Bilgi

Sevgili kardeşlerim!.. Bu sitededeki bütün yazılar,  mp3 sohbetler,  TV programları, tamamen Efendimizden öğrendiğimiz ilimle gerçekleştirilmiştir. Sizler de Allah’a ulaşmayı dileyip, Hacet Namazı ile Allah’a sorarak öğrenip tabi olacağınız Mürşidiniz, Allah’tan aldığı ilimleri sizlere de öğretecektir inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

GÖK KATLARI
Ferhat BAŞTUĞ - Makaleleri

lale1GÖK KATLARI
RUHUN ALLAH'A ULAŞMASI
1- BİRİNCİ GÖK KATI Birinci kata çıkma yetkisini aldığı anda (%7 nur birikimi gerçekleşene kadar) ruh ana dergâha ulaşır. Ana dergâhta artık ona bir rahle ve bir Kur'ân-ı Kerim teslim edilecektir. 10'arlık insan ruhları sıralarından birine yerleşecektir. Her sabah Hz. Ebubekir'in elini öperek oradaki dergâhın, oradaki müderrisin kürsüsünün arkasında altın kapının sağ tarafındaki secde edenlerden birisi olacaktır. Ve altın kapıdan (Sırat-ı Müstakiym'in başlangıç noktasından) yukarıya yükselmeye başlayacaktır. (1. gök katı) Birinci katta secde edecek ve kalacaklar.2- İKİNCİ GÖK KATI İkinci kata çıkma yetkisi geldiği zaman ruh ikinci kata çıkacak suvarılma havuzlarında suvarılmaya başlayacaktır. Suvarılma havuzları 2 metre 20 cm, boyunda şeffaf havuzlar sevgili okuyucular. Turuncu renkte şeffaf bir havuz. Onun içinde ruhlar tamamen o havuzun içine girerler.


Nefes almak diye bir problemleri olmadığı için sıvının içinde yaşamaya devam eder. 3- ÜÇÜNCÜ GÖK KATI Sonra üçüncü kata doğru yolculuk yapılır. Sevgili okuyucular, nefs-i emmarede birinci katta secde edilir. Nefs-i levvamede ikinci kat, suvarılma havuzlarına ulaşılır. Bu işlem tamamlanır. Nefs-i mülhimede üçüncü kata yükselinir. Üçüncü kat iki katlı bir dergâhtır. Normal standartlarda bu iki katlı dergâhın üst katında sadece bir secde işlemi yapılır ve oradan çıkılıp onun avlusunda bulunan mihenk menfezi adı verilen bir silindire ulaşılır. Bu bir metre veya bir metre 20 cm genişliğinde, sonsuz uzunlukta bir silindirdir; içi boştur. Ve bu silindir üçüncü katı dördüncü kata bağlar. İşte bu sonsuz silindirin adı mihenk menfezidir. Nefs-i mülhimede üçüncü kata ulaşan kişi, orada bir süre secdesini yaparak üçüncü kata kadar çıkabilir, orada secdesini yapar. Nefs-i mutmainneye ulaştığı zaman dördüncü kata çıkma yetkisini alır. O zaman mihenk menfezini mutlaka geçecektir. Oraya giren otomatik olarak yükselmeye başlar. Sonsuz bir hızla, ışık hızının çok ötesinde bir hızla dördüncü kata ulaşılır. Bir sonraki, bir evvelkinden sonra çıkacağı için, öndekinin ayakları bir sonrakinin başının üzerindedir. Tabiatıyla birbirlerine değmezler. Ve ruhlar mihenk menfezinin önünde yaşanan bu secde işleminin hemen arkasından, mihenk menfezinden dördüncü kata yükselirler. Nefs-i mutmainnede dördüncü kata ulaşılır. 4- DÖRDÜNCÜ GÖK KATI Sevgili kardeşlerim dördüncü kat, bizim dünyamızdaki Beyt-ül Makdis'in, yani Mescid-il Aksa'nın aynıdır. Dördüncü kattaki asıl cami esas alınarak dünya üzerinde de vücuda getirilmiş. Ve orada uçarak kapıdan içeriye girilir, secde yapılır. Ön saflar beşinci kata yükselir, geri kalanlar secde de beklerler, beşinci kata ve altıncı kata yükselenler tekrar geriye gelsinler, onlarla beraber aşağıya uçsunlar diye. 5- BEŞİNCİ GÖK KATI Beşinci kata yükselen ruhlar, beşinci kata ulaştıkları zaman bakarlar ki burası Mescid-il Haram'ın aynı. Yani hac mevsiminde, hac edilen o büyük camiinin aslı onun aynı orada. Oradan almışlar örneği, dünya üzerinde vücuda getirmişler. Öbür taraftan oradaki işleme haccü'l ekber denir. Yani hacca giden bir insan dünya üzerinde neler yapıyorsa, orada aynı imkânlar vardır ve yeryüzündeki hac bir ay sürer. Ama oraya her uğrayışta kısa bir hac oluşur, çünkü orada Beyt-ül Haram'ın aslı vardır. Beşinci kat, biliyorsunuz, Allah'tan razı olanların katıdır. 6- ALTINCI GÖK KATI Altıncı kat, Allah'ın kendilerinden razı olduklarının katıdır. Altıncı kat, çok farklı bir özelliğin sahibidir. Bir defa altıncı katın kapısı normal bir kapı değildir. Bir insan silüeti düşünün: Silüetini bir kapı olarak düşünün. Diyelim ki iri yarı birisi girmiş olsun. Oradan girdiği anda onun şeklini alır kapı. Başı, omuzları, kolları ve bunun dış çevresi kapı hüviyetini alır. Ama ondan sonra çok kısa boylu bir adamın oradan geçtiğini düşünün, bu sefer de kapı küçülür onun şeklini alır. Yani sevgili okuyucular altıncı kat, nev'î şahsına münhasır çok özel bir yer. Kapıdan son geçenin izi, bir silüet olarak mutlaka orada kendini gösterir. Son giren veya son çıkan kesin olarak kapıya şeklini bırakır. Her girenin şekli kapıda kendisini gösterir. Kapının kanatları falan yok, açık. Ama her girenle birlikte şeklini değiştirir. İçeri girdiğiniz zaman sevgili okuyucular, yerden yaklaşık dört metre yukarıda buz kalıbına çok benzeyen bir nur göreceksiniz. Bu nura dikkat edin. Çok açık yeşil renkte bir beyaz nur. Karşısında herkes ayakta sıra olur, tek bir sıra oluşturulur. Sol kanat velîsi sol tarafta yukarıda bir kontrol mevkiinden olanları görüyor. Sağ kanat velîsi sağ tarafta biraz daha yukarıda bir yerde, o da olayları görür. Ve nurdan çıkan ışınlar, orada bulunan bütün ruhların derilerini kendi rengine döndürür. Beyaz ve çok açık yeşil. Ama sadece rengini döndürmekle kalmaz, ellerinin ve yüzlerinin bütün derileri çatlar. Bu çatlak çatlak olan derilerin tedavisi için özel aletlerle (başlarına konur bu aletler), tedavileri yapılır. Çatlaklar izale edildiği zaman altıncı kattan aşağıya doğru inme başlar. Beşinci kata inilir, hep beraber toplanıp beşinci kattakilerle birlikte dördüncü kata inilir. Dördüncü kattakileri de alarak üçüncü kata inilir. Her kattakiler de beraber gelerek birinci katta hepsi tamamlanır ve zemin kata inilir. Herkes onarlık sıralarda ait olduğu yere geri döner.Ve günlerden bir gün bu insanlardan birinin yüzü ve elleri çatlamaz. Rengi o rengi alır ve bir daha değişmez. Bu kişi için Kur'ân-ı Kerim'imiz "sıbgatullah olmuştur" diyor. Yani Allah'ın boyasıyla boyanmış, Allah'ın boyasıyla renk değiştirmiş olan bir insan. Beyaz çok açık yeşil bir muhteşem renk. Bu kişiye özel elbiseler giydirilir. Sevgili okuyucular bu elbiseler, Kafkasların, Kafkas dansları yapanların özel elbiseleri var ya ona çok benzer, siyah renkte. İşte bu elbiseler giydirilir ve bir de kılıç verilir ellerine. Eğri bir kılıç. O kılıçla birlikte kişi kılıcı yukarı doğru kaldırıp kubbeli tavandan kapıdan yukarı yükselir. Ve yedinci kata ulaşır. Ötekilerin hepsi altıncı kata kadar çıkabilir, tekrar beşinci kata, dördüncü kata, zemin kata inilir. Henüz yedinci kata çıkma yetkisinin sahibi değillerdir. 7- YEDİNCİ GÖK KATI 7.1- FETİH KAPISI VE KADER HÜCRELERİYedinci kata çıkan bu kişi, bir kapı görür karşısında. Altın bir kapı. Ama bu kapı zemin kattaki Sırat-ı Müstakiym girişindeki kapının aynı. Yüzde yüz aynı kapı. Baklava dilimli,ve üzerinde kolu, tokmağı olmayan bir kapı. Bu kapının bir başka özelliği var: Bunun altında yedi tane beyaz mermerden basamak var. Yedi basamakla çıkılıyor bu kapının bulunduğu yere. Merdivenin iki tarafında tırabzanlar var. O beşinci basamakta, sağ tırabzandan sonra uzanan, yedi tane baklavadan oluşan bir altın zincir var sevgili okuyucular. Yaklaşık kol kalınlığında bir zincir bu. O kişi elindeki kılıçla, bir defa bu altın zincirin üzerine vurur. Altın zincir ikiye ayrılır. Aynı anda arkadaki kapı açılır. Geri kalan basamakların üzerinden uçarak kapıdan içeri girer . İşte bu kapı fetih kapısıdır. Oradan tavanı aşarsınız yukarısı kader hücreleridir. Sol tarafınız geçmişinizdir. Bir duvarla örülüdür. Bu duvarın üzerinde sıva göremezsiniz. Taşların üst üste konulmasıyla oluşturulan alelade bir duvar hüviyetinde. Ama sağa döndüğünüz zaman önünüzde size ait sonsuza kadar uzanan kader hücrelerini göreceksiniz, turuncu renkte bal peteklerine çok benzeyen altıgen kader hücreleri. Sonsuz hızla bunların üzerinden aşıp ikinci aleme geçeceksiniz. İkinci aleme geçmek yetkisini aldığınız zaman. 7.2- ÜMMÜLKİTAP, KUDRET DENİZİ, MAKAM-I MAHMUD, DİVAN-I SALİHİYN, ZİKİR HÜCRELERİİkinci alemde ümmülkitap göreceksiniz. On katlı bir apartman büyüklüğünde bir kitap, boşlukta durur, 4m yükseklikte yaklaşık yerden. Altında, etrafında 60 kişinin yer aldığı çok kocaman bir kürsü var. Normal bir odadan daha geniş bir kürsü. Kürsünün karşı tarafında, ümmülkitab'ın altında, Devrin İmam'ını göreceksiniz; orada vazifeli. Ümmülkitab'ın bir sayfası açık. Bu kitabın içinde Allah'ın bütün mukaddes kitapları yer alıyor. Bundan sonraki alemler: Kudret Denizi, Makam-ı Mahmud, Divan-ı Salihiyn en nihayet zikir hücreleri. Burada çok aydınlık olmayan bir ortamda, simetrik olarak yerleştirilmiş olan yüzlerce hücre göreceksiniz. Yaklaşık iki metre yirmi santim yüksekliğinde küre. Şeffaf kürelerin içinde insan ruhları oturup ellerinde tespihleri ile zikir yaparlar. Ve böyle bir ortamda her gün Devrin İmam'ı, arkasındaki iki kişi (Peygamber Efendimiz (S.A.V)'le Hz. İsa) olmak üzere üç kişi inerler. Ve her gün zikir hücresi içinde bulunan herkes dışarı çıkar ve bir hilâl meydana getirirler. Bu hilâlin önünde Türk bayrağındaki yıldızın yerinde bu üç kişi gelip, belli bir süre mutlaka sohbet yaparlar. Zikir hücresindekiler, bu sohbetten evvel el öperek hilâli meydana getirirler. İkinci sıra, ilk sıranın baştakilerden bir sonrakinden başlar, üçüncü sıra onlardan bir sonrakinden başlar, böylece ortası geniş kenara doğru gittikçe daralan bir hilâl vücuda gelir. Hilâlin birbirine yaklaşan noktalarında da bu üç kişiden oluşan bir yıldız söz konusu. Ve Allahû Tealâ'nın dizaynında, bu sohbet her gün mutlaka tahakkuk eder. Bir gün zikir hücrelerinden bir kişi zikrini tamamlamış olur. O kişi, İndî İlâhi'ye ve oradan Sidret-ül Münteha'ya ulaşır. Sidret-ül Münteha'da o kişi Rabbini görür. (Yalnız ruh görür, siz bu seviyede henüz göremezsiniz) ve Allah'a oradan yükselerek ulaşır. Allah'ın Zat'ına ulaştığı zaman da, Allah'ın Zat'ında ifna olur, yok olur. 7.3- İSLÂM OLMANIN BİRİNCİ SAFHASI7.3.1- RUHUN ALLAH'A ULAŞMASI (VUSLAT)Zikir hücrelerine ulaşan kişi, oradan bir daha aşağıya inmez. Yedinci katın altıncı alemi olan zikir hücreleri, oraya ulaşan kişiyi orada artık daimî tutar. Ne zamana kadar? Bu kişi zikrini tamamlayıp da Allah'a ulaşana kadar. İşte bu Allah'a ulaşmak seyr-i sülûkun tamamlandığını, vuslatın oluştuğunu gösterir. Allah'a ulaşan ruh, Allah'ın Zat'ında ifna olur; yok olur. Ve Allah'ın Zat'ı, o kişinin ruhuna meab olur. Şimdi beraberce Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesine bakalım. Ne diyor Allahû Tealâ; Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesi "Zâlikelyevmülhakk, femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ."İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün) Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakiym'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. İşte sevgili okuyucular, meaba ulaşmış olanlar, evvab adını alıyor. Kaf Suresinin 31 ve 32. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki; Kaf Suresinin 31 ve 32. âyet-i kerimesi "Ve üzlifetilcennetü lilmüttekıyne gayre ba'ıyd hâzâ mâ tû'adûne likülli evvâbin hafiyz."Cennet takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allaha ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafız (başları üzerinde mürşidin ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için. "Likülli evvâbin hafiyz" Bütün evvab olanlara, (ruhlarını Allahû Tealâ'ya ulaştırıp da Allah'ın Zat'ı kendilerine meab olanlara ve başlarının üzerinde mürşidin, Devrin İmam'ının ruhunu taşıyan, muhafız taşıyanlara "hafiyz" diyor Allahû Tealâ, muhafızın sahibi demek, muhafaza altında olan demek (O muhafaza altında olan kişiler ve ruhlarını Allah'a ulaştıranlar için) cennet yaklaştırıldı, diyor. Kişinin ruhu, ne zaman Allahû Tealâ'nın Zat'ına ulaşırsa, o kişinin, ruhu Allah'a ulaşmış olur ve takva sahibi olur. Onun için Allahû Tealâ, Kaf Suresinin 31. ve 32. âyetlerinde bunları söylüyor. Takva sahiplerine (takva sahibi, ruhunu Allah'a ulaştırmış olan kişi) evvab, (Allah'ın Zat'ı kendisine meab olmuş, sığınak olmuş kişi) Allah cenneti lâyık görüyor. Sevgili okuyucular burası üçüncü bölümün sonu. Yani ilk yedi basamakta kişi âmenû oldu: Kulaklarındaki vakra alındı, kalbindeki ekinnet alındı yerine ihbat konuldu, irşad makamıyla arasındaki hicab-ı mesture alındı, kişi âmenû oldu. Onbirinci basamakta huşûya ulaştı, nefs tezkiyesine başladı. Yirmibirinci basamakta nefs tezkiyesini tamamladı, nefsinin kalbinin yarısından fazlası aklandı ve ruhu Allah'a ulaştı. Nefs Allah'a verdiği yemini gerçekleştirdi tezkiye oldu. Ruh, Allah'a verdiği misaki gerçekleştirdi; Allah'ın Zat'ına ulaştı ve Allah'a teslim oldu. Fizik vücut şeytana kul olmaktan kurtuldu. Allah'a tam kul olamadı ama şeytana kul olmaktan kurtuldu. İslâm kelimesi "silm" kökünden gelir ve teslimi içerir. Burada İslâm olmanın birinci safhası gerçekleşir; ruh Allah'a teslim olur. İkinci safhada fizik vücut Allah'a teslim olacak, üçüncü safhada da nefs Allah'a teslim olacak ve kişi o zaman İslâm olacaktır. Yani İslâm'ın 5 tane şartını yerine getiriyor diye hiç kimse İslâm olamaz. Sevgili okuyucular görüyorsunuz ki, bu büyük bir olay. Ve insanlar bu konuda ne yazık ki hiçbir bilginin sahibi değiller. Koskoca bir Kur'ân-ı Kerim hepimizin elinde. Bu ufuklar herkese açık. Öyleyse Allah'ın güzelliklerini insanların çoğu neden yaşamıyor, ne düşünüyorsunuz? Ben kendilerine yazık ettiklerini düşünüyorum. Öyleyse 21. basamaktan ötesi ikinci ve üçüncü teslimleri içeren velâyet makamları. Velâyet, evliyalık müessesesi, ruhumuzun Allah'ın Zat'ında ifna olduğu noktada başlar. Hiç kimse ruhu Allah'ın Zat'ında ifna olmadıkça evliya olamaz; takva sahibi olamaz. Takva sahibi olmak deyince insanlar ne anlıyor? Takva kelimesi, sakınmak, çekinmek, korkmak anlamına geliyor lügat manâsı itibariyle, Neymiş? Allah'tan korkan takva sahibiymiş. Hadi bakalım buyrun şimdi. Allah ruhunu Allah'a ulaştıranın takva sahibi olduğunu söylüyor (Rum-31), fizik vücudunu (vechini) şeytana kul olmaktan kurtaranın takva sahibi olduğunu söylüyor (Bakara-21), nefsini tezkiye edenin takva sahibi olduğunu söylüyor (Necm-32). Hepsi 22 inci basamakta gerçekleşir. Oysaki 2 inci basamakta olan ve cehenneme gidecek olan kişi de Allah'tan korkar yani âlimlere göre takva sahibi. İyi mi? Sevgili okuyucular, eğer kişi Allah'a inanıyorsa ulaşıyorsa mutlaka Allah'tan korkacaktır. Ta ki Allah'a aşık olsun, Allah da onu sevsin. O zaman korku sevgiye döner. Unutmayın seven sevdiğine koşar, korkan korktuğundan kaçar. Öyleyse Allah, Allah'ı sevmenizi ve O'na ulaşmanızı ister. Üstelik de ruhunuzun Allah'a ulaşması demek olan vuslatı üzerinize 9 defa direkt olarak farz kılmış. İki defa da indirekt olarak farz kılmış. Nefsinizin tezkiyesini 3 defa, fizik vücudun Allah'a kul olmasını 3 defa farz kılmış. Size Kur'ân-ı Kerim'in farzlarını anlatıyorum hep. Söylediklerimizin hepsi farz hükümler taşıyor. Ruhunuzun Allah'a, siz ölmeden evvel ulaşması da hepinizin üzerine farzdır. Nefsinizin tezkiyesi de farzdır. Fizik vücudunuzun Allah'a teslim olması da farzdır. Nefsinizin Allah'a teslim olması da farzdır. Onları akabinde anlatmak istiyorum. Ama şimdi şu farzları bir görelim: 7.3.2- RUHUN ALLAH'A ULAŞMASI FARZDIRRuhunuzun ölmeden evvel Allah'a ulaşması farz mıdır? Dokuz defa direkt farz: 1- Zümer-54 "Ve eniybû ilâ rabbiküm ve eslimû lehü min kabli en ye'tiyekümül'azâbü sümme lâ tünsarûn.""Allah'a dön (ruhunu Allah'a ulaştır) ve (böylece) Allah'a teslim ol, üzerine azap (kabir azabı) gelmeden önce (ölümden önce). Yoksa sonra yardım olunmazsın." diyor Allahû Tealâ. Ölmeden evvel sevgili okuyucular, hayatta olan bir iradeye Allahû Tealâ emrediyor. "Ruhunu Allah'a döndür ama ruhunu teslim etmen yetmez, diyor. Fizik vücudunu da nefsini de Allah'a teslim edeceksin, diyor sonunda." 2- Rum-31 "Münibiyne ileyhi vettekuûhü ve ekıymussalâte ve lâ tekûnû minelmüşrikiyn.On'a (Allah'a) dön (Allah'a ulaş) ve takva sahibi ol ve namaz kıl ve müşriklerden olma.3- Fecr-28 "İrci'ıy ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh."Allah'tan razı ol ve Allah'ın rızasını kazan. (Ey ruh!) Allah'a (Rabbine) geri dönerek ulaş.4- Zariyat-50 "Fefirrû ilallah, inniy leküm minhü neziyrün mübiyn."Öyleyse Allah'a kaç (Allah'a ulaş, Allah'a sığın). Muhakkak ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. 5- Lokman-15 "Ve in câhedâke alâ en tüşrike biy mâ leyse leke bihî ilmün felâ tütı'hümâ ve sahıbhümâ fiyddünyâ mağrûfen vettebi' sebiyle men enâbe ileyy, sümme ileyye merci'uküm feünebbiüküm bimâ küntüm ta'melûn."Ve eğer annen baban bilmediğin bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Kim bana dönmüşse (ruhu ölümden evvel bana ulaşmışsa) sen de onun yoluna tâbî ol (aynı yolu takip ederek sen de bana ulaş), sonra (ölümden sonra) hepiniz bana döneceksiniz (Azrail As. sizi Bana getirecek) size yaptıklarınızı haber vereceğim.6- Yunus-25 "Vallahü yed'û ilâ dârisselâm ve yehdiy men yeşâü ilâ sırâtın müstekıym."Ve Allah teslim yurduna (ruhu teslim alacak olan kendi Zat'ına) davet eder. Ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kişiyi Sırat-ı Müstakiym'e (Allah'a ulaştıran yola) ulaştırır, vasıl eder. (Sırat-ı Müstakiym Allah'a ulaştıran yolun adı.) 7- Müzemmil-8 "Vezkürisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtiylâ."Rabbinin (Allah'ın) ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek O'na (Allah'a) dön (ulaş, vasıl ol).8- Şura-47 "İsteciybû lirabbiküm min kabli en ye'tiye yevmün lâ meredde lehü minallâh, mâ leküm min melcein yevme izin ve mâ leküm min nekiyr."Allah tarafından geri çevrilmesine çare olmayan (ölüm) günü gelmeden evvel Rabbinizin davetine icabet edin. Ecel günü (geldiği zaman) sizin için başka (kaçıp sığınacağınız) bir sığınak yoktur ve onu inkâr da edemezsiniz. (Daveti gördük; Allah'ın Zat'ına davet ediyor Allahû Tealâ.) 9- Rad-21 "Velleziyne yasılûne mâ emerallahü bihî en yûsale ve yahşevne rabbehüm ve yehâfûne sûelhisâb."Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel) Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını) O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. Sevgili okuyucular gördüğünüz gibi ruhunuzun biz ölmeden evvel Allah'a ulaşması dokuz defa üzerimize farz. Direkt farz. İki defa da indirekt farz. Allahû Tealâ diyor ki: 7.4- ÜÇ YEMİNİMİZ"Ve bi'ahdillâhi evfû."Bütün yeminlerinizi, ahdlerinizi, misaklerinizi hepsini yerine getirin. Ve Maide Suresinin 7. âyet-i kerimesi: İşittik ve itaat ettik dediniz. Allah da misaklerinizi üzerinize farz kıldık. Öyleyse ne olur? Olaya baktığımız zaman şunu görüyoruz. Araf-172; Biz ezelde bütün Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini çıkardık ve hepsini huzurumuzda topladık. Sonra onlara dedik ki; "elestü birabbiküm" Ben sizin Rabbiniz değil miyim? "Kalû" Dediler ki, "belâ" evet. (Evet dediler, sen bizim Rabbimizsin). Allahû Tealâ da diyor ki, öyleyse ey nefsler Bana yemin vereceksiniz tezkiye olacağınıza dair, ey ruhlar sizlerden misak istiyorum, ölmeden evvel Bana ulaşacağınıza dair, ey fizik vücutlar siz de Bana ahd vereceksiniz şeytana kul olmaktan kurtulup Bana kul olacağınıza dair.) Allahû Tealâ soruyor: Sözlerimi işittiniz mi? Cevap veriyoruz: "semina" işittik. Allahû Tealâ buyuruyor öyleyse itaat edin. Yemin veriyor nefslerimiz, misak veriyor ruhlarımız, ahd veriyor fizik vücutlarımız. Ve Allahû Tealâ bize söz ile de ikrar ettirmek için diyor ki: Emrimi yerine getirdiniz mi, emrime itaat ettiniz mi? Diyoruz ki "atana" itaat ettik. O da buyuruyor: Yeminleri üzerinize yükledik diyor. İşte böyle bir dizaynda, Allah'a verdiğimiz yeminimiz, misakimiz ve ahdimiz üzerimize farz kılınmış. Kim ruhunu Allah'a ulaştırdıysa yeminini yerine getirmiştir, nefsi tezkiye olmuştur. Yani nefsinin karanlıklarının %50'den daha fazlası, Allah'ın nuruna dönüşmüş, ruhun hasletlerinin fazilet adıyla nefsin kalbine yerleşmesi söz konusu olmuştur. Nefs, yeminini gerçekleştirmiştir. Ruh, misakini gerçekleştirmiştir; Allah'ın Zat'ına ulaşmıştır. Fizik vücut, ahdini gerçekleştirmiştir; şeytana kul olmaktan kurtulmuştur. Sevgili okuyucular bunun bir mükâfatı, olması lâzım. Açık bir şekilde Al-i İmran Suresinin 76 ve 77. âyetleri şunu söylüyor. Allahû Tealâ diyor ki; "Belâ men evfâ biahdihi vettekâ fe innallahe yuhibbül müttekîne."Hayır (öyle değil); kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir de TAKVA'ya ulaşırsa, muhakkak ki Allah takva sahiplerini sever. "İnnellezine yeşterûne bi ahdillâhi ve eymânihim semenen kalilen ülâikelâhalaka lehüm filâhırati ve lâ yükellimühümullâhü ve lâyenzuru ileyhim yevmelkıyâmeti ve lâyüzekkîhim ve lehüm azâbün elîm."Hiç şüphesiz o kimseler ki, Allah ile olan ahdlerini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette hiç bir nasip yoktur. Allah onlar ile konuşmayacak, ve kıyamet günü (merhamet nazarıyla) onlara nazar etmeyecek (bakmayacak) tır. Ve onları tezkiye de etmeyecek (onlar Allah'a verdikleri yemini yerine getiremeyecek, yani nefsleri tezkiye olmayacaktır) tır. Onlar için elim bir azap vardır.Allah'a verdikleri misaklerini yerine getirmeyenler var ya onların ahirette bir nasibi yoktur. Ama kim Allah'a verdiği yemini, misaki, ahdi gerçekleştirirse, onlar takva sahipleridir.Burada Allahû Tealâ "onlar cennete girer" demiyor. Ahirette bir nasipleri yoktur, diyor. İkincisinde yeminini, misakini ve ahdini yerine getirenlerin takva sahibi olduğunu kesinleştiriyor. Necm-32'de nefsini tezkiye edenlerin takva sahibi olduğunu, Bakara-21'de fizik vücutlarını Allah'a teslim edenlerin, Allah'a kul edenlerin takva sahibi olduklarını ve Rum-31'de de ruhlarını Allah'a ulaştıranların takva sahipleri olduklarını görmüştük. Burada da Allahû Tealâ toptan hesabı görüyor. Yeminin, misakini, ahdini yerine getirenlerin hepsi takva sahipleridir diyor. Şöyle bitirmiş; "Ve Allah takva sahiplerini sever." Allahû Tealâ'nın takva sahiplerini sevmesi söz konusu, ama bunun sonunda ne olacağına beraberce şimdi bakalım: Al-i İmran Suresi 15. âyet-i kerime: "Kul e ünebbi'üküm bihayrın min zaliküm. Lillezinettekav ınde rabbihimcennatün tecrî min tahtıhel enharu halidine fîha ve ezvacün mutahharatün ve rıdvanün minallah. Vallâhü basirun bil'ıbad."De ki "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rab'lerinin katında içinde devamlı kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve tertemiz eşler ve Allah'tan rıza (makamı) vadır." Allah kullarını BASİR'dir (görendir, görücüdür). Al-i İmran-198"Lakinillezinettekav rabbehüm lehüm cennâtün tecrî min tahtihal'enhâruhâlidîne fîhâ nüzülen min ındillâh. Ve ma ındallâhi hayrun lilebrâr."Fakat Rab'lerine (karşı) takva sahibi olanlar. Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler var. Allah tarafından bir ağırlanışla, orada ebedi kalacaklar. Allah katındaki şeyler EBRAR için hayırlıdır. Kaf-31, 32"Ve üzlifetilcennetü lilmüttekıyne gayre ba'ıyd hâzâ mâ tû'adûne likülli evvâbin hafiyz."Cennet takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaad olduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allaha ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafız (başları üzerinde mürşidin ruhunu muhafız olarak taşıyan) olanlar için. Sevgili okuyucular, üç âyet-i kerime kesin olarak takva sahiplerinin cennete gireceğini söylüyor. Ve Allahû Tealâ da Al-i İmran Suresinin 76 ve 77. âyet-i kerimelerinden, birincisinde takva sahibi olmayanların, yemin, misak ve ahdlerini yerine getiremeyenlerin ahirette bir nasiplerinin olmadığını ifade ediyor. İkincisinde ise, yerine getirenlerin takva sahibi olduklarını, yani cennete gireceklerini ifade ediyor. Peki daha önce Allahû Tealâ anlatmış mı nefsini tezkiye eden, ruhunu Allah'a ulaştıran, fizik vücudunu Allah'a kul eden bir kişinin cennete gideceğini? Kelime kelime net olarak anlatmış. Kör kör parmağım gözüne, diyor Allahû Tealâ. Fecr-27, 28, 29, 30 "Yâ eyyetühennefsülmutmainne irci'ıy ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh fedhuliy fiy ibâdiy vedhuliy cennetiy." Ey mutmain olan nefs! Allah'tan razı ol, Allah'ın rızasını kazan, tezkiye ol. (Basamaklara bir bakalım mı: emmare, levvame, mülhime ve dördüncü basamak mutmainne. "Ey mutmain olan nefs." diyor, mutmainneye ulaşmış bir nefse sesleniyor Allahû Tealâ. Allah'tan razı ol (radiye). Allah da senden razı olsun Allah'ın rızasını kazan (mardiyye) ve tezkiye ol (tezkiye). Ruha sesleniyor: "İrci'ıy ilâ rabbike" Ey ruh! Sen de Rabbine geri dön. Ey nefs tezkiye ol! Yani Bana verdiğin yemini yerine getir. Ruha sesleniyor: Bana geri dön. Bana verdiğin misaki yerine getir. Fizik vücuda sesleniyor: "Fedhuliy fiy ibâdiy" o zaman diyor ey fizik vücut, nefsin tezkiye olduğu, ruhun da Bana ulaştığı zaman kişi de Bana verdiği yemini ve misaki gerçekleştirdiği zaman, sen ancak o zaman Bana kul olabilirsin, oldun. Hadi gel kullarımın arasına gir.. "İyi de sonuç ne olacak" diyeceksiniz değil mi? Sonunu söylüyor 30. âyet-i kerimesinde: "Vedhuliy cennetiy" ve cennetime gir. Kim nefsinin yeminini gerçekleştirirse, kim ruhunun misakini gerçekleştirirse, kim fizik vücudunun ahdini gerçekleştirirse, o kişinin gideceği yerin cennet olduğunu Allahû Tealâ kesinleştiriyor bu âyetle. 7.5- HİDAYET VE DALÂLETVe sahâbeye baktığımız zaman hepsinin bunları gerçekleştirdiğini görüyoruz. Çünkü Zümer Suresinin 18. âyet-i kerimesinde bütün sahâbenin hidayete erdiğini söylüyor Allahû Tealâ. Ruhun Allah'a ulaşması hidayettir, bir. Fizik vücudun şeytana kul olmaktan kurtulması hidayettir, iki. Nefsin tezkiye olması hidayetti, üç. Ruhun Allah'a ulaşması, fizik vücudun şeytana kul olmaktan kurtulması ve nefsin tezkiye olması, üçü de hidayettir diyor Allahû Tealâ. Zümer Suresinin 23. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, nurlarını ikişer ikişer gönderdiğini, bu nurların kişinin kalbinde aklanmayı sağladığını, kişiyi tezkiye ettiğini söylüyor. Ve bu tezkiyenin sonunu söylüyor: "Allahü nezzele ahsenelhadîys, kitâben müteşâbihen mesâniy, takşa'ırru minhü cülûdülleziyne yahşevne rabbehüm, sümme teliynü cülûdühüm ve kulûbühüm ilâ zikrillâh, zâlike hüdallahi yehdiy bihi men yeşâ, ve men yudlilillâhü femâ lehü min hâd."Allah ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını ikişer ikişer (rahmet-fazl ve rahmet-salâvât) kitaba müteşabih (benzer) olarak indirir. Bu (nurlar)dan insanların derileri (tüyleri) ürperir ve Rab'lerine karşı huşû sahibi olurlar, sonra Allah'ın zikri ile (bu nurlar) kişinin derilerini (vücudunu) ve (nefsinin) kalbini yumuşatır (titretir, aydınlatır, tezkiye eder ve böylece kişinin ruhunu Allah'a ulaştırır ve onu hidayete erdirir). İşte bu Allah'ın hidayetidir ki, Allah dilediği kişiyi (nefsini Allah'ın nurlarıyla tezkiye ederek ve böylece Zat'ına ulaştırarak) hidayete erdirir. Kimi de dalâlette bırakırsa onun için bir hidayetçi yoktur.Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesinde; "Ve lekad be'asnâ fiy külli ümmetin resûlen eni'büdullahe vectenibûttâguût, feminhüm men hedallahü ve minhüm men hakkat aleyhiddalâleh, fesiyrû fiyl'ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetülmükezzibiyn."Ve andolsun ki biz bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde Resûl'ler be'as ettik, (hayata getirdik, vazifeli kıldık) taguttan kurtulsunlar ve Allah'a kul olsunlar diye. Onlardan bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. (Resûl'lere tâbî olanlar hidayete erdi, tâbî olmayanların ise üzerine dalâlet hak oldu). Yeryüzünde gezin, yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün.Demek ki fizik vücudun şeytana kul olmaktan kurtulması da hidayet. Ruhun Allah'a ulaşması da hidayet. Çünkü Allahû Tealâ çok açık bir şekilde söylüyor: "İnnel hüda hüdallah."Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. "İnne hüdallahi hüvel hüdâ."Muhakkak ki Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir. "Men yehdillahü fe hüvel mühted."Allah kimi kendi Zat'ına ulaştırırsa o zaman o kişi hidayete erer. Maide Suresinin 105. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: "Yâ eyyühelleziyne âmenû aleyküm enfüseküm, lâ yadurruküm men dalle izehtedeytüm, ilallâhi merci'uküm cemi'an feyünebbiüküm bimâ küntüm ta'melûn."Ey âmenû olanlar! (ilk 7 basamağı aşanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler) nefslerinizin sorumluluğu, (nefslerinizi tezkiye etmek) üzerinizedir, (üzerinize borçtur) siz (nefsinizi tezkiye ederek) hidayete erdiğiniz zaman dalâlette olanlar size bir zarar veremezler. Hepiniz Allah'a döndürüleceksiniz. Böylece size yaptıklarınız bildirilecektir. Öyleyse Sevgili Okuyucular, üç ayrı cepheden hidayet var.Demek ki nefs tezkiyesi hidayet, ruhun Allah'a ulaşması hidayet, fizik vücudun Allah'a kul olması hidayet. 7.6- CENNETİ HAK ETMEKİşte sevgili okuyucular, burası kurtuluşun bulunduğu yer. Ruhumuzun Allah'a teslim olduğu, üç vücudumuzun da kendine düşen görevi yerine getirdiği ve cenneti üçüncü kez hak ettiği yer. Ne demek istiyoruz? 1) Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, cenneti haketmiştir. Eğer bu kişi yaşarsa mutlaka mürşidine ulaşacaktır. İki sebepten daha cenneti hak edecektir. 2) Dalâletten kurtulduğu için. 3) Küfürden kurtulduğu için. Bu kişi mürşidine ulaştığı an, önünde diz çöküp tövbe ettiği an, Allah'a ulaşmayı dileyen kişi üç ayrı cepheden cenneti hak eder: Ruhunu Allah'a ulaştırdığı zaman, nefsini tezkiye ettiği zaman, fizik vücudunu Allah'a kul ettiği zaman ise üç ayrı cepheden daha yani 6 cepheden cenneti hak eder. Kim birinci teslimi tamamlayıp ruhunu Allah'a ulaştırırsa, o kişi altı ayrı açıdan cenneti hak etmiştir. Birinci safhada kişi, Allah'a ulaşmayı dilediği için, bir tek cepheden cenneti hak eder. İkinci safhada (kişi mürşidine ulaştığı için) buna dalâletten kurtulma ve küfürden kurtulma sebebiyle iki ayrı cepheden daha cenneti kazanmak eklenir. Hangi standartlarda geçerli? Kişi Allah'a ulaşmayı diledi, ikinci safhaya ulaşamadan öldü. O kişi mutlaka Allah'ın cennetine gidecektir. Bir tek cepheden cenneti hak etmiştir. 1- Allah'a ulaşmayı dilediği için. Kişi mürşidine ulaştı, dalâletten kurtuldu, sonra öldü. Üç ayrı cepheden cenneti hak etmiştir. Kişi ruhunu Allah'a ulaştırdı, nefsini tezkiye etti, fizik vücudunu Allah'a kul etti. Üç ayrı cepheden daha cenneti hak etmiştir. Tam altı cepheden altı ayrı açıdan cenneti hak etmiştir. 1- Allah'a ulaşmayı dilediği için. 2- Dalâletten kurtulduğu için. 3- Mü'min olduğu için. 4- Ruhunu Allah'a ulaştırdığı için. 5- Nefsini tezkiye ettiği için. 6- Vechini (fizik vücudunu) şeytana kul olmaktan kurtardığı için (birinci kulluğa ulaştığı için). İşte bu insan, Allah'ın evliyasıdır. 7.7- EVLİYAULLAH OLMAKSevgili okuyucular, Allah'ın evliyası olmaya ve Allah'ın ahiret saadetine ulaşmaya gelin şimdi beraberce bakalım: Diyor ki Allahû Tealâ: Yunus-62, 63, 64 "Elâ inne evliyâallâhi lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn elleziyne âmenû ve kânû yettekuûn lehümül büşra fiylhayâtiddünyâ ve fiylâhıreh."O Allah'ın evliyası var ya onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar. Onlar âmenûdurler ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara cennette de dünyada da müjdeler (mutluluklar) vardır. Hem cennet saadeti, hem dünya saadeti onlarındır" diyor Allahû Tealâ. İşte sevgili okuyucular, burası altı ayrı cepheden kurtuluşa ulaştığımız ve Allah'ın evliyası olduğumuz, İslâm olmanın birinci safhasıdır. Allah'a ilk teslimi gerçekleştirdiniz, ruhunuzu Allah'a teslim ettiniz. İlk teslim tamamlanmıştır. İslâm olabildiniz mi? Hayır. Ama İslâm'ın birinci safhasını gerçekleştirdiniz. E.H

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile