracaat,Allah Teala'ya müracaatır sayfa 144

o yüce zümre kendilerinden söz ve kelam etmeyip Hak tealadan kalp ve akıllarına her ne tecelli ederse onu işlerler,onu söylerler.

 

 

 

İmamı Rabbani (Türkiye Gazetesi Dini Terimler sözlüğü)

Onlar (MÜRŞİD’LER),nihayete (SALAH MAKAMINA) erişip Allah’utealaya teveccüh eden VELİ kavuşmak ve batını ile görmek zevkleri içindedir.Rücu eden ise,her an ALLAH’UTEALANIN İRADESİ İLE HAREKET EDER.Kendi iradesi yoktur.

 

Allah’ın saadeti gönlüme doğdu. İradem elimden gitti. Aklım vuslat güneşine yöneldi.”
İMAM GAZALİ HZ

19. Makale

AHDİ YERİNE GETİRMEK, SÖZDEN DÖNMEMEK

Henüz iman bakımından olgunlaşmadığın ve yakin hali hali yönünden hakikate ermediğin bir zamanda; bir kimseye her hangi bir şeyi vaad edersen sakın dönme; ta ki; imanın yokluğa gömülmesin ve yakin halin elinden gitmesin.

İmanın kalbinde kuvvetlendiği, yakin halin de hakikate erdiği zaman, sana manen şu hitap gelir:

- "Sen bugün bizim devletimizde kararlı ve eminsin."

Bu hitap sana tekrar tekrar ve her tekrarında ayrı bir şekilde söylenir...

Sen artık bu hallerden sonra seçkin olursun, belki daha üstün. Varlığın Hak varlığına kavuşur, iraden kalmaz. Aradığın her şeyi sende bulursun. Hayrete düşecek acaiplik görmezsin. Bu hallerin hiç biri seni şaşırtmaz... Ne, gördüğün Hak’ka yakınlık gözlerini kamaştırır, ne de bulunduğun derece seni hayrete düşürür.

Himmetin yükseldikçe yükselir, maddi varlığın akar gider. Dileğini Hak’ka teslim edersin, yaratılmış şeylere değil. Gönlünü onların sahibine verirsin. Ne dünya ne de ahiret, hiç birini arzu etmezsin. Gönlünü mevlaya verir, kalbini O’ndan gayri her şeyden temizlersin. Çünkü; Allah’ın rızasına kavuştun; cennetine vaat aldın... Netice: Hak işlerdeki manevi tecelliyi anladın ve onlardan hoşlandın... İşte, bu in’am(++) ve ihsanlar imanından dolayı sana yapılıyor.

Anlattığımız hallerden birine erdiğin vakit, en ufak şahsi şey düşünecek olursan öteye geçemezsin; düşünmezsen bir evvelki halin daha ilerisine, daha üstün ve güzeline kavuşursun. Evvelkinden hoşlanmaz öbürüne koşarsın... Sana bütün ilim ve anlayış kapısı açılır, bu sayede içinden çıkılmayacak en ince meseleleri çözersin. O meselelerdeki hikmet kapılarını açar, saklı iyilikleri meydana çıkarırsın...

(*) şikayet, hoşnutsuzluk, sızlanma
(**) sakınma, korunma, kaçınma
(+) savaş, birbirini öldürme
(++) nimet verme, iyilik yapma

 

 

16. Makale

Seni Allah’ın fazlından ve her işe, O’nun nimetini görerek başlamaktan ne alıkoydu?.. Ancak seni bu hale koyan, haliki bırakıp mahluka güvenmen olmuştur. Yaratanı unuttun; yaptığın kara güvendin, mevla seni nimetlerini görmekten mahrum etti.

Halk seni, Peygamberin çalıştığı gibi çalışıp helal yemekten alıkoyuyor. Sen bu halle kaldıkça, onlardan iyilik bekledikçe, kapılarına gidip ihsan ümit edip dilendikçe, müşrik sayılırsın. Allah-ü Taâla, seni bu halinden dolayı helal yemekten mahrum eder. Helal kazançtan, Hak’ka güvenerek çalışmaktan, seni geri koyar, azarlar.

Sonra... Hele bir zaman halkı bırak. Yaptığın büyük günahtan dön. Helal kazan, helal ye. Yaptığın işlere güvenme, Allah’ın fazlını gör. Allah’ın sana verdiği ihsanı unutma. O’nun ihsanını unutursan yine şirk yolunu tutmuş olursun. İlki kadar büyük olmaz, ama yine de şirktir. Bir gün büyür. Hafi iken, açık ve büyük şirk olur.

Bu haline de tövbe et, şirkin bu derecesini de kaldır. Kar ına, kesbine(*) güven, ama asıl kuvvet vereni gör. Bu işleri sana kolaylıkla yaptırana ve sebepleri yaratana bağlan, seni her hayra muvaffak eder. Çünkü her hayra O götürür, rızık O’nun elindedir.

Sen devam et, yani O’na güven, rıskını O’ndan bil; nasibini çeşitli yollardan sana gönderir. Bazen seni halka gönderir istetir ama bu senin için bir iptila, yada riyazet nevinden bir şey olur. Bu halde çok dikkatli olmak lazım gelir. Bazen de rıskını, sana bir mükafat olarak, vasıtaları göstermeden, onları hakiki sebep göstermeden gönderir. Sen de rahatça O’na dönersin. O’nun kudreti önünde tazimle eğilirsin. Bu kere perde kalkar O’nun fazlını görürsün. Mevla sana bir doktordan daha çok, mizacına uyanı fazlı ve ihsanı icabı verir. Bunları yapmakla seni kötü huylardan muhafaza eder. Başkasına meyil etmekten esirger. Nihayet sana verdiği güzel, büyük nimetlerle gönlünü alır.

Kalbinden cümle kötü istek, şehvet, matlup(**), mahbup(**) ... her ne varsa çıktığı zaman ve sende, O’nun arzusundan başka bir şey kalmadığı vakit, vereceği nimeti çok rahat verir.

Senin için gönderdiği bir rızkı, mutlaka sen alacaksın, başkası el süremez... Çünkü rızkın, senden başkasına nasip değildir. Şehvetini teskin için sana bir ihsan yapar, ihtiyacını onunla giderirsin. Ve sen bunları sana göndereni bilir, anlarsın. Bunları sana nasip edenin Hak olduğunu anlar, şükür yolunu tutarsın... Dolayısıyla irfanın artar, ilmin çoğalır. Allah seni halkın külfetinden uzaklaştırır. Ruhunu masivadan temiz tutmağa seni muvaffak eder.

Sonra kalbin nurlanır, hakiki ilimleri anlamaya kabiliyetin artar. Gönül gözün açılır, kalbin nurlanır. Hakka yakınlığın ilerler, tam o alemin malı olursun.

O manevi, büyük ilmin sırlarını muhafaza edebilecek hale gelirsen, sana rızık ne zaman ve ne vakit gelecekse bilirsin. Bu hal sana Allah’ın fazlı, keremi olarak verilir. Şanını ta’zim(+) etmek için bu hale getirilirsin. Netice olarak, bunların hepsi sana Allah’ın bir ihsanıdır. Allah-ü Taala bak bu manada neler buyuruyor:

- “Biz onların içinden işlerimizin hakikatına eren imamlar yaptık, sabrettikleri takdirde buna ererler. Onlar bizim ayetlerimize inanırlar.”

- “Yolumuzda gerçekten çalışanlara yollarımızı açarız.”

- “Allah’a karşı ittika(++) sahibi olunuz ki size öğrete.

Bu hallere erdikten sonra tekvin sıfatı tecellisi gelir. Açık bir emirle o işi yapmağa başlarsı. Bu emirde hiçbir şüphe yoktur. Güneş gibi açık meydandadır. Bu emir sana verilir ki;her tatlıdan daha hoş ve her güzelden daha tatlı... Bu vazifeyi yapmak için, sana gelen ilhamda karşılık bulunmaz. Bu ilham nefsin kirlerini eritir. Allah-ü Taala, peygamberlerine gönderdiği bazı kitaplarda şöyle buyurmuştur:

- “Ey Adem oğlu, ben öyle bir Allah’ım ki, benden başka ilah yoktur; ancak ben varım. Ben her neye ol desem, olur. Bana itaat et ki, seni de benim gibi kılayım; bir iş için ol; diyesin ola..”

Bu haller hayret edilecek haller değildir. Bunu peygamberler çok yapmıştır. Velilerin de bir kısmında bunlara benzeyen haller zuhura gelmiştir. Bazan havas tabakasına da bu vergi, Hak tarafından bir ihsan olarak verilmiştir...

 

 FÜTUH-UL GAYB (A.Kadir geylani Hz.)

Sf.16…Ne kendisi için ne de başkası için hiçbir hareket yapamaz.Hakk’ın işinden başka şey göremez.Gözü O’nu görür,kulağı ondan işitir.Böylece Hakk’ın çeşitli ilimlerini öğrenir.O’ndan işitir O’na yaklaşır.

Sf.45:Halbuki o veliler,yalnız mevlaya kul’durlar.Senin istediğin dünyadır,onlarınki,ukbadır.Sen yalnız bu dünyayı görürsün onlar ise “YERİ,GÖĞÜ VE SAHİBİNİ” görürler.Sen halk’a ünsiyet edersin,onlar daima HAK ile olurlar.

DERKEN ÖBÜR AKŞAM DA HAK CELLE VE TEALÂ’YI GÖRDÜM:

-Ey kulum, seni yeryüzünde seçkin kullarımdan kıldım… Bütün ahvâl ve harekâtında kendi ruhumla seni teyid ettim… Seni mahlûkatıma bir merhamet meş’alesi yaptım. Öyleyse ne duruyorsun? HAYDİ GİT ONLARA, İLÂHİ EMİRLERİMİ TEBLİĞDE BULUNARAK İRŞAD ET, sana ihsan ettiğim çeşitli kerametleri onlara göstermekten geri durma!” emrini verdi…

O gecenin sabahı durumu halka anlatmak için dışarı çıkınca halk başıma toplandı. Ve benden vaaz-ü nasihat istedi. İşte o gün bu gün hep onlara hikmetli sözler söyler, Allah’ın yolunu gösterir, mânevi alanda kemâl mertebesine ermeleri için çalışırım…” (CEVHERDEN GERDANLIKLAR, Hz. Abdulkadir Geylani’nin Menkıbeleri)

Peygamberimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor:

“Cenâb-ı Hak, bir kulunu sevince onun sevgisini bir çok insanların kalbine aktarır. Bunun semeresi, halkın ona ikram etmesi ve âlemin ona hürmet ve şefkat göstermesi olur. Dolayısıyla onu sevenler Allah’ı da severler, ona bağlananlar (tâbî olanlar) Allah’a yaklaşırlar. Hak Tealâ’nın kulun sıfatlarına olan sevgisinin eserleri ve semereleri ise, Allah’a yakın olanla yanında illiyyin makamına yükseliştir. Öğünme ve ikram nimetine erme ve ALLAH’I GÖREBİLMEDİR.” (MARİFETNÂME)

 

 

 

--------İRADE TESLİMİ-------------

DÖRDÜNCÜ KELİME : لَهُ الْمَلِك 15;

Yâni: Mülk umumen O'nundur. Sen, hem O'nun mülküsün, hem memlûküsün, hem mülkünde çalışıyorsun. Şu kelime, şöyle şifalı bir müjde veriyor ve diyor: Ey insan! Sen kendini kendine mâlik sayma. Çünki, sen kendini idare edemezsin. O yük ağırdır, kendi başına muhafaza edemezsin, belâlardan sakınıp, levâzımatını yerine getiremezsin...Öyle ise, beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr'dir, hem Rahîmdir. Kudretine istinad et, Rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safâyı bul...



Hem der ki: Mânen sevdiğin ve alâkadar olduğun ve perişaniyetinden müteessir olduğun ve ıslah edemediğin şu kâinat, bir Kadîr-i Rahîm'in mülküdür. Mülkü sahibine teslim et, O'na bırak; cefasını değil, safâsını çek. O hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder, çevirir. Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi: "Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme.

Orjinal Sayfa:200)

onuncu hüccet-i imaniye asa-yı musa 10. hüccet-i imaniye

 

Imam Gazalinin Dalaletten Hidayete adli kitabindan alintilar:
s.55:Namazin iftitah tekbiri yerine gecen anahtari ise kalbini Allahin zikriyle kaplamaktir. Onun nihayet ve sonucu tamamiyle kendinden gecip, ALLAH'IN AZAMETINDE FANI OLMASIDIR . Bu makam tarikatin baslangicinda meydana gelen irade ve calismasiyla sayilir. Yoksa fena makamı hakikatte tarikatın başlangıcıdır.Bu yola koyulanlar icin bundan evvel ki haller, sokak kapisi ile evin asil kapisi arasinda ki avlu mesabesindedir.
Imam Gazalinin Dalaletten Hidayete adli kitabindan alintilar:
Sufiye; Allah (c.c)ya hakkiyla kulluk vazifesini yapan Allahu Tealanin zikrine devam eden, nefsin istek ve arzularina muhalefet etmesini bilen ve dünya lezzetlerinden yüz ceviren, Allahu Tealaya SULÜK eden kimselerdir....
s.51-Benim yanimda acik olarak belli oldu ki ahiret saadeti ancak takva ile nefsi emmareyi arzu ve isteklerinden men etmekle mümkündür. Bütün bunlarin basi bir aldanis yeri olan dünyadan uzaklasip, ebedi olan ahirete baglanmak, bütün varlikla Allaha yönelip, kalbin dünya ile alakasini kesmektir. Bu da ancak san, söhret, mevki ve maldan yüz cevirmekle, seni mesgul eden dünya ile ilgili seylerden kacmakla mümkün olur.

 

***Onların zâhir ve bâtınlarındaki hareket ve duyguların hepsi, Nübüvvet kandilinin nûrundan alınmıştır. Yeryüzünde ise nübüvvet nurundan başka hidâyet rehberi, nûr kaynağı yoktur.” (El-munkizu min’ed-dalâl) İmamı Gazali hz lerini

 

NEFS TESLİMİ MEVLANA HZ.


İSLAMIN 5 SAFHASI NEFS TESLİMİ:

NEFSİ TESLİMİ:

• Bizi bu cüz'î akılda arama! Biz onun ask ovasına dalmısız, cüz'lerden kurtulmusuz.

• Ask delidir, ama biz delinin delisiyiz. Nefs-i emmare kötülükleri emrediyor. Biz onu emrimiz altına almısız.." (c. III, 1594)

NEFS TESLİMİ

(c. III, 1598)

• Sevgilinin bize misafir olarak geldigi gün, ne hos bir gündür. Gözümüz, onun güzel yüzünü görünce, bir güzellikler

diyarı olur.

• Gönlümüzde ayrılık derdi varsa, onun günes gibi parlak olan yüzünden o derde derman bulunur.

• 0, gönlümüzü nasıl incitmek isterse öyle incitir. Ne dilerse, biz, onu yaparız.

• Onun diledigini yapmak canımıza minnettir. Biz ona, canla, gönülle hizmet ederiz, o padisahın hizmetinde bulunuruz.

• Rahmetinin günesi, topragımıza vurunca, topragımızın bütün zerreleri, onun günesinin nuru içinde oynar durur.

• Kapkara zerrelerimizi onun nuruyla aydınlatırız. Sasırıp kalan gözlerimizi onun güzel yüzüyle aydınlatırız.

• Kupkuru bir dal halini alan bedenimizi, bir asa gibi onun ask Musa'sının eline veririz de, mücizeler gösterir, onu bir

ejderha yaparız.

• Dünyadaki bütün sasılacak seyler bize sassa yeridir. Çünkü, biz nefs Firavununu yakalar, onu îmran oglu Musa

yaparız.

• Ben yarım söyledim, sözümün gerisi bu söylediklerimden anlasılır ama, gizlilik günü söylemek üzere yarısını

gizleyeyim.

 

NASUH TEVBESİ:

(c.IV,1685)

• Ey çalgıcı! Su gazeli oku: Ben sevgiliden, her çesit gülden, her çesit dikenden vazgeçtim. Çünkü artık tövbe ettim.

• Bazen isime çok düskün olurum. Adeta isimin mesti olurum. Bazen mahmur olurum. Artık isten de, mahmurluktan

da vazgeçtim. tövbe ettim.

• Bogazıma kadar tövbe etmek suçuna gömülmüsüm. Tövbeden o kadar canım yandı ki, eskiden ettigim tövbelerden

de simdi tövbe ettim.

" Tövbe etmekten tövbe etmek ne demektir? Ariflere göre bir insanın: "Ben bu isi bir daha yapmayacagım." diye tövbe

etmesi, o kisinin kendinde bir güç, bir varlık hissetmesi anla-mına gelir. Ey zavallı insan! Sen kimsin ki: "Ben bunu bir daha

yapmayacagım." diyor-sun. Her sey Hakk'tan geldigine göre, senin bir yapma gücün var mıdır? Tövbe etmekten tövbe

etmek hali, bize ait degildir. Kamil insanlara aittir. Arifler, kamil insanlar, Hakk'ta fanî olduklan için, bıitiin isteklerinden,

bütiin iradelerinden kurtulmuslardır. Tamamıyla Hakk'a teslim olmuslardır. Bizim gibi insanların yaptıgı hatalardan tövbe

etmesi, o suçu bir daha islememek için ahitte bulunması ve Hakk'ın verdigi cüz'î iradeyi kullanması sart-tır. tnsanın isledigi

giitidhlardan tövbe etmesi, Kur'an-ı Kerîm'in bir çok yerlerinde emre-dilmektedir. Peygamber Efendimizin bir çok

hadîslerinde tövbe üzerinde durulmaktadır. Bu konu hassas bir konudur. Yanlıs anlasılmamalıdır. Peygamberler ve onlann

varisleri olan gerçek veliler niçin geldiler? Hepsi de cüz'î iradelerimizi kullanarak imana gelmemizi, günahlardan arınmamızı

emretmiyorlar mı?"

• Ey sarap satan, kadehi elime ver. Ben sıkılmayı bıraktım. Arlanmaktan tövbe ettim.

• Allah Allah! Ey çalgıcı! Ben yolumu sasırdım. Sen kendi yolunu, kendi isini iyi bilirsin. Çengi eline al da telleri üzerine

tövbe ettigimi çal!

• Düsünmekten, çare aramaktan gönlüm parça parça olmustu. Anladım ki çare, çaresizliktedir. Çaresiz tövbe ettim.

• Sen ay yüzünü göster de karanlık geceyi nurlandır, güzellestir! Ben o günahın zevkinden çok tövbe ettim.

• Tövbe vaktidir dedim. Bir çılgın asık bana: "Ben eski bir tövbe eden kisiyim, ben geçen sene tövbe ettim." dedi.

İRADE TESLİMİ:

SEHER VAKTİNDE ALLAH'U TELAYI GÖRÜŞ:

• Acaba seher rüzgarı onun güzel yüzündeki örtüyü kapıp aldıgı için mi gayb aleminden binlerce ay parlamaga Basladı

• Her halde gönül seher vaktinde onu manen görmüs olacak ki, o görüs yüzünden bugün mest bir haldedir(hz.mevlana.divan-ı kebir c.I, 423)

KAİNATIN İNSAN ŞEKLİNDE OLDUĞU:

• Ey Hak asıkı sus! Kainat gibi mest ol! Dön dur; sunu iyi bil ki,su gökler Allah askı ile mest olmus bir karnil insanın

aynı olmasalardı böyle dönüp dururlar mıydı? (hz.mevlana.divan-ı kebir c.I, 325)

ALLAH’I GÖRMEK:

 

• Basîret buragına binerek ask yoluna düsenler yani gönül gözlerini açarak yolculuga çıkanlar, bulutsuz ve tozsuz

olarak, o "Ay" yüzlü güzeli manen görürler. (hz.mevlana.divan-ı kebir c. II, 862)

 

 

• Aklım, fikrim günese, aya, yıldızlara benzer. Sayısız kanatlar açtı. Ben göklere yükseldim, ötelere gittim.

• Kutlulukla, neseyle manen onun cemalini, güzel yüzünü gördüm de, o sebeple iki gözüm de dünyayı ve ahireti

görmez oldu(hz.mevlana.divan-ı kebir c. II, 773)

İRADE TESLİMİ:

* Harfleri saymaksızın gönülde beliren sözlere dikkat et! Bu sözler nereden meydana geliyor? Sözlerin rengi yoktur,

fakat bu kainatta her seyi güzel, hos bir sekilde yaratan, her seyi akıl almaz bir halde tertip edenden bir sekle bürünüp

gelir. Aslında o sözler bizim degildir. Bizim ötemizde bulunan birisi o sözleri bize söyletiyor. (c. II, 1077)

İRADE TESLİMİ

224

Gönlümün içi de, dısı da O'dur. Bedenim de, can da, damar da, kan da bütün O'dur. Artık böyle

bir yere imansızlık ve iman nasıl sıgar? Bu halde, nasıl olur da benim varlıgım kalır? Ben artık

yokum, bütün varlıgım 0 olmustur

İRADE TESLİMİ:

390. Geceleyin zindandakilerin izndandan haberleri yoktur, sultana mensup davetliler, geceleyin devletten haberdar değildirler.

Ne gam var, ne kâr ve ne zarar düşüncesi.Ne bu filân kadının hayali, ne o filân erkeğin kuruntusu!

Ârifin hali , uyanıkken de budur, Tanrı”onlar uykudadırlar” dedi, bunu inkâr etme.

Onlar, gece gündüz dünya ahvalinden uykudadırlar;Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler.

Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır.

615. Sen beytin tefsirini Kur’an’dan oku Tanrı “Attığın zaman sen atmadın” dedi.

Biz bir ok atarsak, atış, bizden değildir. Biz yayız, o yayla ok atan Tanrı’dır.

Bu “cebir” değil, cebbarlığın mânasıdır. Cebbarlığı anış da, ancak Tanrı’ya tazarru ve niyaz içindir.

Bizim figanımız muztar ve kudretsiz olduğumuzun delilidir. Yaptığımızdan utanmamız da elimizde ihtiyar olduğuna delildir.

Yapıp yapmamada ihtiyarımız varsa utanma ne? Bu acıklanma, bu utanış, bu teeddüp ne?

İRADE TESLİMİ.

2000. Şu halde büyükler, bu sözü boş yere söylemediler: Temiz kişilerin cisimleri de, can gibi saftır.

Onların sözleri de nişanı olmayan ve bir kayda gelmeyen can olmuştur, nefisleri de, suretleri de.

Onlara düşman olanların canları ise sırf cisimdir. O düşman, tavla oyununda kırılmış zar gibi faydasızdır, ancak bir addan ibarettir.

İRADE TESLİMİ:

2560. Şehirli, nefsin hilesini, tenin düzenini ne bilsin? O ancak kalbe gelen vahiyle kahredilebilir.

Kim onun cinsiyse ona dost olur. Ancak şeyhin olan Davut müstesna!

Çünkü o varlığını tebdil etmiştir. Allah, kimi gönül makamına vâsıl ederse o kişide ten cinsiyeti kalmaz.

Halk, umumiyetle bu cihan içinde illetlidir. İllet, şüphe yok ki illete dosttur

İRADE TESLİMİ VAHİY
Aşık padişah,aşık fakir,nefes alamaz;
Haktan izin olmadıkça konuşamaz
Hak öğüdünü alan dünya arayamaz
Lamekanda Haktan dersler aldım ben işde
(Hoca Ahmet YESEVİ Hazretleri divanıhikmet17)

***Müridlerinkitabi:AbdulKadirGeylaniH.Z.
s.1047-Yüce Allaha karsi masiyet islemekten kendisini alir.Yüce Allahin kazasina razi olur. Herhalükarda Yüce Allahin emirlerini tercih eder. Allahin görmesinden utanir. Bütün gayretini, Allah sevgisine harcar. Hic durmadan, kendisini YÜCE ALLAH'A ULASTIRAN sebeblerin kucagina atar.
Rab’lerine vasıl oldukları(ULAŞTIKLARI) zaman edep, ilim ve hikmet öğrenirler. Çeşitli bilgilere vakıf olurlar. Yerde ve gökte Mevlâ’dan gayri bir şey olmadığını o dem öğrenirler. Veren, vermeyen, hareket ettiren ve sakin bırakan, O'ndan başkası değildir.

 

   Allah hepinizden razı olsun FERHAT BAŞTUĞ „www.ferhatbastug.com“

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile